la_vie_sans_voiture_le_velo2_225

Bisiklet!

Bisikletim iki teker

Yokuş aşağı uçar gider

Tül kanatlı kelebekler

Yüreğimde pır pır eder

Bisikletleri hep sevdim; nikelajlı tekerlekleri, deri seleleri,

kurdeleler bağlanmış gidonları ve masum sesler çıkartan kornalarıyla içimdeki çocuğun aklını çeldiler daima. Ne zaman bisiklete binsem rüzgâr koşup geliverdi yanıma, tatlı tatlı okşadı saçlarımı. Kuşlar kendilerinden biri gibi görüp yarışa girdi benimle, hele o martılar yok mu, boşuna dememiş şair, “Martılar sokak çocuklarıdır denizin.” diye... Ve yollar hep denize çıkardı beni, kumsallara vuran dalgaların köpüklerinde arınmam için belki de.

la_vie_sans_voiture_le_velo1_225

Bir vakitler ilk aşk gibiydi bisikletler, her çocuğun rüyasını süslerlerdi ve o rüya gerçekleşince çocuklar düşe kalka binmeyi öğrenirlerdi; dizleri parçalansa, dirsekleri kanasa, yorgunluktan bacakları titrese de asla vazgeçmezlerdi. Gözleri gibi bakarlardı bisikletlerine; siler, yıkar, lastiği patlayınca soluğu tamircide alır, sağını solunu süsler, çıngıraklar, bayraklar takarlardı…

la_vie_sans_voiture_le_velo3_225

Şimdi ise koşulları da farklı, hayalleri de çocukların; pek çoğu, sokağa çıkıp bisiklete binmek yerine havasız odalarında bilgisayarlarının başına oturup sanal âlemlerde dolaşıyorlar, ne martıların çığlıklarını duyuyor ne de onları denize kavuşturan yolları biliyorlar. Dizlerinde yara izi, dirseklerinde çürükleri bile yok onların, rüzgârın tatlı esintileriyle okşanmıyor saçları. Hiç kan ter içinde toza toprağa bulanıp gelmiyorlar eve, bir bahçe duvarının üzerinde ekmek arası peynir ve domates yemenin zevkini tadamıyorlar. Ağaçları, çiçekleri tanımıyor, bir hanımelinin içindeki bal özünü emmenin ne hoş bir his olduğunu bilmiyorlar. Bugünkü çocuklar, büyük alışveriş merkezlerinden alınmış havalı bisikletlerine ancak yazın gittikleri tatil köylerinde biniyor, bisikleti hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olarak benimseyip kullanmanın keyfini süremeden büyüyorlar.

la_vie_sans_voiture_le_velo4_225

Birkaç sene önce, Çanakkale’de çok özel bir insanla tanışmıştım. Yıllarca büyük bir şirkette genel müdürlük yaptıktan sonra ani bir kararla yaşamındaki her türlü lüksü ardında bırakıp Çanakkale’nin bir köyüne yerleşen ve orada küçük bir otel işletmeye başlayan bu adam kendini atmış yaşından sonra yeniden çocukluğuna dönmüş gibi hissediyor, günlerini tarlalarda domates yetiştirerek, çiftliğinde tavuklar, kazlar, kuzular besleyerek, çevreyi ağaçlandırarak ve köylülerle haşır haşır neşir olarak geçiriyor, geceleri de otelinde kalan müşterilerle sohbet edip onlara keman çalıyordu. İlk gidişimde köylülerin ona olan sevgisini ve hayranlığını hemen fark etmiş, ikinci gidişimde ise onların yoğun ısrarı üzerine adaylığını koyup muhtar seçildiğini öğrenmiştim. Hem kendilerinden biri gibi gördükleri hem de bir baba kadar güvendikleri bu insanı yere göğe sığdıramayan köy halkı, her geçen gün çehresi değişen, ağaçlanan, çiçeklenen, yolları yapılan köylerini ona teslim etmenin sevinciyle dolup taşıyor, evlerinde yaptıkları baklavalar ve böreklerle ellerinden geldiğince ona teşekkür etmeye çalışıyorlardı.

la_vie_sans_voiture_le_velo5_225

Bir bahar günü İda Dağı’nı görmek için otelden çıktığımızda köy çocuklarıyla karşılaştık. Sırtlarında ağır okul çantalarıyla 5-6 kilometre ötedeki okullarına yürüyorlardı. Onu görünce hepsi gülümseyerek ellerini salladılar, o da onlara gülümsedi ve sonra bana dönüp “Keşke daha yakın bir okul olsa…” dedi. Yemyeşil yollarda İda’ya doğru yol alırken zihninden bir sürü düşünce geçtiğini hissettim.

Dört, beş gün sonra otelin bahçesinde akşam yemeğimizi yerken yanımıza yaklaşan bir garson “Kamyon geldi.” diyerek yolu gösterdi ve o, yemeğini bırakıp hemen dışarı fırladı. Geri geldiğinde muzip bir gülümseme vardı yüzünde. Ne olduğunu sordum, anlattı:

- Otelin yanındaki bakkalla anlaştık, İstanbul’dan bir kamyon dolusu bisiklet getirttim ve onun dükkânının yanındaki alana koydurttum. Bizim köyün çocuklarına satacağız, iki çiklet parasına… Bisiklet bir çocuğun rüyasıdır, ama burada rüya olmanın da ötesinde anlam taşıyor, bundan sonra hepsi okula bisikletle gidecekler.

Gözlerimden iki damla yaş aktığını hissettim, bir yumru tıkandı boğazıma, konuşamadım. Uzandım, ellerini tuttum. O an bir rüzgâr esti, saçlarımı okşadı. Bir martı uçtu üzerimizden, çığlıklar attı. Denize çevirdim başımı, dalgalar köpük köpük sahile vurdu.

Ertesi sabah güneş, bakkal dükkânının yanına dizilmiş bisikletleri pırıl pırıl ortaya çıkarttığında sevinçli çığlıklar kapladı ortalığı. İki çiklet parasına aldıkları bisikletlerine binmeye çalışan çocukların dizleri kanadı, dirsekleri çürüdü, ama hiçbir şey yüzlerindeki mutlu gülümsemeye engel olamadı. Ve o, oteldeki odasının balkonundan izledi onları; uzaktan, gizlice paylaştı sevinçlerini…


Bisikletim iki teker

Güneş beni takip eder

Kalbim kanat takmış gider

Çocukluğum geri döner



Kiraz GÖKIRMAK - 04 Mart 2012 - Odak Sevgi
http://www.odaksevgi.biz/

Son Yazılar

Sunny

18°C

Istanbul