ben_size_olmeyi_emrediyorum225

Çanakkale Zaferini Gerçek Anlamıyla Kutlamanın Yaşamsal Önemi!

97. yıldönümüne ulaştığımız Çanakkale Zaferi için 18 Mart’larda yapılan kutlama törenlerinde bu büyük zaferin,

- Türk ulusunu yok olmaktan ve Türk yurdunu yabancı eline geçmekten kurtardığı;

- İstanbul’un Türk yurdu olmaktan çıkmasını önleyerek onu ikinci kez fethettiği,

- Her büyük zafer gibi Çanakkale zaferinin de, onun mimarı olan komutanın beslendiği bir yüksek düşüncenin ürünü olduğu

üzerinde hiç durulmayarak, ulus ve yurt bilincini pekiştirip canlı tutucu içeriğinin boşaltılması, Türk ulusunun ulusal bilinç ve özgüvenini yıkmaya yönelik dış ve iç sömürgeci saldırısının bir parçasıdır.

Kimi siyaset adamlarının içi boş övme-övünme demeçleri, camilerde okutulan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün nerdeyse adının bile geçmediği hutbeler, resmi-özel kuruluşlarca şehitliklere düzenlenen gericilik gösterisi ziyaretler, Çanakkale Zaferini gökten ve gaipten güçlerin kurtardığı yolundaki akıl ve mantık dışı, bilim dışı, hastalıklı düşüncelerin yaymacası … biçimlerini alan bu saldırı, onbeş yıldanberi Türkiye’yi açıkça “Atatürksüzleştirme”, “Arap derbederliğine sürükleme” amacını güden, bütün islam ülkelerini ortaçağ karanlığında tutup kanlı iç ve dış savaşlarla yakıp yıkan Büyük Ortadoğu Projesi olarak sürdürülüyor.

“Asimetrik” denilen bu saldırı kapsamında, bir yandan da, “savaşın insancıl yüzünü anlatma” gibi aldatmacalarla, Çanakkale’deki düşman askerlerinin anı defterlerini, mektuplarını, vb., yurdumuzun işgal, ulusumuzun yok edilmek istendiği olgusunu gözlerden saklayarak, onlara sempati uyandıracak biçimde kullanan, bilinç köreltici sözde-belgesel filmler, kitaplar, makaleler … TV kanallarında, sinemalarda, gazete ve dergilerde yer alıyor.

Türk ulusunu değerbilmezlik ve ilkellik düşeylerine indirgemeye yönelik bu örgütlü saldırının etkili olmasını en büyük sevinçle karşılayanlar, kuşkusuz Türk yurdu üzerindeki sömürgeci emellerinden vazgeçmiş olmayan ve o emeller için bu saptırmaları destekleyen Batılı devletlerdir!

Her yıl Çanakkale’de ölen askerlerinin mezarlarını ziyarete gelen Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, İngilizler, Fransızlar, Türk halkının Çanakkale zaferinin gerçek anlamından habersiz, kendisini tarih sahnesinden silinmekten kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’ü değerlendiremeyecek ölçüde ortaçağcıl bilgisizlik karanlığı içinde bırakılmakta olduğunu görmekten kimbilir nasıl sevinç duymakta, bu ülke yöneticileri Türk halkına nasıl küçümseyerek bakmakta, “Atatürksüzleştirilen” Türkiye’ye yüzyıl önceki emellerini uygulamanın bugün kolaylaştığını düşünerek nasıl iştahlanmaktadırlar!?!

Çanakkale’nin aşağıda belirtilen gerçek anlamı Türk siyasal kadrolarınca gereğince bilinip Türk ulusuna, onun yeni kuşaklarına bu özüyle anlatılsaydı, kuşku yok ki Türk Devrimi hem amaçları doğrultusunda daha büyük ölçüde ilerleyecek ve tüm ulusça bilinçle benimsenecekti; hem de dış ve iç sömürgenler, bugün BOP ve AB projeleri altında yürüttükleri ve yurdumuzu parçalamaktan, ulusal ekonomimizi çökertip yabancı mülkiyetine geçirmeğe; ulusal birliğimizi yıkma girişiminden, laik Türkiye Cumhuriyeti yerine İslamı da, Türklüğü de tümden aşağılayıp çürütmeğe yönelik ilkel bir din-kılıflı baskıcı devleti koyma utanmazlığına değin varan korkunç saldırılarından hiçbirisine kalkışamazlardı!

Bu nedenle Çanakkale Zaferinin de, Türk Kurtuluş Savaşı gibi, bilim ve özgürlük düşüncesine doğrulukla bağlı kalan bir komutanın önderliği sayesinde kazanıldığını vurgulamak büyük önem taşımaktadır.

İYİ NİYETLİ BİR TEMEL YANLIŞ!


Bu bağlamda belirtelim ki, iyi niyetle sık sık kullanılmakta olan “ŞU ÇILGIN TÜRKLER” deyimi de, “TÜRK MUCİZESİ” deyimi de, Türk Kurtuluş Savaşı ve Demokrasi Devrimin temelinde aklın ve bilimin, bilgelik düzeyinde bir önderliğin yattığı gerçeğini gölgeleyici nitelikte deyimlerdir.

Bu deyimleri ortaya atıp yaygınlaştıran Sayın Turgut Özakman’a, Çanakkale ve Türk Kurtuluş Savaşları için kullandığı “mucize” ve “çılgınlık” nitelemelerinin neden yanlış olduğunu, gerekçeleriyle uzun uzun belirttim. Herhangi bir yanıt vermediği gibi, şimdi de Kıbrıs Türkleri’nin bağımsızlık direnişini yine “çılgınlık” olarak niteleyen bir kitap yayınlamış bulunuyor! Oysa Kıbrıs Türklerinin Fazıl Küçük önderliğindeki ilk bağımsızlık bildirgesi de, Türk Kurtuluş Savaşı’nın Amasya Bildirgesi gibi, “Kıbrıs Türkünün geleceğini yine Kıbrıs Türk halkının istenci belirleyecektir” demekteydi!

Sayın Özakman, belki “toplumda dikkat çekici bir etkide bulunmak” amacıyla bu terimleri kullanmakta diretiyor olabilir. Ama kitle iletişimi sayesinde yaygınlaştırdığı bu “çılgınlık” ve “mucize” nitelemeleri, “özgürlük” ve “bilimsel düşünüş” ilkelerinin temel yerini belirtmemesi, ulusça Atatürk önderliğindeki Türk çağdaşlaşmasının bilimsel yöntemin kılavuzluğundaki usun zaferi olarak kavranmasını güçleştirmekte, böylece istemeden de olsa, sömürgeci ve gerici saldırıların işini kolaylaştırmaktadır, kanısındayım.

Gerçekte ne Çanakkale Zaferi, ne de Türk Kurtuluş Savaşı “çılgınlık” ya da “mucize” ürünü olmayıp, çok yüksek bir bilgeliğin ürünüdür; bu nedenle “ÇILGIN” değil, “BİLGE TÜRKLER”, “TÜRK MUCİZESİ” değil “TÜRK BİLGELİĞİ” demenin daha doğru olduğunu bilmemiz gerekir.

ÇANAKKALE ZAFERİNİ KAZANDIRAN BÜYÜK DÜŞÜNCE!

Gelelim Çanakkale Zaferinin gerçek anlamına:

Tarihte çığır açıcı hiçbir zafer yoktur ki, bir “büyük düşünce” üzerine dayalı olmasın!

Çanakkale Zafer’nin asıl anlamı, Türk ulusunu ve yurdunu yok edilmekten kurtaran ve tüm insanlığa sömürgeciliğin nasıl tepeleneceğini, bir daha sömürgeci saldırısına uğramamanın güvencesinin nasıl sağlanabileceğini gösteren bir “büyük düşünce”yi tüm benliğinde oluşturmuş bir Mustafa Kemal’in komutasında gerçekleşebilmiş olmasıdır.

“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, yaşayabilmek için kesinlikle özgür ve bağımsız bir ulusun çocuğu olmalıyım” diyen Mustafa Kemal de kendisini “bir büyük düşünce” olarak tanımlar:

“Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri. Ama bu tutkular, yüksek mevkiler almak ya da büyük paralar elde etmek gibi maddi emellere dayanmıyor. Ben, bu tutkula­rın gerçekleşmesini, yurduma büyük yararları dokuna­cak, bana da gerekli biçimde başarılmış bir ödevin canlı iç rahatını verecek BÜYÜK BİR DÜŞÜNCEnin başarısında bulu­yorum. Bütün yaşamımın ilkesi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son soluğuma kadar da ko­rumaktan geri kalmayacağım.”

Bu büyük düşüncenin temel yapı taşları şu maddelerde özetlenebilir:

- Bireysel onur ve gönenç ile ulusal onur ve gönenç ayrılmaz bir bütünlük oluşturur;

- Her ikisi de özgürlük ve bağımsızlık temeline dayalı bir ulusal-toplumsal düzeni zorunlu kılar;

- Bunlar için de bilimsel düşünüşün yaşama kılavuz yapılması zorunludur.

Mustafa Kemal’in Çanakkale’deki büyük “Zafer”i kazanmasının alt yapısını hazırlayan, O’na Türk ulusunun önderliği konumuna yükselme ve “Atatürk” düzeyine yücelme yolunu hazırlayan, işte bir “uygarlık projesi” değerindeki bu düşünce temelidir! Bu düşüncenin gereklerine dürüstlükle bağlı kalması ve onu tutarlılıkla uygulamış olmasıdır!

Çanakkale Zaferi’nin, yıldönümlerinde vurgulanmayan, çünkü bilinçlere yerleşmesi istenmeyen yaşamsal önemdeki anlamı, işte böyle bir büyük düşüncedir!

Dış ve iç sömürgecilik, o gün de, Çanakkale Zaferi’nin, “cumhuriyetçi” olarak “damgalanmış” bulunan Mustafa Kemal’in komutasında kazanıldığını saklamış, onun yerine Osmanlı devletini sömürgeleştirme emelindeki Almanya’nın Liman von Sanders Paşasını öne çıkarmıştı.

Bugün de Çanakkale yıldönümlerinde sergilenen gerici, sömürgeci, bölücü bilinç-saptırma, uyşturma, kimliksizleştirme ve “Mustafa Kemal” adını saklama, gölgeleme … çabaları, yine o büyük düşüncenin Türk ulusunca kavranmasını, özümlenip yaşanmasını engellemek içindir.

ABD ve AB’nin güdümünde, AB ve SOROS paralarıyla, BOP eşbaşkanlarıyla, ortaçağcıl “cemaat” yapılanmaları oluşturan, kitle iletişimini yönlendiren, sözde belgesel, tarihi tersyüz edici filmler hazırlayan … gerici ve çıkarcı işbirlikçi türediler, Çanakkale Zaferinin yaşamsal önemini yadsımakla, Mustafa Kemal’i gölgelemekle, hatta yoksamakla, Atatürk Cumhuriyeti’nin ilke ve kurumlarına saldırmakla, gerçekte ulusal bağımsızlığımızı, birliğimizi, yurt bütünlüğümüzü, laik hukuk devletimizi, ileri teknolojiye dayalı üretken ekonomi sahibi olma projemizi … , kısacası bütünüyle sömürgeciliği yenerek kurulmuş olan Atatürk Türkiye’sini yıkmaya çalışmaktadırlar.

Çanakkale Zaferi’nin doğru anlamıyla kavranması, bu hain sömürgeci saldırısını caydıracak bir ulusal bilinç oluşturur.


Bu nedenle Çanakkale Zaferini de, Türk Kurtuluş Savaşı’nı da, Türk Demokrasi Devrimini de, hiç yılmadan, bıkıp usanmadan iç ve dış sömürgeciyi caydırmak, maskelerinin inmesini sağlayarak sindirmek için anlatmak ulusal görevimizi, insanlık ödevimizi aksatmadan yerine getireceğiz.

Cahit Külebi’nin güzel deyişiyle “Bin kez yurdumuzu kurtaran” büyük düşünür devlet adamı, üstün komutan Mustafa Kemal Atatürk’ün ve tüm Çanakkale şehit ve gazilerinin anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.

Özer OZANKAYA - 18 Mart 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Cloudy

21°C

Istanbul