turkiye_cumhuriyeti_dervisler_seyhler_memleketi_olamaz225

Kemalist Diktatörlük = Milletin - Halkın Devrimci Demokrasisi!

Devlet ve diktatörlük. Demokrasi ve diktatörlük. Kemalist yönetim diktatörlük müydü?

Demokrasinin en doğru tanımı? Demokrasinin özü halkın örgütlü olması mı? Demokrasi teorisinin kurucu babaları? Bugün Türkiye’de yürürlükte olan rejim? Bu rejimin seçeneği?

*** *** ***
Her devlet, kaçınılmaz olarak diktatörlüktür!

Bizim gibi ülkelerde,

- Ya emperyalizmin ve gericiliğin halk üzerindeki diktatörlüğüdür.

- Ya da halkın emperyalizm işbirlikçiliği ve Ortaçağ gericiliği üzerindeki diktatörlüğüdür.

Bunun istisnası yoktur.

*** *** ***
Demokrasi de diktatörlüktür!

Demokrasi de bir devlet ve hükümet biçimi olarak diktatörlüktür; başka bir şey olma şansı yoktur.

Demokrasi, halk sınıflarının krallığı ve senyörlüğü yıkıp temizleyen diktatörlüğüdür.

Fransız Devriminin giyotinleri, demokrasi için çalışmıştır. Washington’un ve Cromwell’in süngüleri de.

*** *** ***
Demokrasinin doğru tanımı!

Türkiye tarihinde demokrasiyi en doğru tanımlayan Atatürk olmuştur:

“Türkiye, şeyhler, müritler, dervişler, mensuplar ülkesi olamaz.”


Bu programı hayata geçirdiniz mi, halk özgürleşir ve halk hakimiyetinin koşulları oluşur.

Atatürk’ün demokrasi tanımı, Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’dan Amerika’ya yedi iklimde geçerli ve bilimseldir.

Bu tanım, aynı zamanda Ortaçağ kurum ve ilişkilerine karşı diktatörlük tanımıdır ve dünyanın her yerinde, bütün demokrasilerde uygulanmıştır.

Adam gibi uygulayanlar, demokrasiyi kurmuş ve pekiştirmiştir.

Yarım bırakanlar, tekrar emperyalizmin denetimine girmiş ve tasfiye edemediği Ortaçağ sınıflarının diktatörlüğü altına düşmüştür. İşte Türkiye!

Adam gibi uygulayanlara örnek, Washington önderliğindeki Amerikan İstiklâl Savaşı, Robespierre’in Fransız Devrimi ve Mao’nun Çin Devrimidir.

Hepsinin geldikleri yerler, ortadadır. Atatürk de bunu yaptı ama tamamlayamadı.

*** *** ***
Örgütlü ve özgür halk!

Demokrasiyi, halkın örgütlü olması diye tanımlamak eksik ve yanlış olur.

Çünkü halkı kimin örgütlediği önemlidir. Bugün ABD’den İngiltere’ye ve Ezilen Dünyadaki Amerikancı diktalara kadar, gerici devletler de halkı örgütlüyor.

NGO’larda, sarı sendikalarda, cemaatlerde, tarikatlarda halkı örgütleyerek kontrol altına alıyorlar.

O nedenle demokrasinin örgütlü halkı, emperyalizmin boyunduruğundan ve Ortaçağ ilişkilerinden kurtulmuş özgür halktır.

Bu nedenle demokrasinin tarihsel ve toplumsal özü, bağımsızlık ve Ortaçağdan kurtuluş anlamında özgürlük ve laikliktir. Laiklik, halk egemenliğidir.

*** *** ***
Demokrasi teorisinin kurucuları!

Bu yazılanlara sakın “teorik laflar” diye burun kıvırmayınız. Bunlar, Sümerlerden bu yana sınıflı ve devletli toplumların 5 bin yıllık tecrübesidir.

Bu tecrübeyi ilk özetleyenler de Marx ve Engels değil, Guizot, Thierry ve Mignet gibi 19. yüzyılın burjuva-liberal tarihçileridir.

Liberal-Sosyal Fransız Tarih Okulu diye anılırlar ve çağdaş tarihçiliğin tartışılmaz kurucularıdır.

Ama onlardan önce bizim İbn Haldun’umuz var. 1332-1406 yılları arasında yaşayan bu büyük âlim, o sırada Asya’nın her yerinde hükümran olan Türk devletlerinin ve emirliklerinin tecrübelerini de inceleyerek, çağdaş devlet teorisinin esaslarını daha 14. yüzyılda keşfetmiştir. Devletlerin asabiye bağlarını (kabile bağlarını) tasfiye ederek kılıçla kuruluşunu ve sınıfsal kılıçla yaşayışını bilimsel ölçülerde teorileştirmiştir. Çağdaş demokrasiyi anlamak için, devleti anlamak gerekir.

Hatta 8. yüzyılın Orhun Yazıtları’nı inceleyiniz, orada feodal devlet kuruculuğunun çok açık yürekli açıklamalarını bulursunuz. 11. yüzyılın Kutadgu Bilig’i ve Siyasetname’si öyledir. Yusuf Has Hacip ve Nizamül Mülk, yüzyılın Machiavelli’sinden önce feodal devletin özünü ortaya koymuştur.

Hepsinin temeli, yüzyılların Pers devlet teorisini aktaran Şahnâmelerdir. Hepsinin şahı ise Firdevsi’nin Şahname’sidir. 23 yıl yazmış, 1004 yılında son noktayı koymuştur.

*** *** ***
Kemalist Devrimin demokrasisi!

Kemalist yönetim, tıpkı Fransız ve Amerikan demokratik devrimleri gibi, Ortaçağ gericiliği üzerinde diktatörlüktür. Türkiye’de demokrasi adına ne yapılmışsa o zaman yapılmıştır. 27 Mayıs Devrimi, o çizgideki bir atılım olarak, özgürleştirici bir Anayasa ve siyaset ortamı getirmiştir. Türkiye’nin demokrasi süreci, 12 Mart 1971 darbesiyle kapanmıştır.

*** *** ***
Karşıdevrimin diktatörlüğü!

12 Eylül 1980’den ve hele 3 Kasım 2002’den sonra yaşadığımız ise emperyalizmin ve gericiliğin demokrasi üzerindeki diktatörlüğüdür. Şu sıra faşizme doğru gitmektedir. Suriye seferi belirleyici olacaktır.

Özellikle gazetelerimizin ekonomi yazarları ve bazı sol partiler için söylüyorum, bugün Türkiye’deki diktatörlük, ABD, Almanya veya Japonya’daki türden “sermaye sınıfı” diktatörlüğü değildir.

*** *** ***
Sıcak para diktatörlüğü!

Türkiye’deki diktatörlük 1980’lerden beri emperyalizm güdümlü mafya-tarikat diktatörlüğüdür. Mafya da kuşkusuz işbirlikçi sermayenin çok dar bir bölümüdür; ama çok dar bölümü!

Tanımlarsak: Sıcak para komisyoncuları, borsa vurguncuları, hortumcular ve tarikat rantçılarından oluşmaktadır.

Üretimle uğraşan sanayici ve tüccar, hakim sınıfların kenarlarına sürülmüştür. Bu olay, çok ama çok önemlidir. En büyük 100 zenginin listesindeki değişiklikler ve “sanayici” kılıklı büyük holdinglerin gelirlerinin yüzde 80’ine yaklaşan faiz kalemleri, bu sürecin göstergeleridir.

Türkiye’deki işbirlikçi para babalarının diktasına, kısaca Sıcak Para Diktatörlüğü denebilir. Çünkü “sıcak para” bu hakim sınıfın hayat damarıdır.

*** *** ***
Sıcak Para Diktası nasıl yıkılır!

Eğer, Sıcak Para Diktasından kurtulmak istiyorsak, o mafyanın kenarlara sürdüğü sanayici ve tüccarı onlardan ayırmak ve mümkün olduğu kadar kazanmak durumundayız.

Bu mümkündür, çünkü Sıcak Para Diktası, ülke üretimi için bir cendereye dönüşmüştür.

Mafya diktatörlüğü, işçi, köylü ve küçük sermaye ve diğer emekçi sınıflar yanında, tüccar ve sanayici üzerinde de diktatörlüğünü kurmaktadır.

*** *** ***
Milletin - Halkın Devrimci Demokrasisi!

Geldiğimiz bu tarihsel durakta, demokrasinin bir millet ve halk diktatörlüğü olduğunu anlamayan budalalıklarda direterek, demokrasiyi sıcak paranın ayakları altından kurtarma şansı yoktur.

Ve kurtarılacak “demokrasi”, Kemalist devrim ve 27 Mayıs Devriminden kalan ne varsa, odur: Özgür ve başı dik yurttaş!

Türkiye’de demokrasinin kuruluşu, ancak Kemalist Devrimi katillerinin elinden kurtararak başlar.

Milletin/halkın demokrasisi, ancak Haçlının millet düşmanı mafya-tarikat ilişkilerinin kararlı olarak tasfiyesiyle ilerler.

Türkiye’yi etnik, mezhepsel, cemaat eksenli ilişkilerden temizleyecek ve halk yönetimini sağlayacak olan budur.

Türkiye’de demokrasi, artık ya devrimcilikle kurulur ya da hiç olmaz.

Doğu PERİNÇEK - 07 Mart 2012 - Silivri

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

14°C

Istanbul