basbug_beni_abdullah_gul_tutuklatti_3_225

İlker Başbuğ iddianamesinin bam teli!

İlker Başbuğ davası yarın başlıyor.

Hakkındaki iddianame 2 Şubat 2012’de kabul edilmişti.

Şimdi, iddianamenin kendisine, yani içine geliyorum.

Bunu anlatmalıyım ki, ilerde bu konuda aktaracaklarım da anlaşılır olabilsin.

İddianamenin girişinde çok uzun bir bölüm Başbuğ’un yargılaması neden özel yetkili mahkemede yapılıyor konusuna ayrılmış.

Savcı demek ki bu soruya cevap verebiliyor olmaya çok önem vermiş.

Neden özel yetkili mahkemeye gerekçe olarak ise, bazı Yargıtay kararlarından örnekler verilerek denmiş ki…

Öğrencisini döven bir öğretmenin bu suçu görev kapsamında olmaz çünkü öğretmenin öğrenciyi dövmek gibi bir görevi yoktur.

Eski belediye başkanına hakaret eden belediye başkanının suçu görev kapsamında değildir çünkü belediye başkanının hakaret etmesi görevi çerçevesinde görülemez.

Trafik kontrolü yaparken alkollü sürücüyü döven ve hakaret eden bir polis memurunun bu suçu görev kapsamında görülemez çünkü polisin görevi dövmek değildir.

Şöyle de bir açıklama da yapılmış, “Yargıtay görev suçu tespiti yaparken nedensellik bağı aramaktadır.”

Yani, işlenen suça yapılan görevin sebep olmuş olma bağlantısı.

Ardından, iddianame de Yüce Divan örnekleri irdelenmiş.

Yani, Başbuğ neden Yüce Divan’da yargılanamaza örnekler.

Yüce Divan’da şu ana kadar yapılan yargılamalardaki rüşvet, görev ihmali, resmi sahte evrak tanzimi gibi durumlara dikkat çekildikten sonra…

Yurtdışından gelirken yanında birden fazla ateşli silah bulunduran bir bakanın, ama, Yüce Divan’da değil ilgili normal mahkeme tarafından yargılandığına vurgu yapılmış.

Nihayetinde de, Başbuğ’un görevi darbe yapmak değildir sonucuna varılarak, ona isnad edilen suçun görev alanına girmediği belirtilmiş ve...

“İnternet sitesi kurmak da (andıç meselesi) görev alanında değildir, bu kişisel bir suçtur” denmiş.

İddianamenin bundan sonraki bölümünde psikolojik harekat başlığı altında İlker Başbuğ’un gerek Hükümet karşıtı internet siteleri ile gerek de Ergenekon soruşturma ve kovuşturmalarının itibarını zedeleyecek şekilde açıklamalar yapmak suretiyle Ergenekon terör örgütünün faaliyetlerine katılmakla suçlandığı bölüm yer almış.

Ancak bu bölümde somut olarak Başbuğ’un neler yaptığı hususu belli değil.

Genel ifadeler ve dolaylı yorumlar var.

En önemlisi de şu ki…

İddianamede anlatılanların kişisel olarak değil, belli bir mesleki grup içersinde yapıldığı net olarak görülüyor.

Yani, dayak atan öğretmen veya belediye başkanını azarlayan yeni belediye başkanının durumundan farklı olarak…

Başbuğ iddianamesinde isnad olunan her suç eylemi TSK içinde görevli olan şahıslarla bir koordinasyon içine beraberce yapılmış. (Ama iddianamenin asıl konusu olan Başbuğ’un internet siteleri olayında dahli olduğuna dair herhangi bir belge yok iddianamede)

Bu bölümde orijinal belge olarak gösterilen delil ise imzasız bir mektuptan.

30.09.2009 tarihli olduğu belirtilen mektupta şu ifadeler olduğu aktarılıyor iddianamede…

“Sayın Savcım, ben kuşaklar boyu TSK’ya hizmet etmiş bir aileye sahip olmaktan onur duyan bir subayım. Sayın Savcım, ben ülkemi o kadar çok seviyorum ki, geleceğimi, ailemi ve kariyerimi riske atarak size belgenin aslını yolluyorum.” (irtica ile mücadele eylem planı)

Yalnız, Başbuğ’u bu kapsamda somut bir suçla suçlayan bir delil yok, sadece bir yorum var.

O yorum da şu, Başbuğ irtica belgesi için, “Bu bir kağıt parçasıdır” derken orijinal belgenin Genelkurmay karargahında yok edildiğinden emindi.” (ki, dikkat edilirse yine kişisel bir suçtan değil, aynı meslekten (TSK subayı) birçok kişinin beraberce içinde olduğu bir olaydan söz ediliyor, yani yine öğrencisine dayak atan bir öğretmene benzemiyor durum)

İddianame bundan sonraki bölümde yine internet sitelerinin içeriği hakkında bilgiler veriyor. (Hükümet’i hedef alan dezenformasyon yapıcı, abartılı haberler vs.)

Ama bu bölümde de Başbuğ’a dair kişisel bir veri ve delil yok.

Bu siteler GK Başkanı’na (Başbuğ’a) arz edilmiştir ibaresinin yer aldığı bazı belgelerden söz ediliyor sadece.

İddianamenin bundan sonraki bölümünde Başbuğ’un GK Başkanı iken yaptığı ve, “Askerimin moralini bozanla savaşırım, deniz kuvveti askeri kendi komutanına nasıl suikast yapar, bunlar yalan, sabrımızı taşırmayın” vs. şeklindeki sözleri örnek verilerek, bu sözler bir darbe tehdidi kapsamında değerlendiriliyor.

Yine, Başbuğ’un bir TSK gemisinde bulunan patlayıcılarla ilgili olarak sarf ettiği, “O kadar mühimmat gemiyi batırmazdı” şeklindeki sözleri Ergenekon soruşturmasını değersizleştirme olarak görülerek, burdan da Başbuğ’un Ergenekon örgütü faaliyelerine destek olduğu sonucuna varılıyor.

Başka?

Bu kadar. İddianamede başka birşey yok. Burda bitiyor iddianame.

Sonuç bölümü var bundan sonra sadece.

Orda da Başbuğ’a Ergenekon terör örgütüne üye olarak, TCK 312 ve 314’den ceza isteniyor.

Bugünlük burda bitirelim konuyu.

Bitirmeden ama, en önemli hususa değinelim…

Bu bir genelkurmay başkanı, iddianamede anlatılan her başka kişi ve suçlanan kişilerin hepsi de TSK içinde görevli.

İddia olunan her suç eyleminde en az birkaç kişi var, hepsi de aynı yerde (TSK’da) görevli.

Ve, bunların hiçbirisinin TSK kurumunun fiziki altyapısı dışındaki bir mekanda birbirleri ile temaslarının olduğuna dair hiçbir belge ve delil yok.


İşte bu olayı çok ilginç bir siyasi devlet davası yapan şeylerden biri de bu.

Çünkü, TSK içine sızmış Ergenekon denebilmesi için, TSK’da görevli ve suça bulaştığı iddia edilen kişilerin, TSK binalarının, karagahının vs. dışında bir yerde, TSK dışı bir mekanda birbirleri ile temas halinde olmaları gerekir.

Yoksa, aksi takdirde bu iddianamede söylenenler, “ TSK suç örgütünün kendisidir” anlamına gelir ki…

Olayın hukuki yönünün bam teli tam da bu.

Safile USUL - 21 Mart 2012 - Gazeteport

Son Yazılar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul