helallesme_ve_milletimiz225

Helalleşme…

Tüm Zamanlarda, Dünyanın Her Yanında Zulüm Çektirilen Yurtseverlere…


Hikaye bu ya… Osmanlının ilk zamanları, başşehir Bursa’da Müslüman bir er kişi, eskilerin Yahudilik Çarşısı denilen bugünkü Arap Şükrü Sokağı’nın girişine bir çeşme yaptırır. Çeşmenin başına da bir kitabe yazdırır: “Bu çeşmenin suyu her kula helâl, Müslüman’a haram.”

Osmanlının başşehrinde bir çeşme ve bu çeşmenin başında da böylesi bir yazı…
Çeşmeden çok kitabede yazılanlar, kısa sürede yayılır bütün Bursa’ya. Bir dedikodu bir dedikodu, alır gider başını. Bursa’nın Müslüman ahalisi hop oturur hop kalkar bu nasıl fitnedir diye…

Ahali, dayanamaz varır kadıya. Şikâyet üstüne şikâyet… Kadı, şikâyetler karşısında hayrat sahibi adamı yaka paça yakalatır; getirtir huzura. Vatandaş memnun. Mahkeme salonu tıklım tıklım.

Kadı, sorar:
“Bu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman olan koca devlette, sen kalk hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a haram et!
Olacak iş midir? Bu nasıl izandır? Aklını mı yitirdin sen.”
Hayrat sahibi adam, bozmaz istifini; gayet sakin:
“Müsaade buyurun” der. Sebebi vardır, delili vardır, ispatı vardır.”

Kadı hiddetlenir: “Ne delili, ne ispatı! Her şey apaçık ortada değil mi?
“Sen fitne çıkardın! Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın! Nifak soktun ahalinin arasına, vaciptir katlin!”, der. Der demesine de bir yandan da merak eder. Nedir delili? Nasıl olur bu kadar aleni yapılan işin delili? İspatı? Sorar hayrat sahibi adama:
“Nedir delilin, ispatın, her neyse?”

Hayrat sahibi adam:
“Bir Sultan´a söylerim, başkasına diyemem”, deyince, yine karışır ortalık. Dinleyenlerde homurdanmalar. Kadı kararsız…
Söz bu ya, kulaktan kulağa ulaşır Sultan’a. Sultan öncesini de bildiği bu olaydan dolayı, zaten bir hayli öfkelidir:  “Tez elden getirilsin bu gafil huzuruma!”, buyurur. Hayrat sahibi adam yaka paça götürülür Sultan’ın huzuruna. Sultan, şakakları kırlaşmış orta yaşlı bu adama hiddetle bakar:

“De bakalım ne diyeceksen bre gafil! Bu nasıl iştir ki, hem çeşme yaptırırsın hayır işlersin, hem suyunu her kula helâl, Müslüman’a haram edersin”
Adam, kaldırır başını padişahın gözlerine bakar:
“ Sağlam delilim vardır Sultan’ım, lâkin ispat ister.”,der.
“Sağlam delil mi? Nedir delilin, neyi ispatlayacaksın?
“ Müsaade buyrun”
“ Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin, ya ispatlayamazsan!”
“O zaman vereceğiniz hükme kıldan incedir boynum”
“Ala, göster delilini, ispatla bakayım!
“Sultan’ım, ispat için size bir maruzatım olacak, yerine getirilmesini isterim.

Sultan, la havle çeker. Yine de: “peki, de bakayım!”,der.
“Sultan’ım her hangi bir havradan rastgele bir hahamı sebepsiz, izahsız yaka paça tutuklatın”.
Dediği yapılır adamın. Bir anda karışır ortalık…

Azınlıklarda bir telaş, bir öfke ki sormayın. Başta Museviler, “Ne oluyor,  din adamımız ne yaptı ki tutuklanır. Bu ne zulümdür! Biz kefiliz kendisine. Ne gerekirse söyleyin yapalım. O, masumdur; gerekirse kefalet öderiz…” Toplantılar, gösteriler, mektup üstüne mektup… Ardı arkası kesilmez.

Bir hafta sonra hayrat sahibi adam çıkar Sultan’ın huzuruna:
“Sultan’ım, hahamı artık bırakmak zamanıdır”, der ve haham bırakılır.
Musevi ahali mutlu… Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Hayrat sahibi adam, Sultan’a: “Aynı tutuklatmayı herhangi bir kiliseden bir papaz için yaptırınız, Sultan’ım”, der. Padişah, yine la havle çeker. Lakin sonucu merak etmektedir. “Peki”, der. Aynı işlem, aynı usulle bugünkü Karaağaç mahallesinde bulunan bir kilisenin papazı için de uygulanır.

Papaz tutuklanarak atılır zindana. Tepkiler had safhada. Galeyana gelir Bursa’daki Hıristiyan cemaat. Tepkiler civar şehirlere de sıçrar. Hatta Bizans elçisi ile birlikte birkaç ülkenin elçisi de girer devreye. Nasıl olur da sorgusuz, sualsiz, suçsuz, günahsız biri içeri atılır, diye. Dolunca haftası o da serbest bırakılır. Yine mutluluk ve sevinç gösterileri… Teşekkürler, şükranlar…

Padişah, çağırır hayrat sahibi zatı huzuruna yine: “tamam mı?” der.
Adam:“Sultan’ım son bir maruzatım daha var; sonra hüküm zamanıdır!”
“Şimdi nedir talebin?”
“Efendim şimdi de Bursa’nın sevilen, sözü en çok dinlenilen, itimat edilen âlimini alınız minberinden aynı şekilde”

Dediği yapılır adamın. Ulu Caminin imamı, vaazının ortasında alınır sorgusuz sualsiz… Yaka paça götürülür, atılır zindana. Bir Allah”ın kulu çıkıp da tek bir kelam etmez.  “Ne oluyor, ne yapıyorsunuz hiç olmasa vaazı bitene kadar bekleyeydiniz,” demez. Peşinden giden de olmaz, arayan, soran da…Günler, haftalar geçer aradan: “Nerede bizim imam?” diyen de çıkmaz, merak eden de…

Ulu caminin bu âlim, sözü sohbeti dinlenir imamının yerine sıradan bir imam atanır. Halk memnun mu memnun… Memnun olmakla kalsa iyi, âlim imamın ardından başlar bir dedikodu:“Biz de onu adam gibi adam bellemiştik, hoca
bellemiştik”“Kim bilir ne haltlar karıştırdı da tutuklandı…“Vah vah! Acırım ardında kıldığım namazlara…”
Sultan, seyreder, şaşkınlık içinde bütün bu olup bitenleri… Hayrat sahibi adam, gelir huzura:
“Ey büyük Sultan’ım! şimdi irade buyurunuz lütfen! Böylesi Müslümana su verilir mi?”

Sultan edecek söz bulamaz. Çağırır zindana attırdığı âlim imamı helalleşmek! için.

Ve aradan geçer yedi yüzyıl…

Mapushaneler dolup taşmakta…

Önce,  bakanın birinin “bırakın da, biz onlarla helalleşelim” sözcükleri duyuluverir, ekranlarda. Sonra, bir sessizlik, bir sessizlik… San ki; bu laflar hiç edilmemiş. Herhalde, düşünülmektedir ki, bu beyanat layıktır, Sultana…

Hani hukuk devleti idik… Nasıl olacak bu “helalleşme”?  Çekilen bunca acıya, fiziksel, ruhsal çöküntüye ve vicdan sızlatan ölümlere rağmen,“Sultanlık” değil de, “hukuk devleti” olduğu iddia edilen bir devlette…

Sormazlar mı adama?


Noyan UMRUK - 08 Mart 2012 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

13°C

Istanbul