bayrak

Türk adından niye korkuyorsunuz!

Yeni anayasanın gelip dayandığı noktadır:

Türk adının silinmesi…

Yok, yok. Bu konuda bir direniş olduğundan değil, millete açıklamak için uygun zamanı beklediklerinden…

Son olarak CHP’de açıkladı :Türk vatandaşlığı değil Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olsun diye. Zaten ikisi de bir, ”Tarihle hesaplaşalım” filan deyip duruyorlar. MHP desen ancak yazılı açıklama yapıyor…

Bunları izledikçe, dinledikçe Ahmet Rıza ve Mütareke dönemi gelir aklıma…

Mondoros Mütarekesi imzalandıktan hemen sonra eski ittihatçı, Jöntürk Ahmet Rıza, Ayan Reisliği’ne getirilir. Çizgisinden sapalı çok olmuştur.

Dönem, Meclis-i Mebusan’da azınlık milletvekillerinin Türklerle boğaz boğaza olduğu bir dönemdir. İttihad-ı Anasır, yani farklı toplumların birlikte yaşaması üzerine kurulu Osmanlı birliği lif lif ayrışmaktadır.

Bu koşullar altında Ayan Reisi olan Ahmet Rıza’nın ilk işi eskiden üyesi olduğu ama Fırka’dan çıkarıldığı için intikam hırsıyla tutuştuğu İttihat ve Terraki’yi, İngilizlerin istediği şekilde mahkum etmektedir. Bunun için bir önerge verir.

Bahane bellidir. ”Arap, Ermeni ve Rum vatandaşlara, Birinci Dünya Harbi’ne girmekten dolayı yapılan mezalimler ve katliamlar.”

Meclisin samimiyetinin dünyanın geri kalanına kanıtlanması için sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır. Hem böylelikle ingilizlerin takdiri de kazanılmış olacaktır…

‘Ben Türk milletiyle kaldım!’

Bu önergeye tek itiraz Topçu Feriki Rıza Paşa’dan gelmiştir. ” Ya Türk kardaşlarımız” diye bağırır, ”Türkler ölmedi mi, katledilmedi mi?”
“Türk adı neden takrirde yer almıyor?”

Ahmet Rıza, Rum, Ermeni ve Arap mebuslardan büyük destek ve alkış alır. Azaryan, Aristidi, Damat Ferit baş destekçileridir. Rıza Paşa ise tek başına kalmıştır. Ayan Meclis’inde bir başına…

Ama vazgeçmeyecektir Rıza Paşa… Önerge Türk Milleti adının da eklenmesine karşıdır. Ayan kürsüsünden anlatır, harp içinde en çok Türk milletinin zarar gördüğünü. Rum ve Ermeni çetelerinin ve gönüllü birliklerinin zulümlerini; Arap isyanlarını, çöllerdeki ihanetin kaç Mehmetçiğin kanına girdiğini…

Ve sorar Rıza Paşa, ”Türk Milletine bunları yapanların hiç mi şuçu yok, onlar neden cezasız kalacaklar ?”

Ahmet Rıza o kadar çığrından çıkmıştır ki “Oldu olacak Çingeneleri de önergeye ekleyelim” der. ”Türk kelimesinde diretilmesini hakaret sayacağını” söyler.

Tartışmalar sonunda,Osmanlı adında kararlar kılınır. ”Harpte zulüm gören Osmalılar” olarak yazılacaktır. Rıza Paşa’ya kabul edip etmediği sorulur, cevabıda şudur: ”Hayır! Türk kelmimesinden neden bu kadar korkuyorsunuz?”

Oylama yapılmış, önerge kabul edilmiştir. Türk adı yazılmaması için Osmanlı formülü herkesçe kabul görmüştür.

Meclis Reisi, Rıza Paşa’ya döner ve şöyle der:


“Kabul edildi ve siz yalnız kaldınız.”

Rıza Paşa’nın cevabı tokat gibidir:

”Zararı yok. Ben Türk milletiyle beraber kaldım.”

O sırada ne Damat Ferit ne de Ahmet Rıza ellerindeki iktidar gücünün sarhoşluğuyla bu cevabı anlayabilecek durumdadır.

İşin acı tarafı Türk milleti de bu büyük yalnızlığının farkında değildir. Büyük alt-üst oluşlardan hemen önceki olağanüstü dönemler böyledir.

Rüzgar eser. Korku rüzgarı, iktidar vaatleri, para rüzgarı ya da başka rüzgarlar. Savrulan savrulur, kimisi de olduğu yerde, milletin yanında kalır.

Ve tarih yeniden yazılır.

Bu günler de öyle olağanüstü günlerdir.

Biz bugünlerde Türk milletiyle birlikte kalıyoruz…

Oktay YILDIRIM - 19 Mart 2012

Son Yazılar

Cloudy

13°C

Istanbul