abd_hegemonyasi225

Çanakkale’den, Suriye’ye Hep Aynı Kirli Ve Kanlı Eller!

“Atatürk, 1937 yılının Ekim ayında, Aydın havalisinde yapılan sonbahar manevralarında, arzusu gibi yüksek kudrette gördüğü gözbebeğimiz ordumuzun harp ve muharebe kabiliyetinden pek mütehassis ve memnun olarak Ankara’ya dönüyordu.

Pek keyifli ve coşkun bir ruh haliyle sofraya oturdu. Gece yarısına doğru, yakın gelecekte ihtimalini gördüğü dünya vaziyeti karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin alacağı tavır ve hali tespit eden şu önemli notu Türk tarihine şaheser olarak bıraktı: Yalnız samimi bir kanaat olarak bildiğimiz bir şey vardır ki, eğer bu memleketin bir gün herhangi bir yerde bir badireye girmesi, bir muharebeye tutulması veya katılması mukadderse, hükûmet olarak bu hususta T.B.M.M’ne ve millete; onun, etrafıyla mütalâa ederek ve bildirerek ve anlayarak karar vermek imkanını hazırlamak başlıca vazife saydığımız bir iştir. Yani istemiyoruz ki uluslararası herhangi hadisede bir hükûmetin veya birkaç hükûmetin girişecekleri taahhütlerin tabii ceryanları şu veya bu tarza birbirini tabi kılarak milleti mazide birçok hadiselerde olduğu gibi bir emri vâki karşısında bıraksın. Milletlerin faaliyetlerinde bütün hadiseleri evvelden tahmin edip bir karara bağlamak mümkün olmamıştır. Bununla beraber T.B.M.M.’nin bu memleketin mukadderatında düşünerek karar vermesinin ve ancak onun verdiği kararların uygulanabilir olduğunun içeride ve dışarıda herkese anlatılmasının, bu memleketin selâmeti için esaslı bir çare olduğunu zannediyoruz. Türkiye şu veya bu tarzda herhangi bir yere sürüklendirilmiş gibi başı boş bir idare manzarası göstermeyi asla kabul edemez. Büyük devletler arasındaki mücadele, gerginlik, husumet o haldedir ki bunların arasında bulunarak bir badireye karışmak ihtimali vardır. Bu ihtimale karşı ise azami derecede dikkatli, tedbirli ve soğukkanlı bulunarak postu kurtarmaya çalışmak vaziyetindeyiz.”(*)

Her kelimesi altın değerindeki bu uyarı ve öğütler karşısında yaşadıklarımıza bir bakalım! 1915’te Çanakkale önlerinde çıkarları için dolanan emperyalizmin kirli ve kanlı elleri nasıl on binlerce gencimizin şehit olmasına yol açtılarsa, bugün onların artığı soysuzlar da, “benim yerime sen öl, ben rahat edeyim” dayatması ile bizi yönetenlerin açıkları ve ekonomik zaaflarımızı kullanarak bizi bir belâya doğru hızla sürüklüyorlar. Bir zamanlar, Türk Milleti’ne ve Atatürk’e hayran Afgan Kralı’nın ülkesinde emperyalistlerin emrine tahsis ettiğimiz askerlerimiz bir hiç uğruna gurbet ellerde can veriyorlar.

Peki, bunlar karşısında, Atatürk’ümüzün önemle ve özenle dikkatini çektiği T.B.M.M. ne yapıyor?

Dört dörtlük (4+4+4) hizmet vermek için savaşıyor! Ya zavallı muhalefetimiz? Salı Pazarı Tiyatrosuna laf yetiştirmek dışında, toplumu hangi konuda bilgilendiriyor, bilinçlendiriyor, hareketlendiriyor, tepkisini dile getirecek mitingler düzenliyor?

Tayyip Erdoğan’ın dümen suyunda Dersim sakızını çiğnemekle hangi amaca hizmet ettiğini anlayamadığımız Ana Muhalefet Partisi lideri, Atatürk’ün düşünceleri ve eserlerinden ne kadar haberdar acaba?

O dönemi kötüleyen alçaklara siper olabilmek için CHP önce kendi tarihini ve kurucularını doğru öğrenmek zorunda değil mi? Bilgi, ahlak, fedakârlık ve yurt sevgisi bakımından onların tırnağı olamayacakların tarihimize iftira atmaları karşısındaki bu acizlik yakışıyor mu? Ankara’yı ziyaret eden dost ve müttefiklerimiz(!) iktidara Ortadoğu’yu parçalayıp Kürt Devletini kurdurtma emrini verirken, muhalefete de “toplumu seçeneksiz ve çaresiz bırakın da bunlarla işi rahat götürelim” talimatını mı veriyor?

Çanakkale Zaferi’ni biz böyle mi kutlamalıydık?

Çok yazık!

Reşit ÇAĞIN - 17 Mart 2012 - İlk Kurşun

Reşit Çağın 18 Mart 2012 (*) Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer- Cepheden Meclise Büyük Önder İle 24 Yıl

Son Yazılar

Clear

27°C

Istanbul