yalcin_kucuk77_225

Teşkilat-ı Mahsusa: Bir Türk İhtilal Örgütü!

İlber Hocam’a ağıt!

Adı “Özel Örgüt”, Teşkilat-ı Mahsusa diyorduk, aynı anlama geliyor, imparatorluğu bir büyük sini misli Şark’a kaydırıp kondurmak üzere kurulmuştu, “pan-türkizm ve pan-islamizm” ideolojisidir, ancak pan-islamizm kanadı ciddiye alınmıyordu.

Hint’ten Mısır’a, zayıf ölçüde de İç Asya’ya kement attı, başarısız oldular.

Amma Kurtuluş Savaşı’nın ilk çatışmalarını yaptılar, ilk müfrezedirler, halkçıdırlar; Çerkezleri çokturlar, Çerkez Ethem’i, Kılıç Ali’yi, anne tarafından dedem Osman Yanıç’ı ilk planda sayabiliyorum.

Teşkilat yolu!

Edirne’nin istirdadını Teşkilat’a yazabiliriz, Süleyman Askeri ilk liderlerindendir, Erzurum’da Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa mühimmatı teslim etmedi, “halka dağıttı” şeklinde biliyoruz, Teşkilat mensuplarına verilmiştir, halktırlar.

Saddam Hüseyin de bu yolu izlemişti, silahları Irak’ta müdafaa-i hukuka aktarmıştı, Irak’ta kendini sürdürmüştü, bir yoldur.

İhtilal ile İstihbarat!

Türk Halk Kurtuluş Partisi-Cephe, kim ne derse desin bir ihtilal örgütü idi, tabii pre-mature diyebiliriz, ama devrimci bir teşkilat olduğundan kuşku duyamayız.

Mahkemeler de öyle kabul ettiler. Ve devam ediyoruz, her ihtilal teşkilatı istihbarata muhtaçtır, istihbaratsız olmaz ve gizli'dir.

Bu, bazı bilgisizlerin Teşkilat-ı Mahususa ile Mit arasında bir şecere kurmaları için yetmez, böyle değildir.

Teşkilat-ı Mahsusa ile Milli Amale Hizmet, "Mah", ve daha sonra "Milli Emniyet Hizmetleri" ve Milli İstihbarat Teşkilatı arasında bir bağ yoktur; bunu, yıllar önce bazı sapkın ve "solcu" araştırmacılar çıkardılar. Şimdi moda, sağcılar yapıyorlar; İlber Hocam'ın yazısından öğrendim, Murat Bardakçı da başlamış, İlber Ortaylı destekliyor.

Yazık, İlber Hocam kendisine olan güven ve sevgimizi azaltıyor, benim için çok üzücüdür. Ağıt düzüyorum.


Tarihi eser tüccarları!

Eğer tarihi eserler ticareti yapan birisi tarihçi ise, Murat Bardakçı'yı da oraya koyabiliriz. Eğer arşiv alış verisi ile iştigal eden bir insan tarihçi oluyorsa, Bardakçı tarihçidir. Tarihçilik ciddi bir iştir, Profesör Ortaylı özenli davranmak durumundadır.

İlaveten bilim ayrıdır, başka işlerden ayrıdır; İlber Hoca'ya sevgim bakidir ama ayrı tutabiliyorum ve bunları yazıyorum.

Yanlışlıklar komedyası!

Hocam'ın "Teşkilat-ı Mahsusa var mıydı", Milliyet, 26 Şubat 2012, fıkrası pek talihsiz olmuştur.

Şöyle başlıyor: "Murat Bardakçı 12 Şubat tarihli makalesinde Mit'in atası denen Teşkilat-ı Mahsusa'nın kuruluş tarihinin de gerçek anlamda bir devlet veya parti istihbarat teşkilatı olarak var olduğunun tartışılabileceğini ileri sürdü. Burun kıvıranlar varsa, peşinen söyleyeyim ki ben de o kanaatteyim."

Var, kıvırıyorum, mıncıklanmaktan sonra bir de kıvırıyorum, buna da başladım.

Teşkilat'ı, "devlet veya parti istihbarat" örgütü olarak düşünmek, peşinen ve külliyen yanlıştır. Böyle bitiriyorum.

Hülyalı Enver!

Kurulmuştur, 1913 yılını kuruluş zamanı olarak kabul ediyoruz, İlber'in de zikrettiği "Umur-u Şarkiye Dairesi" çok açıklayıcıdır; Enver, İmparatorluğu Şark'a kaydırmayı planlıyordu, "Doğu İşleri İdaresi" olarak teşkilatı kurdu; Enver hülyalıdır. Mustafa Kemal temkinlidir, aralarında büyük ayrılıklar kurmak, Cumhuriyet'i köksüzleştirmek anlamındadır.

Teşkilat-ı Mahsusa tarihi!


Şimdi, mit'in hiçbir kaynağında, hiçbir tarihte, Teşkilat-ı Mahsusa ile bir bağ göremiyoruz ve bulamıyoruz.

Mit, bir Cumhuriyet kuruluşudur, bunu bilmek durumundayız. Enver ülkeden ayrılırken, Teşkilat'ı, Hüsamettin Ertürk'e bırakmıştı; yazdıktan belgedir. Ve Hüsamettin, "Teşkilat-ı Mahsusa'nın bazı zabitleri, İran, Turan, Afganistan'a gönderilmişti" demektedir. Güzel, devam ediyoruz, Teşkilat'in kurucu başkanı Kuşcubaşı Eşref, Amerikalı doktora öğrencisi P. H. Stoddard'a konuştu, anlattı. Doktor Stoddard'ın kitabı elimizdedir. Ailesi Büyük Çerkez Göçü ile geldi. Çerkezler'in onur kaynakları arasındadır; kardeşi Kuşçubaşı Hacı Sami, Enver'i, İç Asya'nın derinlerine kadar bırakmadı. Ölümü daha sonradır.

Çerkez mesleği!

Hocam'a Sırları vermiştim, okumadığı anlaşılıyor. Hüsamettin Ertürk, Galip Hoca'nın gözü pekliğini anlatmakla bitiremiyor, Galip Vardar, bir kahramandır, Kabataş Lisesi'nde tarih hocam, bize tarihten çok ihtilali ve heyecanlanmayı öğretmişti.

Orhan Dayım, uzun yıllar İskenderun'da chp ve sonra belediye başkanıydı, yakın zamanda bana, "ben de Sultanahmet'te yattım" yollu övünmüştü.

Fevzi Paşa'nın ölümü nedeniyle gençlik hareketinin liderlerinden biri olmuştu ve yakın zamanda bana, "babam Teşkilat'tandı" demişti.

Teşkilatçılığın bir Çerkez mesleği olduğunu anlıyoruz.

Güzel, memleketimizde insanlarımız var, dişçiye gitmezler, berbere diş çektirirler.

Öyle anlıyorum, İlber Hocam, artık berberlerle iş tutmaktadır. Yazdıklarım, ağıtımdır.

Yalçın KÜÇÜK - 09 Mart 2012 - Aydınlık

*************************************************
Sözkonusu İlber Ortaylı'nın Makalesi :

Teşkilat-ı Mahsusa var mıydı?


İttihat ve Terakki içinde Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulduğu, doğru dürüst belgesi bile ortaya konamayan bir faraziyedir

Murat Bardakçı 12 Şubat tarihli makalesinde MİT’in atası denen Teşkilat-ı Mahsusa’nın kuruluş tarihinin de gerçek anlamda bir devlet veya parti istihbarat teşkilatı olarak var olduğunun da tartışılabileceğini ileri sürdü. Burun kıvıranlar varsa, peşinen söyleyeyim ki ben de o kanaatteyim. Hiç şüphesiz ki Osmanlı devleti de daha evvelki İslam imparatorlukları da içte ve dışta istihbarat, gizli inceleme faaliyetlerini örgütlemiş, bunu bilhassa tüccar grupları ve posta hizmetleri aracılığıyla da başarmışlardır. II. Abdülhamid’in geniş jurnal faaliyeti bağımsız bir istihbarat teşkilatından değil, saray Mabeyn dairesinden ve Zaptiye Nezareti’nden geçerdi. Dış istihbarat ve ecnebi gazeteleri satın alma işini de sefarethaneler yürütürdü.

II. Abdülhamid istihbaratımızı olduğundan daha iyi gösterdi!

İttihat ve Terakki iktidarının en sert yıllarında kullandığı silahşörleri doğrudan doğruya Talat ve Enver Paşa yönetirdi. 1913 yılında İttihat ve Terakki partisi içinde Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurulduğu, doğru dürüst belgesi bile ortaya konamayan bir faraziyedir. 1913 yılı kasım ayında Enver Paşa’nın kurduğu Umur-u Şarkiye Dairesi Doğu İşleri Bürosu, Süleyman Askeriye başkanlığında resmi bir kuruluştu. Bu, harpte başarısız bir savunma yüzünden intihar edecek kadar fedakar asker gibileri hiç şüphesiz ki hem İttihat ve Terakki saflarında hem de orduda vardı.

İstihbarat teşkilatı ise başka bir şeydir. Gerçi uzak Asya bölgelerinde dahi Rusya, Britanya, Hollanda ve Fransa gibi devletleri ürküten bir istihbarat faaliyeti vardı ve II. Abdülhamid Han bu gibi görevlileri ve faaliyetlerini olduğundan daha abartılı göstermeyi başarmıştır. Azmi Özcan dostumuzun da eserlerinde belirttiği gibi çoğu zaman Cava’daki Hollanda idaresi, Hint’te Britanya ve bilhassa Kafkasya’da Rusya sık sık bir alay konsolosumuzu bu gibi faaliyetleri yönelttikleri gerekçesiyle ‘Persona non grata’ ilan ederek dışarı yollamışlardı.

Türkiye devletinin istihbarat teşkilatı şahsi başarıların dışında bir anane, bir eğitim olarak ne derecede sivrilebilmiştir, bunu tartışmak bizim bilgimizin dışına çıkar. Ama son krizde bu istihbarat faaliyetlerini toplumun tarihi ananesi içine oturtamadığımızı gösteren bazı noksanlar var gibi. Zaman ve olaylar zaruri bir olgunlaşmayı getirecektir. Çünkü istihbarat hizmetleri bilhassa bu bölgede devletler için hava ve su gibi vazgeçilmez bir gerçektir. Bence tarihçilerin açılmayan Cumhuriyet dönemi ve yakın tarih arşivlerinin düzenlenmesi ve açılması için talepte bulunmaları gerekir. Sonra araştırmaların yapılması söz konusu olmalıdır. Nihayet bütün örgütler gibi bu örgütlerin de iyi tanınması ve adli makamlarla olan ilişkilerin sağlam hukuki esaslar üzerinde düzenlenmesi kaçınılmazdır.

İlber ORTAYLI - 26 Şubat 2012 - Milliyet

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

14°C

Istanbul