nursultan_nazarbayev_225

Nursultan Nazarbayev'in Türk Dünyasına Dair Düşünceleri!

Son zamanlarda Türk dünyasının bütünleşmesine yönelik olarak kurulan, Türk Konseyi, Türk Cumhuriyetleri Parlamenterler Asamblesi (TÜRKPA), Türk Akademisi gibi projelerin çoğunluğu Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in inisyatifi ile ortaya çıkmıştır.

Ayrıca Kazakistan Türk dünyasının bütünleşmesinde aktif rol üstlenmektedir. Kazakistan Türk Konseyi’nin ilk dönem başkanlığını yürütmektedir. Türk dünyasının UNESCO’su olarak adlandırılabilecek TÜRKSOY’u bir Kazak yönetmektedir. Türk Akademisi’nin Kazakistan başkentinde kurulması ve Astana’nın bu sene Türk dünyası kültür başkenti olması dikkat çekmektedir. Bu gelişmeleri göz önünde bulundurduğumuzda, bağımsız Türk cumhuriyetleri arasındaki bütünleşmeye yön veren tecrübeli devlet adamı Nazarbayev’ın Türk dünyası hakkındaki düşüncelerinin merak konusu olduğunu düşünüyorum.

Nazarbayev Kazakistan’ın ilk cumhurbaşkanı olarak Kazakistan’ın devlet kimliğini Türk kültürü ile tanımlar. İlk baskısı 1999 yılında çıkmış, Kazakistan kimliğini anlatan ‘Tarih’in Akışında’ başlığını taşıyan kitabında Türk kültürünün büyüklüğüne, Türklerin dünya tarihindeki önemli yerine değinir.

Nursultan Nazarbay!

Avrupalıların daha sonra suda yaptığı gibi bizim dedelerimiz karada halkları birbiriyle bağlayıp, geniş toprakları ve tarihin zamanını fethettiler. Bugünkü ulaştırma araçları olmamasına rağmen, akıl almaz mesafelerde sürekli olarak yer değiştirdiler. Böylece onlar zamanımızın büyük uluslarının oluşmasına katkıda bulundular. Onlar ilişkiye girdikleri halkları zenginleştirdiler, gelenekleri yaygınlaştırdılar, yeni teknolojileri öğrettiler, insanların dar kabile görüşlerini genişleterek onların Avrasya doğası hakkındaki bilgilerini çoğalttılar. O zamanların bütün manevi iklimi bizim dedelerimizin efsaneleri ve destanlarıyla nefes alıyordu. Göçebelerin üstünlüğünden dolayı o devirde göçebe görüşü belirleyici rol oynardı. Ancak bozkır elitinin ya da sıradaki bir askerin anlayışı bir birinden binlerce kilometre uzaktaki medeniyetlerin, devlet sistemlerinin ve geleneklerin nerede bulunduklarına, halkların özelliklerine dair tam resmi sunabilirdi.[1]

Başka bir yerde ise Nazarbayev "Bugün biz gururla ve acemilerin hayranlığıyla Kazakistan topraklarının eski ve kendine has medeniyetlerin yetiştiği yer olduğunu öğreniyoruz” diye itiraf ettikten sonra "Engin Kazak bozkırlarının bir zamanlar geniş Avrasya kıtasına ritim verdiği”ni yazar. "Bizim atalarımızın Mısır’dan Hindistan’a, Avrupa’dan Çin’e kadar yaptığı kültürel ve siyasal etki o kadar büyük ki "Bozkırın asırlık geri kalmışlığı” önyargısının hiçbir esası yoktur”.[2]

Aynı kitabın "Kazak bozkırı, Büyük Türk İlinin Parçasıdır” bölümünde "bu topraklarda İran işgalcilerini, Büyük İskender’in ordusunu durduran devletler kuruldu. Burada insan ve atın ittifakı kurularak onun sayesinde Türkler ve diğer göçebe halklar o zamanki bilinen dünyanın yarısını fethetti ve diğer yarısı Batı Avrupa ve Çin’i nüfuz altında tuttular. Burada İrtiş, İle, Sır Derya, Yayık ve İtil yakasında Hun, Köktürk Kağanlığı, Karluk Devleti ve Moğol hanlarının büyük imparatorluklarının başkentleri ortaya çıktı”[3] diye belirtir. Yavaş yavaş Göktürkler tarihine geçer ve orada Köktürklerde "kök” kelimesinin gökyüzü mavisi rengini belirttiğini söyledikten sonra, bu rengin geleneğe uygun olarak doğal bir şekilde Kazakistan bayrağının rengine dönüştüğünü yazar.[4]

Bu bölümde Nazarbayev ayrıca Arap tarihçilerinin Türker’in üstün vasıfları hakkında yazdıklarından gururla bahseder. Göktürk Kağanlığı’nın dünya tarihindeki yerini göstermek için Lev Gumilyov’dan alıntı yapar. "Kağanlığın sınırları batıda Bizans’la, güneyde Parsiya (Farsı) ve Hindistanla, doğuda Çin’le kesiştiği için doğal olarak bu devletlerin kaderi Türklere bağlı hale geldi. Kağanlığın kurulması bir şekilde insanlık tarihinin dönüm noktası oldu. Çünkü o zamana kadar Akdeniz havzasındaki medeniyetle Uzak doğudaki medeniyet birbirinden ayrı yaşıyordu”.[5]

Nazarbayev Göktürklerin çeşitli alanlarda ulaştıkları zirveleri tek tek anlatır. Toplumsal-siyasal alandaki Türklerin başarısı Kağan ve Türk beylerinin yönettiği düzenli bir toplum yapısının kurulması idi. Türk beylerinin asıl görevi halkını beslemekti. Türk anıtlarının kanıtladığı gibi ölen kağanın arkasından söylenen en iyi övgü "O halkını iyi besledi” olacaktı. Kültürel medeniyet alanında Türkler Orta Asya, İran ve Bizansla etkileşimleri sayesinde kendine mahsus yazısı olan bir medeniyet kurdular. Altay’da, Doğu Türkistan’da, Yedisu’da, Hakasya ve Tuva’da eski Türk yazısıyla yazılmış iki yüzden fazla anıtın bulunması, altıncı yüzyılın sonundaki kültürel patlamanın sayesinde eski Türk medeniyetinin oluştuğunu göstermektedir. Ulus inşası (Etnojenetik) alanında merkezleşmiş devlet olarak Büyük Türk Kağanlığı’nın kurulması aynı dil ve geleneklere sahip geniş bozkır toplumunun oluşmasına vesile oldu. Türklerin dünya görüşünün merkezinde "insan” vardı. Türk ruhunun ortasında insanlık vardı. Kültegin anıtında yazıldığı gibi "Üstte gökyüzü, altta yer yaratıldığında, ortasında insanoğlu yaratıldı”. Onun için Türkler insanı ve insanın vasıflarını takdir ederler.[6]

Nazarbayev’a göre bozkırın oluşturduğu ruhu ve dünya görüşünü ataların hafızalarını kod olarak taşımakta olan destanlar en iyi şekilde anlatır.

Türk dünyasının destanları, bugünkü Türk halklarının tarih ve kültür ortaklıklarını anlamaları için büyük öneme sahip. Eski zamanlardan beri gelen ortak değer olarak destanlar kardeş halklara geçmiş tarihteki bütün asırlar boyunca eşlik ettiler. Türk dünyasının varisleri birbirlerinden uzak kalsalar da en zor zamanlarda bile destanlar Türk dünyasını birleştirdi. Hatta Sovyet döneminin en ağır şartlarında da Türkler ortak tarih hafızasını, maneviyatını, ortak kültür kimliğini koruyabildi. Bugün bizim, Türklerin ortak manevi esaslarını korumadan, Türk halklarının kendi tarih hafızasını kaybedeceğini vurgulamış Muhtar Auezov, Cengiz Aytmatov ve başkaları gibi büyük düşünürlerin devasa önemini değerlendirmek için bütün imkânlarımız var.[7]

Nazarbayev Türklerin Orta Çağ tarihine de ayrıca değinir. Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra Türk Kağanlığı’ndan sonraki ikinci yükselişini yaşadı. O zaman Türklerin yetiştirdiği ve dünya bilimine önemli katkıda bulunan Türk büyüklerinden ve onların eserlerinden tek tek bahseder. Ona göre Al-Farabi, İbn Sina, al-Horezmi, al-Biruni, Yusuf Hashacip Balasagun, Ahmet Yesevi, Mahmut Kaşkari, Muhammet Uluğbek gibi alimlerin Türklerden çıkması "Arap İslam dünyasının güçlü medeni etkisine rağmen, Türk kültür geleneğinin kendi gelişimini devam ettirdiğine dair kanıt niteliğindedir. Bu devirde Türklerin yüksek ruhu sönmedi. Aksine Büyük Türk İli’nin kültürel nabzını asırların derinliğinden bize ulaştırdı”.[8]

Bundan sonra Nazarbayev Türk halklarının geçirdiği zor zamanları anlatıyor. "18. yüzyıla gelince Orta Asya Türk halkları sürekli olarak ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel krize girdiler. Böylece kolonilerini genişletmekte olan devletlerin hazır hedefine dönüştüler. Kazakistan, Azerbaycan ve Orta Asya devletleri Rusya imparatorluğunun sömürge politikasının yörüngesine girdiler. Bu Türk halklarının milli devlet geleneğinin kaybolmasına neden oldu. Ruslaştırma siyaseti yüzünden ulusal ve sosyal zulme maruz kaldılar. En güçlü darbe ulusal bilince vuruldu. Sömürgelik Türk halklarının modern uluslara dönüşümündeki doğal süreci frenledi. Sömürge politikasının asıl amaçlarından biri işgal altındaki Türk halklarının öz kültür, dil, tarih ve soy birliği bilincinin uyanmasına karşı oldu. …coğrafi konumundan dolayı Kazakistan asıl darbeyi karşıladı”.[9] Bu zor zamanlarda dahi Türk halklarının temsilcileri ulusal ve ortak Türklük bilinci canlandırmaya çalıştılar. Onlar geri kalmışlığa karşı halkı aydınlatmayla mücadele verdiler.

Sonraki aşama Sovyet hâkimiyetinin yerleşmesi oldu. "Kendi tarihi kaderlerinin belirleyicileri olmaktan kalmış Türk halkları kendi sanatsal güçlerinin yavaşça sönmesine, kültürel ve tarihi kimliklerinin kaybolmasına doğru gidiyorlardı. Büyük Türk İli’nin gururlu torunlarını on dört asırlık zor tarihlerinden sonra böyle acılı bir kader bekliyordu”.[10]

Sovyet Birliği’nin yıkılmasıyla Türk halkları için yeni bir dönem başladı. Yaklaşık bin beş yüz yıldan sonra Türk dünyasının kalbinde bağımsız devletler kuruldu. Orta Asya devletleri ve Azerbaycan modern dünyanın tarih dokusuna tekrar örülmeye başladılar. Nazarbayev bağımsızlığını kazanan yeni Türk cumhuriyetlerinin geleceğine büyük umutla bakıyor.

Türklerin tarihini yüzeysel bilen biri dahi kültür, tarih ve dili bir bu topluluğun gelecek kaderi ile ilgili iyimser sonuç çıkartır. Büyük imparatorluklar kuran, sömürge köleliğinden geçen, totaliter toplumun baskılarına dayanan Türk dünyası bugün yeni bir aşamanın kapısında duruyor. O da asırlık bağımsızlık hayaline anlam katarak, kendi devletlerini inşa etmek.[11]

Nazarbayev ulus-devlet inşasında devletler arasında sürtüşmelerin yaşanabileceğini anlıyor. Ona göre ulus inşası sürecine rağmen, çeşitli bölgelerde dünya tarihi akışı kanununa göre ekonomi, kültür ve bilginin küreselleşmesi sonucunda kendi tarih görüşüne sahip büyük medeniyetlerin oluşumuna eğilim var. Yukarıda da belirtildiği gibi Türk dünyası her zaman halklar ve kültürler arasında bağlayıcı rol üstlenmişti. Nazarbayev şimdi ortak kültürel ve tarihi kader bilincini anlamaya davet ettiğinde, başka kültür kutuplarından uzaklaşmayı sunmuyor. Nazarbayev’in fikrince gelecekte Türk-İslam medeniyeti olarak adlandırılacak Türk medeniyeti aşağıdaki kültür ve medeniyetleri zenginleştirecek köprü haline gelecektir:

a) Batı; b) Arap-İran dünyası; c) Rusya; d) Çin.[12]

Bölgenin gelecek tarihinin, ulusal-devlet inşasına olan yaklaşıma bağlı olarak çatışmaların oluşacağı, çeşitli ulusal kültürlerin kesiştiği yerde kırılmaların meydana çıkacağı bir şekilde gelişmesi muhtemeldir. Bunun aksi ancak bizim devletleri ortak bir medeniyet mensupları olarak mnodern tarihin dalgalarında kaybolmamak amacıyla Türk birliğini güçlendirme zaruretini anlamasına bağlıdır. …Tarihin meydan okuması her bir Türk devletine çeşitli alanlarda ve siyasal, ekonomik, kültürel, insani usullerle birleşmek amacındaki problemleri çözmek için uygun kurumsal mekanizmaları araştırma görevini yüklemektedir.[13]

Tabii Nazarbayev bugünkü tarih noktasından baktığımızda Türk birliğinin oluşması için bütünleşme potansiyelinin az olduğunun farkındadır. Ama geniş açıyla geleceğe baktığımızda Orta Asya devletlerinin ekonomik ve siyasi rolü yükseldikçe jeokültürel değişiklikler olacağı kesindir. "Türk halkları bir bütün olarak hareket ettiğinde eşit özne olarak jeosiyaseti etkileyebilir, kültürel ilişkilere de edilgen nesne olarak değil eşit özne olarak katılabilir. Bu yöndeki ilk adım çerçevesinde ortak kültürel kimliğimizin bilincinin yükseleceği Orta Asya Birliğinin kurulması oldu”.[14]

Bu bölümde Nursultan Nazarbayev’in genel Türk dünyası hakkındaki düşüncelerini aktarmaya çalıştım. Bundan sonraki bölümlerde Nazarbayev’in Orta Asya hakkındaki ve daha sonra Türkiye hakkındaki düşüncelerini sunmaya çalışacağım.

Dinmuhammed AMETBEK - 29 Fev 2012 - Yalquzaq
http://www.yalquzaq.com/

http://www.theworld11-11-11.com/

Kaynaklar:

[1] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 58. Sayfa.
[2] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 72. Sayfa.
[3] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 79. Sayfa.
[4] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 82. Sayfa.
[5] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 92. Sayfa.
[6] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 95. Sayfa.
[7] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 97. Sayfa.
[8] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 104. Sayfa.
[9] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 108. Sayfa.
[10] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 110. Sayfa.
[11] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 111. Sayfa.
[12] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 112. Sayfa.
[13] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 113. Sayfa.
[14] N.Nazarbayev, Tarih’in Akışında, Almatı, Atamura, 2003, 114. Sayfa.

dinmuhammed_ametbek

Yazar hakkında: Dinmuhammed Ametbek 1980 yılında Kazakistan’da doğmuştur.

2004 yılında "Çin Halk Cumhuriyeti’nin Azınlıklar Siyaseti” başlıklı tezi ile Almatı Al-Farabi Kazak Milli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur.

2005 yılında Urumçi Xinjiang (Doğu Türkistan) Üniversitesinde Çin dili ve 2008 yılında Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsünde Türk dili eğitimini tamamlamıştır.

2008 yılından beri ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.

Ocak 2006 ile Temmuz 2007 arasında Astana’da L. N. Gumilyov Avrasya Ulusal Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler ofis başkanı olarak çalışmıştır.

Ana dili olan Kazakça’nın yanı sıra, Türkçe, Rusça, Çince ve İngilizce bilmektedir.

Dinmuhammed ayrıca geleneksel Kazak enstrümanı Dombra ve en eski Türk zeka ve strateji oyunu olarak bilinen Dokuz Kumalak ile profesyonel olarak ilgilenmektedir.

Çalışma alanları: Orta Asya güvenliği, Türk dış politikası, Türk dünyasında kültür ve siyaset

Kaynak: http://cinaralti.net/v2/site/content/item/39
http://www.yalquzaq.com

http://www.theworld11-11-11.com/

Son Yazılar

Mostly sunny

25°C

Istanbul