ataturk_genclerle225

O Kızın Çığlığı!

Hayatıma yön veren olay. İmdadına yetişemediğim o kız.

Atatürk’ü niçin çok severim? Pozantı’da karşıdevrim cinayeti. Kemaliye’nin biçki-dikiş kurslarındaki kadınlar ve Nilgül Doğan’ın annesi. Bugün karşı- Cumhuriyette kimler boğuluyor? Yargıtay’ın kadınları nerdesiniz? Kadınsız Cumhuriyetimize ve Cumhuriyetsiz kadınımıza bakıyorum, yüreğimde taşıdığım o çığlıkla.

*** *** ***
Evimizin önünde ıssızlık başlardı. O kızın çığlığı karanlığı yırtıyordu. Gece yarısına doğruydu. Annem ayağa fırladı. 3 yaşındaki kız kardeşim Işık ağlıyordu. “Baba” dedim, “Koş o kızı kurtar”. Babam, Sivas Lisesi’nin “Dayı Sadık”ıydı, Cahit Külebi’nin pehlivanıydı, cesur ve güçlü bir insandı. Çığlıklar dinmiyordu.

Babam önümüzdeki tepenin karanlığına dalamadı; kızı kurtarmaya koşamadı.

*** *** ***
Hayatıma yön veren olay!

O kızın çığlıkları küçük yüreğime bir bıçak gibi oturdu. 5 yaşındaydım. O zamandan beri, kadının her acısında, o çığlık yüreğimi kanatır ve kanatır.

8 Mart, benim için o kızın çığlığıdır ve imdadına koşamadığım için yüreğime oturan o bıçaktır.

Hayatıma yön veren birkaç olaydan biridir.

*** *** ***
Pozantı’dan gelen feryatlar!

Ve Atatürk’ü belki de o kıza elini uzattığı için çok severim. Lenin’i ve Mao’yu da.

Bütün devrimler ve bütün devrimciler, en sonunda o kızın çığlığında sınanır.

O gece o kızı karanlıklara kaçıranlar, bugün bir ifrit olmuştur ve ülke yönetimini gaspetmişlerdir. Bütün karanlıklarıyla üzerimize çökmüşlerdir ve Pozantı’da onların kirli tırnakları vardır. Farketmez, Pozantı’daki o çocukların feryatları da, en sonunda o kızın çığlığıdır. Ve Pozantı olayı, bir karşıdevrim cinayetidir.

Bizim çocukluğumuzdaki Cumhuriyet’te kadın cinayetleri sayılıdır ve hepimizin ezberindedir! Üsküdar cinayeti, Sarıyer cinayeti, İpsala cinayeti…

Açın suç istatistiklerini, bugün kadınlar ve çocuklar çığlık çığlığadır.

*** *** ***
Cumhuriyetin biçki-dikiş kursunun kadınları!

2002 yılıydı. Atatürk’ün adını taşıyan memleketim Kemaliye’de Şule, Kiraz, Mehmet, Can o tarih sergisini geziyoruz. 1930’ların fotoğraflarında Kemaliye kadınları ışıl ışıl. Şu aydınlık yüzlü kadın belki de Gülser Ayanoğlu’nun babaannesi.

Biçki-dikiş kurslarında, halı tezgâhlarında, bağda bahçede ve sokaklarımızda çekilen resimlere özlemle bakıyoruz. Başları dik, alınlarında yıldızlar parlayan, özgüvenli ve güler yüzlü kadınlar.

Nilgül Doğan’ın Adını Siz Koyun’da anlattığı annesi de o kurslarda öğrenmiş olmalı, dikiş dikmeyi ve etek boyu ölçmeyi. Hiç kuşkum yok.

*** *** ***
Karşı-Cumhuriyetle kimliği boğulan kadınlarımız!

1950’lerden sonra fotoğraflar değişiyor, kara çarşafların içinde, kimliği ve kişiliği boğulan kadınlarımız. Ürkek ürkek bakıyor ve korkak korkak yürüyor, kaçışıyorlar.

Bir Cumhuriyet tarihidir bu. 1930’ları “modası geçmiş” ilan eden YCHP yöneticilerinin ne dünyadan, ne Türkiye’den, ne de kadından haberleri vardır. Onların işgal edilmiş zihinlerinde, kadın kontenjanı ve cemaat kontenjanı birlikte yükselmektedir.

*** *** ***
Nerdesiniz Yargıtay’ımın güneş yüzlü kadınları!

Size bir Cumhuriyet bilançosu daha: “12 Eylül 2010 referandumundan önce Yargıtay ve Danıştay’daki kadın yüksek hakim oranı yüzde 45 idi.

Bugün yüzde 3.” (Prof. Metin Feyzioğlu’dan aktaran Melih Aşık, Milliyet, 14 Ekim 2011)

Babam Sadık Perinçek’in Yargıtay merdivenlerinde arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğraflara hep sevinçle bakarız. 1940’ların sonu. Kadın yargıçlar, kadın savcılar, hepsi güneşler gibi aydınlatıyor.

Ve annem Lebibe Perinçek’in Sivas Lisesi’nde arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğraflar. “Bak Şule” diyorum, “Hepsi dünya güzeli.” 1930’lu yıllar…

Yine annem Şule’nin de annesi Şükran Zaloğlu’nun İzmir Lisesi’nde arkadaşlarıyla çektirdiği fotoğraflar! Hepsi Keriman Halis ve hepsi Günseli Başar! En başta özgüvenleriyle!

*** *** ***
Yargıtay içtihadındaki çığlık!

Çocukluğumun kıblesi olan Yargıtay, bir içtihatta bulunuyor: “13 yaşında 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.’nin babası yaşındaki kişilerle kendi rızasıyla birlikte olduğundan…” (2 ve 3 Kasım 2011 günlü gazeteler)

Issız karanlıkların içinden yine o kızın çığlıkları ve yüreğime oturan yine o bıçak!

Nerde diyorum o babamın Yargıtay’ında merdivenlerdeki güneş yüzlü kadın yargıçlar ve nerde Cumhuriyetin o vicdanlı hakimleri, Fehmi Tüzünler,

Cahit Özdenler ve diğerleri?

Bizi Yargıtaysız bırakıp nerelere gittiler?

*** *** ***
Kadınsız Cumhuriyetimiz ve Cumhuriyetsiz kadınımız!

Duvarların içindeki Türkiye’ye bakıyorum.

Biçki-dikiş kurslarındaki o aydınlık yüzlü kadınların kafesler içine kapatılan torunlarına bakıyorum ve merdiven altlarındaki kızlara.

Issız karanlığın içinden o kızın çığlıkları gelirken annemin yüzü geliyor gözlerimin önüne ve babamın o günkü çaresizliği.

Kadınsız Cumhuriyetimize ve Cumhuriyetsiz kadınımıza bakıyorum, 64 yıldır yüreğimde taşıdığım o kızın çığlığıyla.

Kitap : Nilgül Doğan, Adını Siz Koyun, Bilgi Yayınevi.
Başı eğilmeyen ve yüreği hapsedilemeyen Cumhuriyet kadınının hayat hikâyesini bu kitapta okuyun. Geleceğe umutla ve güvenle bakın! Vardiya, onlardadır, hiç merak etmeyin.

Doğu PERİNÇEK - 08 Mart 2012 - Silivri

Son Yazılar

Mostly cloudy

15°C

Istanbul