siz_cocuklariniza_bu_tableti_okutun225

Bir halkın, bir ulusun, bir fikrin ve inancın fedaisi…Hüseyin Haydar!

Siz çocuklarınıza bu tableti okutun!

Neredeyse herkes şiir yazar bu topraklarda… Hele gençlik çağlarında… Kimi şair, aşık olduğu kadının gözlerini anlatır, o gözleri görmüş gibi oluruz…

Kimi yaşlılığı, sonbahar yapraklarını, kimi baharı, çiçeği, böceği anlatır. Kuşkusuz hepsi de belli bir edebi değere sahiptir. Hepsinin de belli oranda okuru vardır.

Hepsinin de ortak yanı yazılı metinler olmalarıdır. Bir kağıda, bir el tarafından yazılmış metinler…

Ben başka bir şeyden söz edeceğim size, başka türlü bir şiirden…
Sadece kağıda yazılmış bir metin değil bu. Tılsımlı bir şey ve okudukça canlanan, eyleme geçen, yaşayan bir metin…

O şiir tarlaya inip ekin biçerken, tarla görmemişliğinden utandırır insanı…
Mevziye girip savaşırken, o şiir haliyle, sekiz-on dizesi, üç-beş kıtasıyla arslanlar gibi vuruşurken, kışladan silah arkadaşını Gladyo’ya teslim eden askerin suratına iner şamar gibi…

Bakma şiir olduğuna, doğuştan askerdir aslında, şehit arkadaşını sırtında taşırken, bayrak olup üzerine sarılırken ders verir…

Bozkurt olur yol gösterir, körük olur demir dağları eritir, akıtır erimiş metali yobazın, hayının üzerine…

Bir bakarsın, okul yapıyor dağ köylerindeki okulsuz çocuklara, her bir harfini tuğla diye dizer, mısralarında çatısını kondurur üzerine, gençliğinden utanırsın…

Bakarsın komutanın düşürülen uçağının izini sürüyor, bakarsın Halit Refiğ’in yarım kalan filmini çekiyor ya da Silivri kapılarında anne olmuş, evladını bekliyor. Oturarak geçirdiğin dakikalardan utanırsın…

Bu şiirin halleri şairinden belki. Elleri Bilge Kağan’dan kalmış ona…
Boynu Pir Sultan’dan, urganın izi duruyor hala.
Ok atıyor, Ertuğrul Gazi’nin yayıyla…

Hallacı Mansur’un ruhunu, Nazım Hikmet’in yüreğini taşıyor uzaklara.
Bilincim, diyor Mustafa Kemal’in bilinci…
Belki de bundandır bu şiirin tılsımı.
Bir de Fedai.
Ben en çok Fedai’yi sevdim.
Kendini, fikrine, verilmiş sözüne, halkına kurban eden Fedai’yi…
Sanki beni anlatır gibi…
Diyor ki:
“Dalından düşen nar gibi değil
Savrulup dağılan akça kar gibi değil
Korkunun dolunay olduğu gecede,
Sönmüş ocağa çakmak gibi çakar.
Doğduğu gün ölen kimdir, öldüğü gün doğar,
Kimdir dağılan kardeşleri avucunda toplayan?
Aşıyor şimdi kendini kendi hükmüyle.
Çıplağım: Gömleğim, kefenim yok!
Göbekbağım da yoktu, ciğerlerim kurt ciğeri.
Ben o taşın içine girerim kılınç gibi,
Ben o ateşe dalarım çölde mecnun gibi.
Kopacak tufan için gönderildim: Adım fedai.
Canevinden cansızlara canveren kimdir,
Damarda durmayan kan gibi akar?
Kimdir, kale taşlarına vurur omuzbaşları:
Akşamları kireç yer, sabahları zindanı içer?
Adım Namık, adım Kemal, adım Ömer, adım Naci.
Yolunu yitirmiş mermi çekirdeği değil
Ben atılan kargıyım, beş bin yıllık yargı böyle:
Nefes alan bir granit, sinirleri olan bir ırmak,
Çıkar Balkan’a Kafkas’a, dökülür Kerküğe Tiflis’e.
Ey tigin külsün, ey yiğit daimsin,
Ay ile Yıldızın oğlu bilge, sen fedaimsin…
Adım Yakup, adım Cemil, adım Suphi, adım Deniz.
Aynı gönüllü atılır koyar başını araya,
Gök aydınlanır o an, aydınlanıp kalır ya
Bilinir: Sundu yine kendini bir fedai dünyaya!”

Dedim ya bu bir şiir değil, bir fedai. Bir halkın, bir ulusun, bir fikrin ve inancın fedaisi…

Yüreğine sağlık Hüseyin Haydar.

Hüseyin Haydar’ın “Doğu Tabletleri” adlı son kitabı Kaynak Yayınları’ndan çıktı.

Mehmet YİĞİTTÜRK - 05 Mart 2012 - Ulusal Kanal
http://www.ulusalkanal.com.tr/

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

14°C

Istanbul