ata_1numarali_komutan_225

Yurtsever Partilere Sesleniyoruz :

Birleşin, Bütünleşin, “Bu İş Artık Sokakta Çözülür…”

Gazeteciler, yazarlar içeride.

Parti başkanları, milletvekilleri içeride.

700 bin kişilik ordunun genelkurmay başkanı içeride.

Kuvvet komutanları içeride. Aralarında tansiyon, şeker, kalp hastaları da var.

Tüm kanıtlar çürütülmüş. Dijital belgelerin düzmece olduğu kanıtlanmış… Ama yine de zindanlarda, tek kişilik hücrelerde çile dolduruyorlar.

Sivas Katliamının katilleri dışarıda.

Hizbullah militanları dışarıda.

PKK’lılar mecliste.

Alman yargısı tarafından mahkûm edilen Deniz Fener’i sanıkları dışarıda.

Kapalı kapılar arkasında bebek katili ile pazarlık yapanlar dışarıda.

Özgür. Hür…

Ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyorlar. Toplantılara katılıyorlar. Görüş bildiriyorlar…

Oteli ateşe verip, 35 kişiyi canlı canlı yakanların cezalarının kaldırılması karşısında Başbakan, “Memleketimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun…” diyor.

Kime hayırlı olsun? Gözü yaşlı analara mı? Çocuklara mı? Eşlere mi?

Yoksa katilere mi?

Cana kıyanlara, talancılara, soygunculara, sapıklara düşünce özgürlüğü var. Milletin seçtiği vekillere yok. Milli Eğitim komisyonunda “eleştiri ve görüşme hakkı”nı kullanmak isteyen vekiller, iktidar vekilleri tarafından tekme tokat dışarı çıkarılıyor. Yerlerde sürükleniyor.

“Atatürk’ten görev aldım, bu üniversitede Atatürk’ün emirlerini yerine getiriyorum” diyen öğrenciler okuldan atılıyor.

Vatan topraklarının, vatan mallarının satışını iptal eden mahkeme kararları, tıpkı milletvekilleri gibi ayaklar altında çiğneniyor. Bizzat Bakanlar Kurulu,

“Özelleştirmeleri iptal eden yargı kararları uygulanmayacak” diye kararnameler yayınlıyor…

Böyle bir uygulama, Anayasanın “…Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez…” denilen 138. Maddesine aykırı değil midir?

BU ORTAMDA, BU KOŞULLARDA, BU MEMLEKETTE HUKUK VAR DİYEBİLİR MİSİNİZ? HUKUK VAR MIDIR? HUKUK KALDI MI?

Hukuk guguk oldu.

Demokrasi bitti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi görev yapamaz duruma getirildi. İşlevini yitirdi.“Sopayla yasa geçirme dönemi” başladı.

Bir adı kaldı TBMM’nin.

Cumhuriyetin tüm kazanımları yok edildi.

Türkiye’de korku imparatorluğu hüküm sürüyor şu an. İnsanlar konuşmaya, düşüncelerini söylemeye, haksızlıklara itiraz etmeye korkuyorlar.

Yeni bir öncü, yeni bir ATATÜRK bekliyorlar. Güçlü, dirayetli, vurduğu yerden ses getirecek bir muhalefet bekliyorlar.

Ama yok.

Ne Atatürk, ne güçlü bir muhalefet var.

Muhalefet iktidarla oturmuş yan yana, girmiş kol kola, “bölünme Anayasası” yapıyor.

Sopayı yiyor, yerlerde, sürükleniyor, tekmeleniyor. Dövülmeyi, sövülmeyi göze alıyor.

Ama yine de “Bölünme anayasası” yapmaktan, suç ortağı olmaktan vazgeçmiyor…

Türkiye bugün “Kurtuluş Savaşı koşulları”ndan daha kötü bir durumda.

Güçlü bir ses bekliyor o. Öncü bekliyor. Eylem, direniş bekliyor. Çünkü hak arama yolları tıkandı. Eşkıya dünyaya hükümdar oldu.

Yurtsever partilere, sendikalara, derneklere, sivil toplum kuruluşlarına sesleniyoruz:

Birleşin, bütünleşin, vatana sahip çıkın. Ortak kararlar alın. Ortak eylemler düzenleyin. Güçlerinizi birleştirin.

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var” demiş atalarımız.

PARTİCİLİK DEĞİL, VATAN SAVUNMASI YAPIN.

Sevgili Muharrem İnce’nin deyişi ile “Bu iş artık sokakta çözülür…”

Taksim meydanı sizi bekliyor.

Tandoğan sizi bekliyor.

Kızılay, Konak, Alsancak, Gaziantep’in istasyon meydanları sizi bekliyor.

“Küçük olsun, benim olsun” diye diye vatanı bitirdik. Cumhuriyet kazanımlarının yok edilmesine seyirci kaldık.

Particilik oynamayı, makam, mevki peşinde koşmayı bırakalım. Halka öncü olalım. Yol gösterelim.

ATATÜRK OLALIM…

Ne diyordu Attila İlhan:

“En büyük kötülük şu; Batı son 50 sene içinde Türkiye’de küçük küçük siyasi guruplar ya­ratarak bizi birbirimize düşürdü. Hâlbuki her şeyden önce bunların birleşmesi lazım ki vatan dokusu oluşsun. Gazi’nin Ankara’da oluşunu bir düşünün. Gazi’nin bir tarafında Ziya GÖKALP vardı. Bir tarafında Yusuf AKÇURA, arkasında Mehmet Akif vardı ve Mustafa Suphi’yi de çağırmıştı. İslamcı, Türkçü, Kemalist ve Komünist hepsi bera­ber olmasaydı bu savaşı kazanamazdı. Şim­di de aynı espri içine girmemiz lazım.”

ALİ ERALP - 15 Mart 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Sunny

25°C

Istanbul