ataturk_diyapaga225

Kürt kökenli kardeşlerime sesleniyorum…

Ey “Kürt” kökenli olduğunu söyleyen-sanan veya kendini öyle hisseden kardeşim, arkadaşım, dostum, öğrencim, komşum, yoldaşım, meslektaşım, kısaca vatandaşım;

hiç düşündünüz mü ki bu yeni feodal güçlerin çocukları nerelerde okuyor, hangi ülkelerde sefa sürüyorlar, hangi yeni siyasi ağanın köşkleri, hanları, hamamları, arazileri, çiftlikleri, konakları, yazlıkları var?

Sizleri, yine piyon olarak kullandıklarının farkına ne zaman varacaksınız? Seyyid Rıza ve gariban takımı nasıl ki yerli hain aracılarla emperyalistlerin oyununa geldiyse, sakın ola ki siz aziz vatandaşlarım, evet siz de böyle bir oyuna gelmeyesiniz? Yazık olur hepimize, yazık olur bu güzelim ülkeye…

*** *** ***
Ağızlarında nakarat olarak söyledikleri “barış ve demokrasi” laflarını tamamen gerçek yüzlerini saklamak ve siz sade vatandaşları biraz daha sömürmek için, siyasi ikbal kazanmak için kullandıklarını lütfen anlayın artık…

Bunların hangisinin çocuklarının, yakınlarının ellerinde taş ve Molotoflarla Devlet’in polisine, askerine, vatandaşın bankasına, mağazasına, otobüsüne-otomobiline saldırıyor, yakıyor, yıkıyor?

Hiç düşündünüz mü ki o sokaklara salınan gençlerin, çocukların cebine beş-on TL konularak “ölüm setine” nasıl ve ne için sürüldüğünü?

Bu sahipsiz-ekonomik sıkıntıda olan gençlerin nasıl “piyon” olarak kullanıldığını, Devlet’e karşı “kin ve nefretle” dolu yetiştirilerek amaçları için “sermayesiz nefer” olarak kullanıldığını düşündünüz mü?

Evet, hiç düşüneniz oldu mu bunları?

Tüm bu yeni feodal modellerin emrinde; köle gibi çalışan, yine her işte kullanılan, sömürülen, aidiyet duyguları kışkırtılarak, alevlendirilerek yönlendirilmeye hazır saf-işsiz-güçsüz taze güçler var... Bu vatandaşlar tıpkı eskideki gibi kullanılarak sömürülmekteler... Ancak sömürülmenin şekil bakımından farkı var; eskiden ağalar, seyyidler, mirler, aşiret reisleri vatandaşı köle gibi tarlada, sürü peşinde koşturarak, hizmetkârlık yaptırarak, maraba olarak kullanarak emek sömürüsü yapıyorlardı.

Şimdikiler ise tarlada değil, kentlerin sokaklarında anarşi aracı, terör aracı olarak kullanıp siyasi ikballerini garantiliyorlar. Onların kandırılmışlık psikolojisini, enerjilerini yine emeklerini sömürüyorlar…

Gençliklerini, toyluklarını, heyecanlarını, duygularını sömürüyorlar… Ağaların ismi ve pozisyonu değişmiş olabilir; şimdilerde ‘vekil, başkan, genel başkan, eş başkan, şef, lider’ olabilir adları artık onların; fakat sömürü yine aynen devam ediyor... Artık “Kürt” kökenli vatandaşlarımız bunun farkına varmalı ve kendilerine kötülük yapanları teşhis etmeli, tanımalıdır...

*** *** ***
Terör örgütü ile ilgili çözüm önerilerinde kimse PKK’nın nasıl ve neden ortaya çıkmış olduğunu irdelemiyor, bunun kaynağının feodalizm olduğundan kimse bahsetmiyor. Örneğin, güya çözüm aradığını iddia eden “açılımlı” siyasi ve sivil odaklar Güneydoğu Anadolu’daki ağalıktan, şeyhlikten, seyyidlikten, mirlikten, eşkıyalıktan hiç bahsetmiyorlar!

Acaba neden?

Bunların yerine geçmeye aday yeni feodal modellerden; “terör ağaları”, “siyaset ağaları”, “uyuşturucu ağaları”, “kışkırtma ağaları”, “aracı ağalar”, “ideoloji ağaları”, “iletişim ağaları”, “militan ağaları”, “reklam ağaları” vs modeller var...

“Açılım” denilen ucubelerden söz edilir, fakat bu yeni feodal modellerden hiç bahsedilmez...

Acaba neden?

*** *** ***
Verilen tavizler bağlamında ne farklar vardır? Örneğin PKK ve yandaşlarına tanınan avanslar, tavizler Dersim, Koç-Kırı, Delibaş, Çapanoğlu, şeyh Sait isyancılarına tanındı mı?

Bu sorunun birçok boyutu vardır. Günümüzdeki siyasi irade ile 1920, 1925, 1937 yılı siyasi iradesi arasında bir benzerlik olabilir mi ki?

Dersim’de kandırılmış fukara insanlar ile yerli hainlerin önderliğinde Devlet’e isyan vardı, fakat Devlet yine de taviz vermiyordu, Devleti idare ettiklerini sanan bugünkü siyasiler ve resmi kadrolar ile onların gerisinde olduğu iddia edilen “gölge güç” olarak duran medya-sivil kuruluşlar teröristlerle, temsilcileriyle dolaylı-dolaysız pazarlık yapmaktalar... Bunun belgeleri artık sanal değil devletin yargı makamlarının-CİM savcılarının elindeki kalın dosyalarda…

*** *** ***
Taviz üzerine taviz verilmektedir… Hükümete “hastir” diyen belediye reisine ses çıkarılmamakta… Teröristlerin ayağına “kukuk” olmuş hukuk serilmekte…

Atatürk’ün ölüm yıldönümünde, milli Devlet’in kurucusuna “nispet” yaparcasına, milli Devleti parçalamak isteyenlere, onların iç ve dış örgütlerine “tavizler” verilmektedir... Kongre denildi, “özerklik” denildi, sözde “bayrak” denildi ve sonunda “marş” çalındı bu ülkenin topraklarında ve bayrağı altında… Devletten “tıs” yok…

Terör örgütünün temsilcileriyle doğrudan ya da dolaylı olarak pazarlığa giren siyasi irade bu hareketleriyle PKK ya büyük şanslar, avanslar, tavizler verdi-vermektedir, pusuda bekleyen emperyalist güçler ise bu fırsatı kaçırmamakta ısrarlı...

*** *** ***
Dersim bahane edilerek Cumhuriyete, Atatürk’e, milli değerlere sövülmektedir. Bir kısım entel gafiller de Atatürk üzerinden nemalanmaktadır.

Önceki TBMM çalışmalarında muhalefetten gelen bir örnekleme, bilinçli olarak ve zamanlaması açısından da müthiş bir ayarlama yapılarak konu amacından saptırıldı.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk döneminde Dersim’de Devlet otoritesine isyan vardı, İngilizlerle, Fransızlarla ve kimliği malum iç ajan-hainlerle işbirliği yapan hainlere karşı yapılan Devlet uygulamalarıydı… Bugün de Devleti yıkmaya, milleti ayrıştırmaya yönelik açık faaliyetler her gün gözlerimizin önünde sergilenmektedir. 1937/38 Dersim olaylarına Devletin müdahalesi, o dönemde gösterilen “devlet hassasiyeti” ile bugünkü siyasi irade arasında işte bu fark var… Bugün, milli devletin kuruluş felsefesi “tartışmaya” açılmıştır ve buna da sözde “demokrasi” adına izin verilmektedir…

*** *** ***
Tüm bunları dikkate alarak şu sorulara yanıt arayalım; Atatürk Şeyh Sait, Seyyid Rıza ve taraftarlarıyla pazarlık yaptı mı? Hayır... Dersim isyanını yapanlara Devlet’in, “evet, Dersim muhtariyetini, feodalitesini kabul ediyorum” diye bir ifadesi olmuş mudur? Hayır... Dersim, Koç-Kırı, Bolu, Orta Anadolu isyancılarının sözcüleriyle, temsilcileriyle pazarlığa oturulup birtakım şartları konuştu mu Devlet? Hayır... Dönemin Cumhuriyet Hükümetleri yabancı ülkelerin istihbaratlarından yararlandı mı? Hayır...

*** *** ***
Devlet, vatandaşını feodal güçlerin elinde kurtarmak ve emperyalistlerin emellerine engel olmak için, vatan-millet bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek için gerekli önlemleri aldı o zamanlar… Sonuçta, bugün ortaya atılan “çatlak sesler” bir yana, 1937/38 Dersim olaylarından dolayı mecburi iskâna tabi tutulmuş vatandaşlarımız ve onların nesilleri şu anda bulunduklar kentlerde huzurlular, mutlular… Dersimdeki feodal güçlerin kölesi değiller artık… Herhangi bir feodal güç tarafından sömürülmesin diye devlet vatandaşına sahip çıktı; kötü mü yaptı? Birey olduklarını sağladı Cumhuriyet onları… Peki, Dersim konusunu neden bu kadar ustaca istismar ettiler? Çünkü siyasi iradeye bir çıkış gerekliydi. Gündemin değişmesi gerekiyordu…

*** *** ***
“Kürt açılımı” dedikleri Türk milletini ayrıştırma projesi tam “Arap Saçına” dönmüşken, terör yandaşları “açılım bitti” diye ilan verirken, teröristler törenlerle karşılanırken, “Habur felaketi” beyinlerde taze iken, muhalefetin “Dersim” açıklaması iktidar için adeta “can simidi” oluverdi…

Dersim isyanı ile Alevileri ilişkilendirmek ve Atatürk’e olan kinlerini kusmakla siyasilerin ne kadar tarihi gerçeklerden uzak olduğunu göstermiştir...

Devlet’e isyan eden her renkten yobazlar, feodalizmin her türlüsü; ağalar, din tüccarları, aşiret başları, derebeyleri, eşkıyalar, asker kaçakları, adi ve ağır suçlular, hapishane kaçkınları, vergi ödemeyenler, kışlaları basıp askerleri katledenler, gençlerini askere göndermeyip kendi güvenlik güçlerini yaratmaya çalışanlar, eşkıyalıkla zorbalıkla istediklerini elde edeceklerine inananlar... İşte isyanların temelindeki yanılgılar…

Evet, bunların tümü vardı Dersim1937–38 yılında... Bugün PKK terör örgütü Devlet’e karşı ne yapıyorsa, dün Dersim’de isyanları çıkaran çeteler aynısını yapıyordu. Bugün bu eşkıya çetelerini nasıl ki emperyalist güçlerin elinde maşa olarak kullanıyorsa, dün de Dersim’de aynı durum vardı… Hiçbir farklılık yok, fakat Dersim eşkıyasıyla masaya oturulmadı, pazarlık yapılmadı; PKK örgütü temsilcileriyle doğrudan-dolaylı pazarlık yapılmaktadır. En büyük fark buradadır…

Devlet’e karşı gelmeyi, silah zoruyla istek sağlama bir alternatif yöntem olarak kamuoyuna sunuluyor. Böyle bir durumda ne denebilir ki? Bu yol açılırsa ardından gelecek isyanların çeşidini siz düşünün artık!..

*** *** ***
Evet, sevgili “Kürt” kökenli kardeşlerim, size bu olayın nereden nereye geldiğinin bir özetini yaptım. Her halde ve durumda da zarar gören yine “Kürt” kökenli olduğunu söyleyen fukara vatandaşlarımdır. Eşkıyaya, onları idare eden dış emperyalizmin desteklediği yerli, yöresel feodalizme bir şey olmuyor. Onlar yine sırça köşklerinde, yurtdışında ve yurt içinde yine en üst makamlarda, sizin manevi gücünüz desteğinde siyasi ve sosyal ikbal sağlıyorlar… Ekonomik refah içindeler…

Bunun farkına varın artık… Çocuklarınızı feodalizme kurban olarak vermeyin… Ey kendini “Kürt” sanan fakat bulunduğu bölgenin dil egemenliği nedeniyle asimile olmuş Türkmen kardeşler (Kürtleşmiş Türkmenler), sizler de aslınıza dönün, terörün pençesine düşmüş çocuklarınızı ve kendiniz kurtarın, devletinize sahip çıkınız, sizleri de istismar ediyorlar, yerli feodalizmin etki alanından kurtulunuz…

Bu gerçekler anlaşılmadan, bilinmeden ve doğru tedaviye yönelmeden, Ülkemin başına sarılan emperyalizmin desteğindeki bu feodal kaynaklı feodo-emperyal terör yapı yıkılmadan, terör belasının kökten bitirilmesi uzak ihtimaldir. Terörü bitirecek olan güç; kendini “Kürt” sanan, hisseden ya da gerçekten “Kürt” kökenli olan vatandaşlarımızın, işin farkına varıp feodo-emperyal güçlerin işbirliği ile kendilerinin nasıl sömürüldüklerini anlamalarıdır… İşin gerçek boyutu budur… Bizden hatırlatılması…

Ramazan DEMİR - 10 Mart 2012
http://www.r-demir.com/

Son Yazılar

Partly cloudy

12°C

Istanbul