vampirler225

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi!

Olmaya Devlet Cihanda Bir Nefes Sıhhat Gibi…

Kanuni’nin bu dizeleri, toplumsal sağlığa, insana ve bu alanda devletin işlevine ne denli önem verilen bir edep ve kültürden gelindiğini gösteriyor.

Daha Sakarya Savaşı’nın devam ettiği günlerde, 1921 yılında çıkartılan 151 sayılı kanun ile T.B.M.M., Zonguldak-Ereğli Bölgesinde kömür çıkartan emekçilerin iş güvenliğini sağlamayı amaçlamıştı. T.B.M.M.ce kabul edilen 151 sayılı “Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun”  düzenleme ve uygulamaları, Atatürk döneminin konuya duyarlı yaklaşımının belirgin örneğiydi.

Bugün dahi yürürlükte olan 151 Sayılı Kanun, Zonguldak ve Ereğli bölgesinde çalışan maden işçilerinin çalışma koşullarını, haklarını düzenlemek ve sosyal güvenlikleri için bir teşkilât kurmayı öngörmüştü. Kanun’un diğer bir özelliği ise, ilk kez primli sosyal sigorta sistemine uygun olarak, işçiden ve işverenden % 1’den aşağı olmamak üzere sosyal sigorta primi kesilmesinin öngörmesidir.

Kanun’un T.B.M.M. deki görüşmeleri sırasında özellikle işçileri koruyucu hükümler ile sosyal sigorta haklarının bütün işçileri de kapsaması öne sürülmüş, fakat, kömür işçisinin özelliği bulunduğu ve kanun’un bu özelliklere göre hazırlandığı, tüm işçilere uygulanamayacağı, öbür işçiler için ayrı bir kanun çıkarılacağı hükümet yetkililerince ifade edilmiştir.(l) Nitekim, Cumhuriyetin tüm emekçileri kapsayan ilk iş kanunu, 3008 sayılı iş yasası, Atatürkün sağlığında, 1936 yılında çıkartıldı.

Ereğli Maden İşçileri ile ilgili yasa, özellikle işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından, zamanın İktisat Vekaleti denetiminde,  ibret verici hükümler taşımakta idi: (2)

-“Amelenin(işçinin) temini istirahatleri için amele koğuşu, hamam inşa’ına ocak amilleri(sorumluları ) mecburdur.”

-“Cebren istihdam(zorla çalıştırma), rıza dışı 8 saatten fazla çalıştırma, 18 yaşından dun(aşağıda) olanların istihdamı memnudur.”

-“Bilumum madenciler, hasta ve kazazede olan ameleyi(işçiyi) , meccanen(parasız) tedavi etmeye, bunu teminen maden civarında hastane, eczane ve şahadetnameli etıbba(sağlık personeli) bulundurmaya mecburdurlar.”

-“Ocak amilleri( yönetici ya da sahipleri), bir mescit ve genç ameleye gece dersleri vermek üzere mektep yapmaya ve bir muallim bulundurmaya mecburdurlar.”

-“Amelenin ahvali sıhhıye(sağlık koşullarına) ve hayatiyetiyle hukuku umumiyelerine müteallik işbu mevadı(kanunu) -diğer kanuni ve cezai müeyyideler hariç olmak üzere- ifa etmeyen madenci ve mültezimlerin ruhsatname ve imtiyazları fesh olunur.”

Nereden nereye geldi Türkiye geçen 80-90 yılda. İLO verilerine göre her 100.000 çalışan başına 20.5 ölümcül kaza oranı ile dünya klasmanında birinci. Ne onur ama…İsviçre’de bu rakam 1.3, AB ortalaması ise 4.

1946’dan bu yana Türkiye’de iş kazaları, her yıl artarak 60.000 can almış.Ortalama her 6 dakikada bir iş kazası oluyor, her beş saatte 1, ya da her gün 4 emekçi ölüyor.

Bu aymazlığın maliyetinin, G.S.M.H.nın %3’üne, 4 Katrilyon TL.a ulaştığı söyleniyor. Bütün bunlara rağmen, istendiğinde 2-3 saatte yasa çıkarıveren meclis gündemine uzun zamandır inmesi gereken “İş  Güvenliği Yasa Tasarısı” bir an önce görüşülüp yasalaştırılmıyor.

Bu durum karşısında, ilgili bakanın yolunu bulmakta güçlük çektiği Tuzla tersanesi, bir ölüm tersanesine dönüşürken, tersane emekçileri,  masum serçeler gibi birer birer can verip düşerken, bir ilgilinin “Abartmayın madenlerde de onlarca, yüzlerce kişi ölüyor…” diyebilmesi, diğer bazı ilgililerin, bu faciaları, sadece, “işçilerin eğitimsizliğine” (işçilerin eğitiminden kim sorumluysa…) bağlayabilmesi, yaşamın diğer alanları yanında, bu alanda da Türkiye’nin ne denli bir edep, anlayış ve kültür değişimine uğradığını,  toplumsal,  insani ve de geleneksel değerlerinin ne denli çürütüldüğünü göstermiyor mu?

Ya canlı canlı, cayır cayır yakılmak ya da yanmak… Madımakta yakılan canların sorumlularını zaman aşımı ile ödüllendirmek, bu sonuca “vatana ve millete hayırlı olsun” diyebilmek, bu vicdansızlığa karşı çıkanlar üzerine yoğun bir gaz saldırısı uygulatmak, Van Depremi sonrası çadır yangınları ve nihayet milyarlarca liralık yatırımlar yaparken, işçileri zemheri soğuğunda çadırlarda balık istifi yatırarak, cayır cayır yanmalarına yol açmak için nasıl bir vicdana sahip olmak lazım? Anlamak mümkün değil.

Bu insafsız değişime, bu ilkel dönüşüme direnmek gerekiyor. Hem, zaten, siz kendi insanınıza değer vermezseniz, başkaları hiç vermez…

Noyan UMRUK - 15 Mart 2012 - Aydınlık

(1)     Prof. Dr. Suna Kili, Atatürk Devrimi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayını, s. 138….

(2)     Prof.Dr.Cahit Talas,Sosyal Politika, Sevinç Maybaası, 1967. s.183-188

Son Yazılar

Sunny

18°C

Istanbul