hilary_davutoglu225

Böyle “Dost” Düşman Başına!

Suriye’nin Dostları, 1 Nisan’da İstanbul’da toplanacakmış.

Toplantıya ABD Dışişleri Bakanı Clinton da katılacakmış. Böyle dostları olan Suriye’nin düşmana ihtiyacı olmasa gerek.

Suriye’yi parçalamak isteyenlerin kendilerine “Suriye’nin dostu” demeleri, tam da emperyalistlere ve onların uşaklarına has bir ikiyüzlülük ve küstahlık örneği olarak görülmeli.

Bu arada BM Güvenlik Konseyi de, oybirliğiyle aldığı kararda, BM ve Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi Kofi Annan’ın arabuluculuk görüşmelerini desteklediğini açıkladı. Şimdiye dek Suriye konusunda hep “hayır” diyen Rusya ve Çin, bu kez karar lehinde oy kullandılar. Türkiye’de iktidar yandaşlarının, liberal solcuların (bu liberal sol, tam anlamıyla liberalizmdir oysa), “yetmez ama evet” takımının, KKTC’de ise “yes be annem” tayfasının pek sevdiği Kofi Annan’ın Suriye planı, aslında çok da yeni hükümler içermiyor. Ateşkes sağlanmasını, şiddetin durmasını, insani yardımların sürmesini, siyasi sürecin ve görüşmelerin başlamasını, yaralıların tahliye edilmesini, hergün çatışmalara 2 saat ara verilmesini öngörüyor.

Bu noktada Rusya ve Çin’in tavrı önemli. Çünkü ikisi de Ekim 2011’de BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye yönelik askeri müdahale kararını veto etmişlerdi. Bu kez belli ki hem zaman kazanmak ve Esad’a zaman kazandırmak, hem kendilerinin ve Esad’ın Batı tarafından sürekli olarak “uzlaşmaz taraf, çözümü tıkayan taraf” olarak sunulmasını önlemek, hem de şiddetin durmasını sağlamak için Annan’ın önerilerine “evet” dediler. Ama aynı zamanda Esad’a da mesaj verdiler. Onu, yüz üstü bırakmasalar, avam tabirle satmasalar bile, sonuna kadar da arkasında durmayabileceklerini/ duramayabileceklerini, onun da kimi adımlar atması gerektiğini hissettirdiler.

Rusya’nın Suriye Politikası!

Rusya da Çin de, ABD’nin Suriye üzerinden hem İran’a hem de kendilerine mesaj verdiğini gördüler. Bu nedenle, Libya konusunda göstermedikleri kararlılığı Suriye’de gösterdiler. Rusya, sık sık kendi füze kalkanı sistemini geliştirdiğini, yaygınlaştırdığını belirtti. Suriye’nin Tartus limanına, biri elindeki tek uçak gemisi olan Amiral Kuznetsov olmak üzere, savaş gemilerini gönderdi. Böylece hem Akdeniz’de bayrak gösterdi hem ABD’ye mesaj verdi. Bununla da yetinmedi. ABD nükleer başlıklarda büyük indirime gideceğini açıkladığı halde, ABD ile imzaladığı ve nükleer silahların azaltılmasını öngören START anlaşmasından çekilebileceğini açıkladı. Washington’u Gürcistan’ı silahlandırmaması yönünde defalarca uyardı.

Rusya, Suriye’nin Libya gibi olmayacağı mesajını net biçimde verdi. Zengin petrol kaynakları olmasa da, Ortadoğu’daki dengeler açısından büyük önemi olan Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmaya kararlı olduğunu gösterdi. Libya’da hem iç hem dış dinamiklerin, ülkedeki rejim karşıtı güçlerle küresel güçlerin amaçlarının örtüştüğünü, bölge ülkelerinin sürece çok etki etmediklerini (örneğin Mısır ve Cezayir işe karışmamışlardı), ancak Suriye’de hem batının hem bölge ülkelerinin hem de Arap aleminin işe karıştığını, bu nedenle durumun çok farklı olduğunu vurguladı.

Malatya Kürecik’e yerleştirilen füze kalkanı radarından duyduğu rahatsızlığı da hiç gizlemedi Moskova. ABD’ye “Benim nükleer endişelerimi gider. Aksi halde Polonya sınırı yakınlarındaki Kaliningrad’a kısa menzilli füzeler yerleştiririm” dedi. NATO füze kalkanından tedirgin olduğunu, bu nedenle füze kalkanı kuracağını açıkladı. Rusya’nın önerisiyle BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) defalarca Suriye’ye yönelik bir müdahaleye karşı olduklarını, müdahalenin BM ilkelerine de aykırı olduğunu vurguladılar. Rusya ayrıca, Arap Birliği’nin Katar’ın karar tasarısını kabul ederek Suriye’nin Arap Birliği üyeliğini askıya almasını ve bu ülkeye yönelik yaptırımlarını da açıkça eleştirdi. Nitekim Moskova’nın bu tutumu, zaten diplomaside hiçbir ağırlığı olmayan Arap Birliği’ndeki çatlağı iyice büyüttü. Lübnan ve Yemen karara karşı çıktılar. İran’la ilişkileri oldukça iyi olan Irak, karara çekimser kaldı.

Suriye Libya’ya Benzemez!

SSCB’nin dağılmasıyla Suriye ile ilişkileri zayıflayan, ama Şam’a silah satışı devam eden, Putin liderliğinde ise Şam’la ilişkilerini yeniden düzelten Rusya açısından, ABD’nin Karadeniz’e yönelik hamleleri, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni delme ya da hiç olmazsa esnetme girişimleri, Türkiye’deki iktidarın ABD’ye olan yakınlığı, endişe vericidir. Hem bu nedenle hem de küresel iddiasını sürdürmek, etkinliğini, saygınlığını, caydırıcılığını pekiştirmek için Akdeniz’de bayrak göstermeye mecburdur.

Zira 2008 yılındaki Rus- Gürcü savaşı sonrasında, ABD’nin Gürcistan siyaseti üzerinde ağırlığı daha da artmıştır. Bulgaristan ve Romanya’nın NATO üyesi olmaları nedeniyle bölgede varlığı pekişmiştir. Bu açıdan Moskova, Şam ile ilişkilerini daha da geliştirmek zorundadır. Nitekim Şam’a yönelik bu baskılardan önce Rusya, Soğuk Savaş yıllarından beri Akdeniz’deki tek deniz üssü olan Suriye’nin Tartus limanında yeni yatırımlara başlamıştı. Rus Donanma Komutanı, BM kararı dışında Suriye’ye yönelik hiçbir askeri müdahaleye göz yummayacaklarını belirtmişti. Ayrıca Kremlin, Akdeniz’deki doğal kaynakların paylaşım kavgasında da geri kalmak istemediğini, onların çıkarılmasında, işlenmesinde, dünya pazarlarına sunumunda etkili olmak istediğini defalarca açıklamıştı.

Uzun lafın kısası;

ABD ve AB’nin büyük ülkelerinin yanı sıra Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkeleri de Suriye muhalefetini destekliyorlar. 2011 sonunda askeri varlığının çok büyük bölümünü Irak’tan çeken ABD, bölgede müttefiklere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağını görüyor. Bu nedenle önce Suriye, sonra da İran’da kendine yakın yönetimlerin iktidara gelmesini istiyor. Suriye’de işe hem silahı, hem de mezhep kavgasını sokuyor. Bir yandan Suriye’deki Müslüman Kardeşler ile uzlaşırken, ılımlı hale getirdiği Hamas’ın Şam’daki bürosunu kapatmasını sağlarken, diğer yandan da Esad’ın yerine yine bir Nusayri’nin gelmesine karşı çıkmayacağının işaretlerini veriyor.

Bu nedenle ABD planlarında figüran olmaya direnmek gerekiyor. Libya’da Kaddafi sonrasında kabile, aşiret dengesinin bozulmasının, ülkeyi bölünmenin eşiğine getirdiğini, Sudan’ın resmen, Yemen’in ise fiilen bölündüğünü unutmamak gerekiyor. Cumhuriyetin içini halkçılıkla, devletçilikle, aydınlanmayla, laiklikle, eşitlikle, emekle, bağımsızlıkla, solculuk içeren bir ulusalcılık ve ulusalcılığa sahip bir solculukla doldurmak gerekiyor.

Barış DOSTER - 23 Mart 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Mostly clear

13°C

Istanbul