liste_bertaraf225

Bütün Bu Olup Bitenleri Rüyamızda Görsek İnanmazdık…

Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, her yanımız utanmaz, sıkılmaz hainlerle doldu.


Havamız kirlendi. Suyumuz kirlendi. Toprağımız kirlendi.

Bölücüler, şeriatçılar, işbirlikçiler kara bulutlar gibi çöktü vatanımızın üstüne.

Nefes alamıyoruz.

Adam çıkmış, geçmişine küfrediyor. Atasına, ceddine, kurtarıcısına küfrediyor.

Ama işbirlikçi İngiliz ajanına övgüler diziyor:

“İskilipli Atıf Hoca, Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biri!..” diyor.

Hem de bunu Atatürk’ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinde söylüyor… Milletvekilliğini, aldığı maaşı borçlu olduğu Kemalist Cumhuriyete sövüyor. Sonra da önemli bir iş yapmış gibi pişkin pişkin sırıtıyor. …

AKP’li milletvekilleri de onu ayakta alkışlıyorlar.

AKP, BDP el ele…

Gönül gönüle… Kucak kucağa…

Kardeş kardeş geçiniyorlar.

Peki, kimdir bu İskilipli Atıf Hoca? Ne yapmıştır? İstiklal Mahkemesi onu niçin idama mahkûm etmiştir?

Uzatmadan, çok kısa ve öz söyleyelim:

İskilipli Atıf Hoca Kurtuluş Savaşında Yunanlılarla işbirliği yapan bir vatan hainidir.

O, şeriatçıların ve bölücülerin iddia ettiği gibi “Şapka Devrimini”ne karşı çıktığı için asılmamıştır. Düşmanla bir olup Türk ulusunu arkadan hançerlediği için, “Teali İslam Cemiyeti”nin Kurtuluş Savaşı karşıtı bildirilerini Yunan uçakları ile halkın üzerine attığı için idam edilmiştir.

O, yedi düvele karşı canı, kanı pahasına mücadele veren Mustafa Kemal’lere ve Kuvayi Milliye askerlerine, “Kuvayi Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır…”

“Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?”

“Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır.

Dediği için idam edilmiştir.

Şimdi bu ihanet ustasının itibarı istenmekte, adı hastanelere verilmektedir…

Ne günlere kaldık.

Bütün bu olup bitenleri rüyamızda görsek inanmazdık.

Atatürk ve Atatürk devrimleri, günümüzde hedef tahtasına yatırıldı.

Cumhuriyet dönemi, kurtuluş Savaşı hedef tahtasına yatırıldı.

Atış serbest.

Gelen vuruyor, giden vuruyor…

Bölücüsü vuruyor, şeriatçısı vuruyor, liboşu vuruyor.

AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı, “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ayet mi” diye soruyor.

AKP’nin Genel Başkanı “Türk” sözcüğünü ağzına almıyor.

19 Mayıslar, Cumhuriyet Bayramları yasaklanıyor.

“Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu” Hilafetin kaldırılmasının yıldönümü olan 3 Mart 1924 günü hilafetin yeniden getirilmesini istiyor.

Hutbe okumak için minbere çıkan imam, “85 yıldır yapılan zulüm bitecek, Kuran kanundur, başka kanun tanımıyoruz…” diye açıkça şeriatı savunup, devrim kanunlarına meydan okuyor.

Diyarbakır’da İran, Irak ve Suriyeli Kürtlerin katılımıyla yapılan “Kürt dil Konferansı”nda “Ey Rakip” adlı Kürt Marşı söyleniyor, Kürt bayrakları asılıyor.

Yurtseverler içeride, hainler, bölücüler, vatan satıcıları, şeriatçılar dışarıda…

Ne günlere kaldık.


Bütün bu olup bitenleri rüyamızda görsek inanmazdık.

ABD’li askerlerin başına çuval geçirdiği için TGB’li gençler hakkında 16 yıl ceza isteyen savcılar, size sesleniyorum, ey Cumhuriyeti, Atatürk devrimlerini korumak için maaş alan Cumhuriyet savcıları, nerdesiniz?

Suç işleniyor.

Suç işliyorlar.

Hem de gözünüzün içine baka baka suç işliyorlar. Nerdesiniz?

Anayasanın yürürlükte olan kanunlarına baka baka suç işliyorlar.

Nerdesiniz?

Ne diyor Anayasa?

“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ayyıldızlı bayraktır. Milli marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.

Yasaya karşı açık açık suç işliyorlar.

Niye sesiniz çıkmıyor? Neyi bekliyorsunuz? Siz bu vatanın vatandaşı değil misiniz?

Nerdesiniz?

Ama bütün bunlar bize hak, müstahak. Uluslar, hak ettikleri gibi yönetilirler.

Ordumuzla, sendikalarımızla, derneklerimizle, siyasal partilerimizle, insanlarımızla biz bunu hak ettik.

Ne demişti Aziz Nesin?

” •.. Şimdiye dek olduğu gibi, şimdi de haber veriyorum, önceleri yavaş yavaş, ağır ağır, adım adım kötülük uçurumuna doğru giderken, gittikçe hızlanarak, şimdi koşar adım gidiyoruz. Olacak toplumsal depremin uğultularını duymaktayım. Çevremizde aptal aptal suçlu aramayalım. Aynaya bakalım. Aynamız yoksa bir durgun suya bakalım. Orada suçluyu göreceğiz. İş işten geçtikten sonra ‘Kendim ettim, kendim buldum’ demenin hiçbir yararı yok… “ (Aziz Nesin, Bir Tutam Aydınlık)

Ali ERALP - 07 Mart 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Mostly sunny

25°C

Istanbul