yasama_yurutme_yargi_cemaat225

Ağabeyini Fişlediler Onu da Hapse Attılar!

Hafta başında Aydınlık'ta Can Özçelik'in imzasını taşıyan önemli bir haber çıktı.

Can, Ergenekon soruşturması kapsamında teknik takiple izlenen ve dinlenen bazı yargıç ve savcıların açıkça fişlendiklerini ortaya çıkardı.(Aydınlık, 19 Mart 2012)

Özçelik'in verdiği listede bir isim dikkatimizi çekti: Cumhuriyet Savcısı Ali Çakır. Savcı Çakır'ı fişleyenler, hakkında şunları yazmışlar: “Veli Küçük'ün ajandasında ismi geçiyor. Yakın bir arkadaşı tarafından 'derin devletin savcısı' diye çekilen mesaj metni var. Bir müddet takip edilmesi gerekmektedir.”

Kim bu Ali Çakır?

Bir cumhuriyet savcısını fişlemeye cüret eden örgüt, kuşkusuz Cemaat'ten başkası değil. Peki ama savcı Çakır neden hedef alınmıştı?

Ali Çakır, Odatv davasında 376 gün tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Sait Çakır'ın ağabeyiydi. Ama savcının “tek suçu” bu değildi!

Ergenekon soruşturmaları boyunca polisler ve savcıların bir kesimi tarafından yandaş medyaya yaptırılan, servis edilen,”sızdırılan” haberlere yüzlerce örnek vermek mümkün. Çok sayıda Ergenekon şüphelisi ya da sanığı neyle suçlandıklarını bu haberlerden öğrendiler. Tetikçi gazeteciler hakkında açılan davaların büyük çoğunluğu bu tür haberler nedeniyledir.

Bu yaşadıklarımızın savcı Çakır'la ne ilgisi var? Yandaş basının çoğunun merkezi Bakırköy ve çevresindeydi. Ali Çakır da Bakırköy Cumhuriyet Savcısı. Soruşturmaların çoğu Çakır'ın görev alanına ve davalarda “gizliliği ihlal” ya da “adli yargılamayı etkilemeye teşebbüs” edenlere karşı pek hoşgörülü olduğu söylenemezdi. Şüphelileri, daha polis sorgusundayken infaz eden bu haberlere hemen soruşturma açıyordu.

Tetikçiler düşman oldu!

“Operasyon gazetecileri” savcı Çakır'dan nefret ediyorlardı. Şamil Tayyar, çıktığı televizyon programlarında Ali Çakır'dan söz ediyor, onu “Ergenekoncu” olmakla suçluyor, Odatv sanığı Sait Çakır'ın ağabeyi olmasının altını çiziyordu. Tayyar, Ali Çakır'ın savcılık makamında seccade bulundurup namaz kıldığından, Atilla Olgaç hakkında açılan Kıbrıs konulu soruşturmada dinlediği Yalçın Küçük'le yaptığı sohbete kadar anlatıyordu.

Emekli oldu ama...

Zaman gazetesi manşetinden savcı Çakır'ı hedef gösterdi. “Tutuklanacak yargıç ve savcılar” listesi bile yapılmıştı ve listede Çakır'ın da adı vardı. Ali Çakır sonunda dayanamadı, emekliliğini istedi. İstanbul'u terk etti, Ege'de sakin bir hayata başladı. Ama saldırılar durmadı.

Kardeşi Sait çakır 3 Mart 2011 günü Odatv operasyonunda gözaltına alındı ve tutuklandı. Sait Çakır'ın Odatv'de 21 yazısı yayınlanmıştı. Suçu buydu. İddianame açıklandığında görüldü ki savcının Çakır'ı suçlayacağı hiçbir şey yoktu. Ama 376 gün tutuklu kaldı.

Neden?

Tutuklandığı 6 Mart 2011 günü savcı Zekeriya Öz, nedenini Sait Çakır'a şöyle açıklıyordu: “Ağabeyini getiremedim, seni getirdim.”

BALYOZ'UN KADERİ YAŞ'A BAĞLANDI

Balyoz davasında dikkat çeken gelişmeler oluyor. Sanıkların sorgu/savunmaları biter bitmez mahkeme, savcının esas hakkında mütalaasını hazırlamasını istedi. Oysa sırada hukuken “delillerin değerlendirilmesi” gerekiyordu. Savcıların “delil” dediği 19 CD'nin birer birer tartışılması gerekiyordu. Sanık avukatlarının itirazına rağmen bu süreç resmen atlandı.

Peki şimdi bu hızlanmanın sebebi ne?

İki farklı yorum yapılıyor. Yorumların ikisi de Yüksek Askeri Şura (YAŞ) ile ilgili.

Birinci yorum, hızlanmayı Cemaat'e bağlıyor. Geçen yıl YAŞ'da Cemaat'in tüm ısrarına rağmen Balyoz sanıkları tasfiye edilmedi. Rütbede bekleme süreleri dolan ya da emekliliği gelenler dışında emekli edilen olmadı. Hatta terfi edemedikleri halde daha yüksek göreve atananlar oldu. YAŞ sonuçlarından hiç memnun olmayan Taraf gazetesi Başbakan Erdoğan'ı kastederek “Diklendi ama dik duramadı” diye manşet attı.

Şimdi Cemaat gene böyle bir sonuçla karşılaşmak istemiyor. YAŞ'tan önce Balyoz'da kararın verilmesi, cezanın kesilmesi ve tasfiyenin gerçekleşmesi için dava hızlandırılıyor.

Hasdal ile pazarlık!

İkinci yorumu ilk kez dile getiren Vatan yazarı Can Ataklı oldu. Ataklı'ya göre Hasdal ile hükümet bir pazarlık yürütüyor. Buna göre, “tahliye ve aklanmaya karşılık emeklilik” koşulu getiriliyor. Balyoz'da geniş çapta tahliye olacak, buna karşılık muvazzaf subaylar YAŞ'tan önce kendi istekleriyle emekli olacaklar!

İlginç olan bazı Balyoz sanıklarının bu yorumu ciddi ciddi dile getirmeleri. İnternet Andıcı davasındaki muvazzaf askerlerin durumu da bu bağlamda görülüyor.

Balyoz'un kaderi YAŞ'a bağlı dedik, tersi de doğru. YAŞ'ın kaderi de Balyoz'a bağlı!

Elbette, bu pazarlıklar yapılıyorsa Türkiye'nin çözümü bu değil.

YENİ “SOL KAHRAMAN” MODELLERİ...

“Burjuva medyasının 'solcu' diye sunduğu bir kısım matbuatta şişirilip cilalanan bir kısım yazar-çizer-programcı tayfası sol kamuoyunda el üstünde tutuluyor...”

“Hayır, onlarla bir derdimiz yok. Fatih Altaylı'nın müdürü olduğu işten ayrılmasının hemen ertesinde, apar topar eski yazılarını derleyip kitap çıkartmak, sağda solda 'Hrant öldü, Ahmet hapiste, ben işsizim' hadsizliğiyle mağduriyet çığırtkanlığı yapıp onu da paraya tahvil ederek bir taşla iki kuş vurmak takdir edilesi bir ticari zeka ve girişimcilik örneğidir, gözümüz yok. Bizim sözümüz, bunların imza günlerinde elde kitap kuyruğuna giren, bir gün Mahir Çayan resmi yapıştırdığı Feysbuk duvarına öteki gün Banu Güven ya da Can Dündar resmi yapıştıran solcu arkadaşlaradır.

Kahraman mı istiyorsunuz arkadaşlar, bir sabah erken kalkın, saat 7 ile 8 arasında bir otobüs durağında bekleyin bir kenar mahallede, elinizi sallasanız kahramana değer. Ya da gidin mesela Topkapı'da bir fabrikanın kapısına, asgari ücretle kira ödeyen, aile bakan, çocuk okutan sayısız kahramana rastlarsınız. Bunları kahramanlıktan saymıyor musunuz?

Hapishanelere bakın o vakit, hapishaneler kahraman dolu”
(Ümit Dertli, Red dergisi, Mart 2012)

HAPİSTE “ÇÜRÜMEK”!

İlhan Ayverdi'nin “Kubbealtı Lugatı”nda “rantiye” şöyle tanımlanır:

“Banka faizi, hisse senedi, hazine bonosu gibi değerli evrakın, arazi ve gayri menkullerin emek sarfedilmeden elde edilen geliriyle yaşayan kimse.”

Lenin, “kupon kesiciler” diye tarif eder, rantiyecileri.

Solcuların da rantiyeleri vardır!

Tesadüfen hapse düşmüş, bir süre yatmış, devletin kadrine uğramıştır.

Çıkınca, hatta çıkmadan tövbe etmiştir. Bir daha böyle şeylere bulaşmak mı asla!

Şimdi o artık “özgürlük kahramanı”dır, düşünceleri nedeniyle hapislerde “çürütülmüştür.” Sıra o günlerin rantını yemeye, “kupon kesmeye” gelmiştir.

Peki ama nasıl?

*** *** ***
CHP iktidarlarında işler daha kolaydı. Bir ihale, olmasa bir belediye büfesi isterdin. Ya da daha aşağısına razıysan uygun bir yerde bir simitçi tezgahı da mı yok? Koyarsın başına birini... “CHP'li belediyeler solu nasıl öğüttü?”, 2000'e Doğru'nun unutulmaz kapaklarındandır.

Peki ya gazeteciysen?

Medyanın yarısından çoğu Cemaat'in kontrolünde ve sen de Cemaat'e “dokunduğun” için hapse düşmüşsen. Önce savunma ve konuşmalarında cemaat karşıtı olmadığının, yanlış anlaşıldığının sinyalini vereceksin.

Yetmedi mi?

Cemaat güdümündeki “Gazeteciler ve yazarlar Vakfı”na avukatını göndereceksin. “Diğerleri gibi olmadığını, farklı olduğunu anlatacaksın”, “tövbe” edeceksin.

Bak ozaman bütün yollar nasıl açılacak sana!

ABD Büyükelçisi Ricciardone'nin özel konuğu bile olursun!

Ben de gazeteciyim,

“Gazetecilere özgürlük” diyorum!

Diğerleri içerde kalsın ve çürüsün!

Hikmet ÇİÇEK - 24 Mart 2012 - Aydınlık

Silivri 1 No’lu Kapalı Cezaevi
F-7 Koğuşu   Silivri - İstanbul

Son Yazılar

Cloudy

20°C

Istanbul