fasizme_gecit_yok225

Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Hayatımızın sol altındaki sayaçta rakamlar sürekli artıyor…

90, 91, 92, 93… Tamam artık herhalde, diyoruz, bitmiştir artık, durur bu sayaç artık diyoruz. Sayaç atıyor rakamları: 94, 95, 96, 97… Konuşurken, ‘97 oldu, 98 oldu’ diyoruz ama 97’nin adını, 98’in adını söylemiyoruz. Oysa sözünü ettiğimiz insanlardır. Bireylerdir. Adları vardır, aşkları vardır, hepsinin apayrı dünyaları vardır.

Kafamızın uyuştuğu-uyuşmadığı noktalar vardır onlarla. Dünya görüşlerimizin ayrıştığı-buluştuğu yanlar, hayata bakışımızda farklar vardır. Ama insandır onlar. Oysa istatistik bilimi gibi mekanik hukuk da insanı unutur. Mekanik hukuka göre örneğin “76”, sadece ikinci Ergenekon iddianamesinde mesela, TCK’nın falanca maddesinin filanca bendine göre bilmem kaç kez müebbet hapis cezası istenen feşmekan numaralı sanıktır. Bu kadardır.

Sayaç şimdilik 104’te duruyor. Ama hepimiz durmayacağını, yine tık, tık, tık, diye atacağını, sayının artacağını biliyoruz. Bu kez yan masada çalışan bir arkadaşımız gidecek, belki dün akşam Cumhuriyet Meyhanesi’nde sohbet ettiğimiz o fotoğrafçı, kim bilir sizin de günde 10 defa açtığınız bir internet sitesinin editörü. Oysa bulamadığınız telefon numaralarını hep o yan masadaki kızdan isterdiniz. Dün akşam Cumhuriyet’te takıldığınız arkadaş, yaz tatili için mavi tura erken rezervasyon yaptırdığını anlatıyordu. Bitti işte… Aziz Yıldırım’ın dediği gibi, nah gider artık. O site editörü de daha yeni yeni, bir kızla çıkmaya başlamıştı. Yalan oldu.

Özel görevli mahkemeler için sadece numaralar vardır. İki numaralı iddianamenin 14 numaralı sanığı, şu numaralı kanunun şu numaralı maddelerinden rakamla şu kadar yatacaktır. Bitti.

Buna mekanik hukuk denir. Bir de insan hukuku vardır. Ama bu günlerde Türkiye’de bunun adının bile geçmeyeceğine olan inancımla burada duracağım.

Gazeteciler açısından bakıyoruz ya olaya!

Ne yazdı Nedim Şener? Dink cinayetinde istihbarat yalanlarını yazdı. Ergenekon’u değil ters tarafı gösterdi parmağının ucuyla.
Ne yazdı Ahmet Şık? İmam’ın Ordusu’nu yazdı. Ergenekon’u değil ters tarafı gösterdi parmağının ucuyla.
Ne yazdı Soner Yalçın? Daha doğrusu Oda TV ne yazdı? Neyin yazılmasını istemediyse iktidar ve BOP, onun tersini yazdı. Ergenekon’u değil ters tarafı gösterdi parmağının ucuyla.
(Kimse alınmasın. Burada ‘Ergenekon’, sadece bir davayı değil aynı zamanda Islak İmza, Balyoz, Poyrazköy, İkinci Ergenekon, İlker Başbuğ davası, v.s.yi de anlatır. Hepsini birlikte okuyun.)
Ne yazdı Yalçın Küçük?
Ne yazdı Coşkun Musluk?

Uzatmayalım. Hikmet Çiçek, Doğu Perinçek, Deniz Yıldırım ne yazdıysa benzerini yazdı onlar da.

Mustafa’yla Tuncay ne yazdıysa aynısını yazdılar.

Aynı ya da benzer şeyleri yazdıkları için zaten, tertipçiler onların hepsini aynı torbaya doldurdu. Kökü dışarıda akımların, Türk aydınını “yurtsever” başlığı altında fraksiyon ayırmaksızın ezmeye çalışmasına karşı, aydınların birleşip o mihrakla ortaklaşa mücadele edeceğine, fraksiyonlaşmaya çalışmaları size de garip gelmiyor mu. Türk aydını, “asgari müşterek” kavramını unutup gücünü dağıtarak daha çok ezildiğinin farkına varamıyor mu?

Bir yanda Tuncay ve Mustafa için, bir yanda Ahmet ve Nedim için yürüyüşler yapmanın akılla bir izahı olabilir mi? Ragıp Zarakolu bizim bin yıllık arkadaşımız değil mi? Büşra Ersanlı ile tanışmam ama, yazdığı çizdiği için içeri atıldığı aşikar. Sarp Kuray’ın kızı Zeynep, gazetecilikte benim gibi delinin tekidir, sevgiyle söylüyorum, onun için yürümeyecek miyim? Hayatta en zevk alarak meyhanede oturduğum adam Reha Mağden yaşasaydı, tutuklansaydı başka türlü mü davranmam gerekirdi.

Ortak yanımız bu hükümete, bu iktidarın arkasındaki odaklara muhalefetimiz değil mi? Ayrışmak kime yarayacak?


Sadece gazeteciler olarak da düşünmeyelim. Fatih Hilmioğlu, bu siyasi iktidar tarafından Silivri’ye atıldıysa, bizim taraftadır. Mehmet Haberal aynı nedenle bizim taraftadır. İlker Başbuğ, Şükrü Sarıışık, Oktay Yıldırım bizim taraftadır. Aramızda kimi görüş farklılıkları olabilir ancak bu anlaşmazlıkların çözümü şu an, şu durum değildir.

Siyasi iktidar bizi numaralandırabilir ama biz aynı mekanik düşmanlığa düşemeyiz. Hepimizin insanlığı henüz yaşamaktadır. Birbirimizin yüzüne bakamayacak hiçbir şey yapmadığımızı bilelim. Birbirimizin özgürlüğü için yürümeyi başaralım. Biz, ayakları bu toprağa basan insanlarız.

Emperyalizme karşı bu toprakları savunabilmek için gerekli bu!

Numaramız yok bizim adımız var. Gelin bu kez Ahmet ve Mustafa için, Nedim ve Deniz için, Zeynep ve Tuncay için, Büşra ve Başbuğ için, Doğu ve Fatih için, Ragıp ve Ergun için hep birlikte yürüyelim.

Tekel işçilerinden öğrenmiştik ya…

Kurtuluş yok tek başına!

Ya hep beraber ya hiçbirimiz…

Halil NEBİLER - 08 Mart 2012 - Ulusal Kanal
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar

Partly cloudy

13°C

Istanbul