kenan_evren_izmir_konusmasi4_225

Bu hükümetin de meşruiyetinin kaynağı “12 Eylül”!

Kırmızı Kitaplı savunma!

Nisan ayının ilk haftasında, Eylülist rejimin yaşayan ikilisinin, Evren ve Şahinkaya’nın, Ankara’da, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması başlayacak.

Evren’in avukatı mahkemeye 160 sayfalık “kırmızı kitaplı” savunma verdi.

Savunmada, açılan davada mahkemenin “yetkisiz” olduğu söyleniyor.

Kırmızı Kitap’a göre; bu iddianame ve yargılama “Türk İcadı”.

Avukatlar iddianamenin Anayasa’yı yok hükmünde saydığını söylüyor.

“İddianamenin mantığına göre, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve bu Anayasa ile kurulan anayasal düzen hukuken mevcut değildir. Bunun sonucu olarak, hukuken mevcut olmayan, 1982 Anayasası’ndan görev ve yetki alan yasama, yürütme, yargı organlarının her türlü ulusal ve uluslararası kamusal tasarrufları da hükümsüz olacaktır.”

Yalçın Küçük, “İki Yıkıcı Bir Gaflet” başlıklı yazısında, geçtiğimiz haftalarda hatırlattı.

“Eylülist Rejim şiddetle devam etmektedir”.

Evren’in avukatları “Kırmızı Kitap”lı savunmaları ile doğruluyor.

12 Eylül devam ediyor.

*** *** ***
Eylülist rejim!

Evren ve Şahinkaya şunu söylüyorlar: 12 Eylül’ün meşruiyetinin kaynağı da biziz. Bizi yargılayamazsınız.

Bakış yazılarına başlarken içinde bulunduğumuz koşulların kısa bir çerçevesini çizmek istemiştik.

Yaptığımız vurgu “Eylülist Rejimin” devam ettiği vurgusuydu.

kenan_evren_izmir_konusmasi1_225

12 Eylül’ün 1982 Anayasası 177 madde olarak yapıldı.

Bugüne kadar, Eylül 2011 halkoylamasındaki değişiklikler de dahil, 113 maddesi değişti.

Her 3 maddeden ikisi değişmiş halde.

Ancak Eylülist rejimin ana yapısına ilişkin temel değişmedi.

Siyasiler geçen 32 yıllık sürede Meclis’te ve halkoylaması ile 1982 Anayasası’nın çok maddesini değiştirdi.

Ancak değişmesi gerekenleri değiştirmediler.

Ekonomik yapı bütünüyle eylül rejimi ile kurulmuş yapıdır.

Dış talep ve sıcak para ile büyümeyi hedefleyen “piyasa güçlerinin” tartışılmaz hakimiyeti; tasarruf gücünü yitirmiş bir borç ekonomisi...

Hepsi eylülist rejimin ürünüdür.

Siyasi yapıda, siyasal örgütlenmenin düzenlenmesi ve yasama organının düzenlenmesi; başta Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası (%10 oranındaki baraj) olmak üzere tümü eylül rejiminin düzenlemesidir.

Hiç değişikliğe uğramadan sürmektedir.

12 Eylül rejiminin yerleşik hale getirdiği; olağanüstü yargının, genel yargı sistemimizde artan ağırlığı da (önce DGM sonra ÖYM) bu rejimin temel bir özelliğidir.

Türkiye’de son 32 yıldır, farklı siyasi iktidarlara karşın, “Ocak - Eylül 1980 Rejimi”nin kurduğu yapının ana gövdesi, tek tarz-ı siyaset olarak sivil irade yönetimlerinde yaşamaya devam ediyor.

Ana gövdeyi sivil siyasi irade kullanmaya devam ediyor.

*** *** ***
Meşruiyetinizin kaynağını yargılayamazsınız!

Avukatları Evren’in “Kırmızı Savunma Kitabını” açıkladı, mahkemeye verdi.

Kırmızı Kitap’tan aynen aktarıyoruz.

“Biz kurucu iradeyiz meşruiyetimizin kaynağı halktır. Halkın %92’sinin oyu ile kurucu iradenin hazırladığı Anayasa kabul gördü. O günden bu yana geçen 32 yıl içinde bütün seçimler, görev başına gelen siyasiler görev yapan hükümetler ve onların icraatı, meşruiyet kaynaklarını bizim yaptığımız 1982 anayasasından almışlardır. Bugün bizi yargılamaya kalkan irade de, meşruiyetini o anayasadan almıştır. Yani siz bizim yaptığımız bu anayasa sayesinde o koltuklarda oturuyorsunuz. Eğer bizim yaptığımız iş gayri meşru ise, bu düzeni hukuksuz sayıyorsanız, bugün sizlerin o koltuklarda işi ne? O zaman sizin de meşruiyetiniz yok.”

Eylülist Rejimin kendilerini meşrulaştırmak için Cumhuriyetin meşruiyetini indirgedikleri nokta burası. 1982 Anayasa oylamasında alınan %92’lik oy.

*** *** ***
Cumhuriyetin meşruiyetinin kaynakları!

Cumhuriyetin meşruiyetinin temellerini mi merak ediyorsunuz?

Onu sadece yazılı anayasalarımızda ve halkoylamalarında aramayın. Kaynağı farklı yerdedir.

Amin Maalouf’un 2009 yılında yayımlanan, dünyada ve Türkiye’de çok satan “Çivisi Çıkmış Dünya- Uygarlıklarımız Tükendiğinde” Kitabının II. Bölümünde şu pasajlar yer alıyor:

“Şu yurtsever meşruiyet kavramını biraz daha belirginleştirmek istiyorum. Özel hem de çok özel, hatta belki de İslam aleminde bir eşine daha rastlanmamış bir örnekten, halkını yıkımdan kurtarmayı başarmış, bu yüzden de savaşçı meşruiyetini hak etmiş böylesi bir kozun ne kadar güçlü olabileceğini ve ondan nasıl yararlanılabileceğini açıkça göstermiş bir önderden hareketle yapacağım bunu. Atatürk’ten söz etmek istiyorum.

“Birinci Dünya Savaşı’nın ertesinde, bugünkü Türkiye toprakları çeşitli İtilaf orduları tarafından paylaşılırken ve Versailles’da ya da Sevr de toplanan Batılı güçler duygusuz bir biçimde insanlara ve topraklara sahip olurken, Osmanlı ordusunun bu subayı galiplere hayır deme cesaretini göstermiştir. Birçokları karşılaştıkları haksızlıklardan yakınırken, Mustafa Kemal Paşa silaha sarılmış, ülkesini işgal eden yabancı birlikleri kovmuş diğer güçleri tasarılarını gözden geçirmek zorunda bırakmıştır.”

“Bu ender rastlanan tutum - söylemek istediğim, hem yenilmez olarak ün salmış düşmanlarına karşı direnme gözüpekliğini sergilemesi, hem de bu savaşımdan galip çıkması- onun meşruiyet kazanmasına yol açmıştır. Kısa süre içinde, ulusun kurucusu konumuna gelen eski subayın Türkiye’yi ve Türkleri istediği gibi yeniden biçimlendirmek için uzun süreli bir gücü vardır artık.”


*** *** ***
Yurtsever meşruiyet!

Türkiye’de gücünü “yurtsever meşruiyetten” alan anayasal devletin kuruluşundan bu yana, bütün yazılı anayasalarımızda bu meşruiyetin kaynaklarını koruyan düzenlemeler hep var olmuştur.

Kimsenin yurttaşları bu düzenlemelerin 1981 Rejiminin Anayasası ile korunduğu aldatmacasına girmemesi gerekir.

Nazif EKZEN - 28 Mart 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Mostly clear

13°C

Istanbul