madimak_katliam_ani225

İnsanı Küçültme ve Çürütme Savaşı!

Türkiye'nin yükseliş dönemlerinden hatırlıyoruz, Tanzimat'tan, Birinci ve ikinci Meşrutiyet'ten, Cumhuriyet ve en son olarak 60'lı yıllardan...


Her birine aynı zamanda bir aydın yükselişi eşlik ediyordu: Mithat Paşa, Namık Kemal, Enver, Mustafa Kemal, Doğan Avcıoğlu, Behice Boran.

Aydın, insanın büyümesi, yapabileceklerine, eylemlerine sınır koymaması anlamına geliyordu.

Bu insan tipini küçültmek ise, Türkiye'de 1970 sonrasında tekellerin ana politikası oldu.

Madımak yangını işte bu politikanın ürünüydü.

Aydınlara yönelik büyük bir kinin ifadesiydi.

*** *** ***
Sürek avı!

12 Mart, 12 Eylül, 1993 Darbesi ve 2002 AKP iktidarı insanı küçültme sürecinin halkalarıydılar.

Ama herhalde kırılma anı olarak, Sivas olaylarını alabiliriz; 1993 yılındadır.

Aydınlara yönelik bir sürek avı mıydı?


Tartışmak gerekiyor.

93 yılının perdesi üç önemli ölüm ile açılmıştı: Ocak ayında Uğur Mumcu öldürülüyor, Şubat ayında Eşref Bitlis'in uçağı düşürülüyor, Nisan ayında ise Özal'ın şüpheli ölüm haberi geliyordu.

Bunu Temmuz ayındaki Sivas katliamı takip etti.

Özal'ın ölümünün ardından ise, Demirel Cumhurbaşkanlığı'na ve Tansu Çiller de Başbakanlığa getirilmişti.

Sivas'ta aydınlar yakılırken, vasıfsızlığı ve cahilliğiyle anılan Çiller hızla yükseliyordu.

Nitelikli olanın dışlandığı ve döküntülerin baş tacı edildiği bir süreç olarak düşünebiliriz.

*** *** ***
Ufuksuzluk!

Peki, bu kadar mı?

Meselenin bir tür "küçültme savaşı" olduğunu söyleyebiliriz.

Uğur Mumcu, Eşref Bitlis ve Özal, üçü de Türkiye sınırlarının dışına, Musul'a bakıyorlardı.

Demek ki, düşenler, Türkiye sınırlarının ötesi üzerine düşünenlerdi.

Özal'ın boşluğunu dolduranın ise, her türlü nitelikten yoksun Tansu Çiller olduğu düşünüldüğünde, Türkiye yönetenlerinin ve zenginlerinin kendilerini bilerek ve isteyerek ufuksuzluğa mahkum ettiklerini, küçülmeyi istediklerini ileri sürebiliriz.

Döküntüleri arama, bulma ve baş tacı etme yolu bu nedenle seçilmişti.

Daha küçük, daha köhne ve daha çürük, ancak bir döküntüde cisimleşebiliyordu.

Öyleyse, önce Çiller ve sonra Erdoğan bir zorunluluktur.

*** *** ***
Aydınsızlaştırma!

Sivas yangını üç büyük ölümün üzerine geliyordu.

Eğer aydın bir tür yükselişi, ufku ya da sınırsızlığı simgeliyorsa, Madımak yangını, işte bu ufka saldırıyordu.

Yangın, sadece Madımak'ın içindekilere değil, tüm aydınlara yönelik bir tür ölüm davetiyesi idi.

93'e doğru devlet ve bürokrasi içerisinde etkili olabilecek aydınlar teker teker suikastlerle devre dışı bırakılmışlardı.

Sivas ise bu sürecin hem sonu, hem de bir gövde gösterisi idi.

Böylelikle aydınsızlaştırma kapısı ardına dek açılıyordu.

Bu kapıdan içeri girenin önce Çiller daha sonra da Erdoğan olması, bu açıdan şaşırtıcı değildir, iktisat bilmeyen, Türkçe bilmeyen, kültürsüzler iktidara çıkarılırken, tüm bir toplum sürüleştiriliyordu.

Bunu, hem Türk toplumunun, hem de Türk aydınının "ufkunun" elinden alındığı biçiminde de söyleyebiliriz.

Ve eğer Sivas'ta aydınlar yakılıyorlarsa; bunu, insanı küçültme ve çürütme savaşı olarak anlamak zorundayız.

Madımak bu demektir; bir inanç ve inadı kırma eylemidir.

*** *** ***
Tasfiyeciler!

Türk tekelleri ile yönetenleri artık Cumhuriyet'e ihtiyaç duymuyorlar.

Cumhuriyet'in adı dışında, bütün kurumlarını yıkmak istemektedirler.

Ama bunun için önce, ufuk genişliği ve direnç demek olan aydının tasfiyesi gerekmiyor muydu: Sivas yangını işte buradaydı, insanı küçültmek anlamındadır.

Bunu Cumhuriyetçiler'e yönelik kin operasyonları takip edecekti: Silivri ve Hasdal da buradadırlar.

Demek ki, nasıl Çiller'i Erdoğan tamamlıyorsa, Sivas'ı da rektörleriyle, yazarlarıyla, gazetecileriyle Silivri tamamlamaktadır.

Birincisi Sivas ve ikincisi Silivri, aydını kırmayı amaçlayan iki savaş ilanıdır.

Çiller ve Erdoğan'ın, Sivas konusundaki açıklamalarındaki benzerlik tam da bu yüzden şaşırtıcı değildir.

"Otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir" cümlesiyle "Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun" açıklaması aynı türdendir.

Aydına ve Cumhuriyet'e kin, aynı yıkıcı, insanı küçültme arzusunun iki yüzüdür, birbirinden ayrılmamaktadır.

Okan İRTEM - 21 Mart 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

20°C

Istanbul