ilker_basbug_neden_tutuklandi225

İlker Başbuğ neden tutuklandı? İddia edildiği gibi “Andıç” yüzünden mi?

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ “İnternet Andıcı” davasının tutuklu sanığı. Başbuğ 26 Mart’ta hakim karşısına çıkacak.

Başbuğ neden tutuklandı? İddia edildiği gibi “Andıç” yüzünden mi?

Orgeneral Başbuğ, 14 Nisan 2009 günü İstanbul’da Kara Harp Okulu’nda bir konuşma yapmıştı. Konuşmasında PKK’yla mücadele, asker-sivil ilişkileri, laiklik, ulus devlet ve kimlik sorunu üzerine görüşlerini açıklamıştı. Başbuğ’un konuşmasının bir bölümü “dinin ve dini duyguların kendi amaçları için alet ve araç olarak kullanılması”na ayrılmıştı. Başbuğ’un bu konuda söylediklerini yorumsuz olarak özetleyelim. Ara başlıklar Aydınlık’tan.

Atatürk, konuya ilişkin görüşlerini Nutuk’ta şöyle ifade etmiştir:

“Daha önce olduğu gibi, bugün de, milletlerin bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasi ve kişisel amaç ve çıkar sağlamak için, dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, içeride ve dışarıda varlığı, bizi bu konuda söz söylemekten, ne yazık ki, henüz uzak bulundurmuyor.”

“Cemaatler sivil toplum örgütü değil!”


“Dinsel cemaatler ise kapalı ve içe dönüktür. Cemaate giriş ve çıkış çok farklı dinamiklere bağlıdır. Bu koşullar altında, dinsel cemaatlerin, hele çıkar çevresinde örgütlenmişse, sivil toplum hareketi olduğunu öne sürmek çok güçtür.”

“Bu düşünceye rağmen, bugün de bazı din eksenli cemaatler, kendilerini demokratik alanın bir oyuncusu olarak takdim etmekte ve çeşitli nedenlerle de görünürde kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadırlar. Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini görmektedir.

Bunun için de, her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerinin de yardımıyla Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır.”

“Toplumu bölüyorlar!”

“Anayasa’nın 24′üncü Maddesinde açıkça belirtilmesine rağmen; dinin sosyal, ekonomik ve siyasi düzeni kısmen de şekillendirmesi kabul edilebilir mi? Bu kapsamda din eksenli bazı cemaatleri, toplulukları hareketleri, Anayasa’nın 24′üncü Maddesine göre nereye koyacağız?”
(…)

“Dinsel cemaatlerin siyasal alanda rol alması, modernitenin çok önemli bir özelliğinin aşındığı anlamına gelmez mi?”

“Modern toplumlarda, kişi artık bir cemaatin üyesi olarak değil, birey ve vatandaş olarak yer almıyor mu?”
(…)

“Cemaatleşmeler toplumu ciddi boyutta kutuplaşmalara ve bölünmelere götürmüyor mu? Bu bölünmeler ve kutuplaşmalar ciddi güvenlik sorunlarına ileride dönüşemez mi?”

“Laik ve demokratik devlet nitelikleri birbirini tamamlamaktadır. Asla birbiri ile çelişkili de değildir.

Bu iki nitelik Türkiye’yi dünyada farklı ve güçlü konuma getiren, Türkiye’ye özgün bir karakter kazandıran niteliklerdir. Bu açıdan, Türk toplumunun bütün bireylerinin bu niteliklerin korunmasında, yaşatılmasında ve yıpratılmamasında duyarlı ve sorumlu davranması vatandaşlık görevidir.”

Andıç-mandıç hikayedir! Başbuğ’un neden tutuklandığı anlaşılmıyor mu?

‘DİK DURUŞLU BİR ADAM’ (!)

Eski İstanbul Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan için 2001 kötü geçen bir yıl olmuştu. Mülkiye müfettişlerinden, Danıştay’a ve oradan Yargıtay Başsavcılığı’na uzanan bir soruşturmalar zinciri Erdoğan’ı rahatsız ediyordu.

İçişleri Bakanlığı, Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren’in hazırladığı Ön İnceleme raporu üzerine Erdoğan ve dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna hakkında soruşturma izni vermiş, “cürüm işlemek için teşekkül meydana getirmek” iddiasıyla yargılanmalarının önünü açmıştı.

Bunun üzerine Erdoğan ve Gürtuna Danıştay 2.Dairesine başvurarak bu karara itiraz ettiler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticeleri ile şirket sorumluları hakkında İstanbul DGM Başsavcılığı’nca da bir soruşturma yürütülüyordu.

Bu soruşturmada yeni tanıklara ve delillere ulaşılmıştı. Ancak Danıştay 2. Dairesi bu soruşturmanın sonucunu beklemeden Erdoğan ve Gürtuna’nın itirazlarını yerinde buldu ve soruşturma izni vermedi. Eski CHP İstanbul İl Başkanı olan ve 2007 yılında Ukrayna’da bir trafik kazasında hayatını kaybeden Mehmet Bölük, “El Tayyip” adlı kitabında Danıştay kararının nasıl alındığını ayrıntılarıyla anlatır.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu tarafından hazırlanan 13 Mart 2002 tarihli iddianameye göre, Erdoğan ve Gürtuna’nın TCK’nın 313. maddesinde belirtilen “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” suçundan yargılanması gündeme gelecekti. İddianame, Tayyip Erdoğan’ı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki yolsuzluğa yapan örgütün lideri olarak gösteriyordu.

Ancak, Danıştay 2. Dairesi bu soruşturmanın sonucunu beklemeden kararını verdi ve Erdoğan’ın yargılanmasının önüne geçilmiş oldu. Yargıtay Başsavcısı Kanadoğlu iddianamede Danıştay’ın kararını TCK’nun 313. maddesi kapsamındaki iddialar yönünden irdeliyor ve kararın yok hükmünde olduğunu belirtiyordu.

Erdoğan’ın yakın dostu Danıştay üyesi!

Danıştay bu kararı nasıl aldı? Burada karşımıza Danıştay 2. Dairesi’nde bu kararı veren bir üye çıkıyor. Kararı veren üyenin Erdoğan’ın yakın dostu olduğunu Mehmet Bölük’ün kitabından öğreniyoruz. Hatta Erdoğan 15 Mart 2003′te Başbakanlık koltuğuna oturunca basında bu kişinin Başbakanlık Müsteşarlığı’na atanacağı haberleri çıkıyor.

Gazeteci Fatih Altaylı Sabah’taki 16 Eylül 2005 tarihli yazısında ‘Erdoğan’ın, Dışişleri’nde uzman olarak çalışan arkadaşı Vahit Özdemir’den Danıştay’daki davasında yardımcı olmasını istediğini, Özdemir’in de bu üye ile görüşüp Erdoğan’ın durumunu anlattığını’ bizzat Özdemir’in ağzından aktarıyor.

Bu Danıştay üyesinin o günlerde basında yer almasını sağlayan iki şerh kararını da hatırlatalım. Eski İstanbul üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Kemal Alemdaroğlu’nun yolsuzluk iddialarıyla soruşturulması istemiyle açılan davaya, Alemdaroğlu’nun başvurusu üzerine verdiği kararda Danıştay karşı çıkmıştı. Danıştay kararında çoğunluğun görüşüne katılmayarak Alemdaroğlu hakkında soruşturma açılması yönünde oy kullanan kişi aynı üyeydi.

Bir diğer karar ise AKP’li Siirt Belediye Başkanı Mervan Gül ve belediye yöneticileri hakkında “Belediyeyi zarara uğratarak görevi kötüye kullandıkları” iddiasıyla açılan soruşturmaydı. AKP’li Gül Danıştay’a başvurmuş, Danıştay bu itirazı reddererk AKP’li Gül’ün yargılanması yolunu açmıştı.

Aynı üye AKP’li Mervan Gül için de soruşturmaya izin verilmemesi şerhini düşmüştü.

Yukarıdaki bilgileri Deniz Yıldırım’ın “Tayyip’in Voleleri” adlı kitabından (Kaynak Yayınları, İkinci baskı, 2011) aldığımızı belirtelim.

Gelelim bugüne.

Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu, 16 Mart 2012 günü Habertürk’te Yasemin Güneri’nin sorularına yanıt verdi. Karakullukçu, “MİT Müsteşarı Fidan’ın yargılanıp yargılanmayacağına karar verecek Danıştay 1. Daire’de Başbakan’ın teyzesinin oğlunun görev alıyor olması eleştiriliyor” sorusuna şu yanıtı veriyor:

“Yargı hiç kimseden emir almaz. Yüksek yargının mensubu olmuş birinin bütün akrabalık bağları kopmuştur artık. O kişinin aldığı kararlar artık Allah için, hak için, adalet için olmalıdır. Başarısız olanı da görevinden alırım. Ben dik duruşlu bir adamım.”

Artık “Erdoğan’ı yargılanmaktan kurtaran Danıştay üyesi kimdi?” diye sormazsınız sanırım.

AZİZ YILDIRIM GERÇEKTEN ‘ŞİKE’DEN Mİ İÇERİDE?

Birgün Gazetesi’nin eki olarak yayınlanan Marko Paşa’da Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu’nun, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a yönelik operasyonu anlatan bir yazısı yayımlandı. Terkoğlu’nun yazısını özetliyoruz:

Aziz Yıldırım’ın kulüp başkanlığından sonra en bilinen özelliği, askeri projelerdeki başarısı.TSK’nın TACAN, TAFİCS gibi çok önemli askeri projelerini gerçekleştiren Yıldırım, değeri milyar dolarla ölçülen pek çok NATO ihalesine de imza attı. Meselenin önemli bir ayrıntısı daha var ki, bu işleri almak yalnızca teklif vermekle ilgili değil.

Uluslararası firmalar ile yapılan işbirliği, bu ihaleleri tamamlama tecrübesi, bilgi birikimi, süreklilik ve en önemlisi firmanın ihaleyi veren askeri kurumlarla güven ve uyumu kazananı belirleyen faktörler. Kısacası her işadamının bu projelerde görev alma imkânı bulunmuyor. Sermaye büyüklüğü çoğu zaman yeterli olmuyor.

Ülkeler, askeri ve siyasi politikalarına göre kimi partner olarak seçeceklerini belirliyorlar. Bugüne kadar Aziz Yıldırım’ın en güçlü oyuncu olduğu muhakkak. Ancak Yıldırım’ın yerine “Yeni Türkiye” gerçeklerine uyumlu bir ismin sahneye çıkmasının, bu ihaleyi gözleyenler için beklentinin ötesinde bir arzuyu ifade ettiğini söyleyebiliriz. Şimdi mahkeme önünde cemaat karşıtı sloganlar atan Fenerbahçe taraftarı daha anlamlı hale gelmiyor mu? Birileri Şike operasyonu ile askeri ihalelerin aktörünü sahanın dışına itiyor olabilir mi?

OSLO’NUN GÜNAHI CEMAAT’İN SIRTINDA KALDI!


Oslo görüşmelerini basına sızdıranın F tipi örgüt olduğunda artık herkes hemfikir. Sızıntı, Cemaat’in MİT’e yönelik operasyonunun bir parçasıydı. Yalnız “Türk tarafı” değil PKK da aynı kanıda.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan Fırat Haber Ajansı’na şunları söyledi:

“Gülen Cemaati AKP ile arasındaki hesaplaşmada bu sorunu kullanmaya çalıştı. AKP’yi zorlamak, ona yakın olan MİT’i ve MİT müsteşarını etkisiz kılmak için Oslo görüşmelerini deşifre etti ve sonra da yargı konusu yaptı. Halbuki Oslo görüşmeleri bir uluslar arası kuruluşun gözetiminde, her iki tarafın da gizlilik sözü vermesi temelinde sürdürülen bir diyalog süreciydi. Burada önemli olan cemaatin her şeyi kendi çıkarı çerçevesinde ele almasıdır.”

Karayılan’a göre Cemaat, Oslo kayıtlarını PKK’ya yakın sitelere bilgisayar korsanlığıyla girerek sızdırmıştı. “Bakın PKK sızdırdı” demek istemişti.

Bilgisayar korsanlığı, iletişim sahtekarlığı vb. Ergenekon sanıklarının yabancısı olmadığı numaralar…

Geçen hafta Türk basınında çıkmayan bir yorumu da ekleyelim. Fransız Liberation Gazetesi’nde çıktı. Marc Semo imzalı yazıda şöyle deniliyor:

“PKK ilçeleri ile Erdoğan’a yakın bir isim olan gizli servis şefi Hakan Fidan arasındaki görüşmelerin internette yayınlanması ardından geçen yaz bu görüşmeler koptu. Kamuoyu donakaldı, hükümet sıkıntıya girdi.

Görüşmelere yapılan bu sabotaj öyle görünüyor ki polis ve yargı aygıtına yoğun bir şekilde sızan AKP’ye yakın güçlü İslamcı Fethullah Gülen tarikatı tarafından sızdırıldı.”

Fransızlar bile meseleye Fransız kalmamış!

Hikmet ÇİÇEK - 26 Mart 2012 - Aydınlık

Silivri 1 No’lu Kapalı Cezaevi
F-7 Koğuşu   Silivri - İstanbul


http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar

Partly cloudy

19°C

Istanbul