globalisation_cahiliye_devri_225

Tarihin dönüşü!

Tekrarlamak acı veriyor, ancak hep tekrarlamak durumundayız:

En koyusundan bir cahiliye devrinde yaşıyoruz; Kılıçdaroğlu, arkasında TESEV, yanında Abant Platformu’yla 1940’lı yılların CHP’sine karşı mücadele yürütürken, 4+4+4’lerle, “hayırlı zaman aşımlarıyla” daha koyusunun peşinde koşanları izliyoruz.

Egemenler, cehaletin daha koyusuna ulaşma konusunda sabırsızlar; büyük bir hızla yol katettiklerini reddetmek mümkün değil, ancak korkularından kaynaklanan aceleleri bunu büyük bir zorbalıkla yapmalarını zorunlu kılıyor.


Laikliği ve cumhuriyeti istenen hızda belleklerinden silemeyenler cezaevlerini dolduruyor; sanki bir Huxley romanı içindeyiz ve “unutkanlık ilacını” almayanlar “yanıyor”. Korkuyla yakıyorlar ve yaktıkça korkuyorlar; şimdi “hazmettire hazmettire” ilerleme lüksüne sahip olmadıklarını gören “aceleci” egemenlerin en büyük kâbusu, bilgi ağacında yaşayan ve küllerinden yeniden doğan Anka kuşudur.

*** *** ***
Evrensel demokrasi kültürü!

Devir demokrasi devri; bir büyülü tekerleme gibi sahipleniyoruz.

İktidarından muhalefetine sabahtan akşama “demokrasi ve özgürlükler” diyoruz ve puşi takanından “Avrasya” diyenine, gazetecisinden öğrencisine herkesi terörist ilan etme, kadın kapama ve beyin yıkama özgürlüğü kazanıyoruz.

TSK türbanı, 4+4+4’ü, Suriye’ye demokrasi ihracını kucaklayacak denli sivilleşinceye dek, yetmez, yetmez, daha çok subay yargılansın istiyoruz.

Yaşasın demokrasi...

Yaşasın “evrensel demokrasi kültürü”...

*** *** ***
Pünik Zaferi ve Pax Romana!

İleri demokrasiciler arasında bir zafer sarhoşluğu var.

Topyekün temelsiz olduğunu söylemek mümkün değil; bırakalım cumhurbaşkanlığını, meclisin kendisi, kasetlerle susan Bahçeli ve kasede gerek kalmadan şakıyan Kılıçdaroğlu ile notere dönüşmüş durumdadır.

Türkiye’de uzun zaman “ikinci cumhuriyet” dendi, şimdilerde adı “ileri demokrasi”, Amerikalı ünlü stratejist Brzezinski ise, “evrensel demokratik kültür” diyor; adına ne dersek diyelim, AKP ve Gülen ile birlikte, içine TÜSİAD’ı ve hatta büyük medyayı da aldığımız egemenler, kendi aralarındaki kavgalar bir yana, bu yeni model için verdikleri mücadeleden zaferle çıktıklarından kuşku duymuyorlar.

Önlerinde bir Pünik Zaferi görüyorlar.

Roma’nın, dönemin diğer büyük gücü Kartaca karşısında kazandığı nihai ve topyekün zaferdir; Roma’ya dünya liderliği yolunu açıyor ve bu yol o denli engelsiz, düz ve geniş ki, Pünik Zaferi bu türden zaferleri anlatan bir kavrama dönüşüyor.

Roma’nın Pünik Zaferinin sonucu Pax Romana’dır; Roma Barışı anlamına geliyor, ancak bu barış bir büyük zorbanın rakipsizliğiyle gelen “barıştır”; Roma’ya karşı çatışma çıkaracak güçte bir aktör bulunmuyor.

*** *** ***
Pax Americana!

Roma’nın Pünik Zaferi ve Pax Romana kavramları yirminci yüzyılda en çok Amerikalı neo-conları heyecanlandırıyor; kaderlerini yükselen Amerikan emperyalizmine bağlayan neo-conların ünlü isimlerinden Robert Kaplan, Amerika’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkışını Pünik Zaferi’ne benzetiyordu.

Kaplan’a göre, Pünik Savaşı’ndan sonra Roma ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika artık evrensel güçlerdir.

Benzer bir yorumu, “yoldaşı” Charles Krauthammer’de de bulabiliyoruz; Krauthammer, dünya tarihinde, geç dönem Roma İmparatorluğu’ndan bu yana hiçbir ülkenin, kültürel, ekonomik, teknolojik ve askeri açıdan Amerika denli egemen olmadığını yazıyor.

Ancak her iki yorum da 2000’li yılların başında yapılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonunda, Amerika’nın kazanan tarafta olmakla, ayrıca atom bombası ve “savaş ganimetleriyle” güven bulduğu doğrudur; öte yandan, 1930’lu yıllarda, baş döndürücü bir hızla kalkınan ve Batılı aydınlara planlama ve sosyalizm heyecanı aşılayan Sovyetler karşısında “Büyük Bunalım” demokrasisi olma kompleksi taşıyan Amerika, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda da henüz dünyanın tek egemeni olmaktan uzaktır.

Hitler’i yenilgiye uğratan Stalin’dir ve Sovyetler, İkinci Dünya Savaşı’ndan bir Sosyalist Blok’la çıkmıştır.

*** *** ***
Kurtlar dünyasında demokrasi vitrinli büyük kurt barışı!

Egemenler, tarihi yeniden yazar; Kaplan ile Krauthammer’i burada buluyoruz ve devam ediyoruz.

Bu iki neo-con Pünik Savaşına gönderme yaparak, dünyada bir Pax Americana kurulduğunu söylemektedirler.

Neo-con’ların Amerika’yı bir tür Mesih olarak gördüklerini biliyoruz; Kaplan bunu, Amerika’nın elindeki güç ile “herkesin birbirinin kurdu olduğu” Hobsiyen bir dünyaya, Kantiyen bir “sürekli barış” getirme sorumluluğu olarak formüle etmektedir.

*** *** ***
Tarihin sonu!

20. yüzyılın sonu ile 21. yüzyılın başında, neo-con’ların zafer sarhoşluğunu, belki de en net biçimde ifade eden Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” kitabıydı. Fukuyama, Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılında yazdığı “Tarihin Sonu” makalesinde, Sovyetler’in çöküşünün ardından, 1992’de kitaplaştırıyor ve Hegel’e dayanarak, yirminci yüzyılın ilk yarısında önemli hiçbir aydının ciddiye almadığı “liberal” demokrasinin, komünizm ile faşizm üzerinde zafer kazanarak, her ikisine de karşı, her ikisinden de çok ileri bir nihai düzen olduğunu gösterdiğini savunuyordu.

“Liberal” demokrasi, insanlık tarihinin gelebileceği son ve en üstün noktaydı.

Bir başka deyişle, Mesih Amerika’nın “evrensel demokrasi kültürü” sonunda yükselmişti; Pax Americana tarihin sonuydu.

*** *** ***
Tarihin sonunun sonu!

Ancak Fukuyama, Kaplan, Krauthammer’in zafer sarhoşluğu uzun sürmedi.

Fukuyama’nın kendisi, 2006’da “Yol Ayrımındaki Amerika: Neo-conların Sonu” kitabında, Amerika’nın Irak’ta saplanmış olduğu bataklığı görerek, büyük bir yanılgıya düşmüş olduğunu itiraf ediyordu.

Hemen ardından, 2008’de neo-con’ların önemli isimlerinden Robert Kagan’ın kitabı geldi.

Kagan’ın kitabı “Tarihin Dönüşü” adını taşıyordu ve yazarın kendisi bunu, “tarihin sonu mitinin sonu” olarak açıklıyordu.

Pax Americana muzaffer değildi ve “evrensel demokrasi kültürü” karşısında yeni yükselen bir ulusçuluk buluyordu.

2008 Rusya’nın “renkli darbe hükümetli” Gürcistan’ı çökerterek Amerika’ya karşı kazandığı zafer yılıydı ve Putin tarihi yeniden başlatmıştı.

*** *** ***
Küllerinden doğan Rusya!

Amerika’nın Putin’den hoşlanmamak için her türlü nedeni bulunuyor.

Nihayetinde, Pax Americana, her şeyden çok, hükümetlerin “evrensel demokrasi kültürü” ve tekellerin talepleri karşısında eğilmesine bağlıdır; gönüllü kölelere ihtiyaç duyuyor.

Putin’se, petrol ve doğalgaz kaynaklarını devletin denetimine alarak; ağır sanayi, silah sanayi ve madencilikte kamu işletmeciliği yoluna giderek, çökmüş Rusya’nın belini doğrulttu.

Putin’in devletçiliğinin ciddi sınırları olduğunu biliyoruz; ancak bu kadarıyla bile Rusya, küllerinden yeniden doğuyor ve “renkli demokrasi masallarıyla” uyutulamayacağını tüm dünyaya gösteriyor.

Şimdi stratejist Brzezinski, Amerika’nın önünde iki yol olduğunu söylemektedir; ya Rusya - Putin’li ya da tercihen Putinsiz - “evrensel demokrasi kültürüne” eklemlenecek ya da olası bir Avrasya Birliği’yle, Pax Americana 20. yüzyıl sonlarıyla 21. yüzyıl başları arasında kurulmuş bir düş olarak kalacaktır.

Kagan buna “ulusçuluğun”, “otoritarizmin” yükselişi diyor ve Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle, “ulusçuluğun” izlerini gördüğü yerde “efendisinden efendici,” üzerine atılıp boğmaya çalışıyor.

Çocuklarına anlattığı masal, “evrensel demokrasi kültürünün” ve “sürekli barışın” lideri en büyük kurdun, Kırmızı Başlıklı Kız’ın büyükannesi olduğudur ve bu çocuklar şimdi “büyükannenin dişlerinin niye bu kadar keskin”, “cezaevlerinin niye bu kadar büyük”, “üniversitelerinin niye bu kadar evrim karşıtı” olduğu sorularına yanıt aramaktadır.

Deniz HAKAN - 16 Mart 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Sunny

11°C

Istanbul