abd_ergenekon_yargiclari_silivri225

Ey Yüksek Yargı! Ya Adalet Olacaksın ya da Vicdansız Bir Zalim!

Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız bizi çağırmış, tanık olarak.

Yine bir akşamüstü, yine polis, yine telefon, savcının talimatını iletiyorlar bize, “şu gün şurada hazır olun” diyerek. Ve ilave ediyorlar, tanıksınız, tanık olarak çağrılıyorsunuz, diye… Bu kaçıncı çağrı ey Allahım!

Tanık deyince akan sular duruyor sanki, öyle ya tanık girer, sanık çıkarsınız, elinizi kolunuzu sallayıp girer, kelepçeyle çıkarsınız, adli soruşturma bu, belli mi olur… Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîm (Güç ve kuvvet ancak şânı yüce Allah’tandır.) diyerek yola çıktık, tıpkı dört sene önce Savcı Zekeriya Öz’ün çağırdığında yaptığımız gibi, yine türlü türlü sonu gelmeyen düşüncelerle…

Saat on dediler, biz tam onda savcının kapsında hazır olduk, kurşun asker gibi. Guguklu saat onu vurduğunda, “Günaydın Savcı Bey” diyerek arzı endam ettik. İyi karşıladılar yukarıda Allah var, hatta yüzümüze tebessüm ettiler, hatta çay bile söylediler. Bir sigara yakayım dedim çayın yanına, bu koşulda olmaz, ikna odası sanılır, dediler, sigaraya izin vermediler, doğaldır bu deyip geçtik…

Hazırlık soruşturmaları gizlidir, otuz yıllık meslek hayatımızda iyi öğrendiğimiz bir konudur, yazdıklarımız soruşturmanın gizliliğini ihlal edici türden değildir, hasbıhal ediyoruz işte, yaşadıklarımız üzerine düşündüklerimizi size anlatıyoruz. Hepsi doğrudur, isteyen Savcı Cihan Kansız’a sorabilir, üstelik biz yalan yazamayız elimiz kopar, yalan söyleyemeyiz dilimiz kopar, böyle biriyiz işte.

Yedi yıldır yazıyoruz, yedi yıldır televizyonlarda anlatıyoruz, yedi yıldır şu terör belasından kurtulabilmek için çözüm yollarını açık açık söylüyoruz. Savcı bey de okumuş anlaşılan kitaplarımızı, dinlemiş ekran programlarımızı, özellikle PKK terör örgütü üzerine kıymetli çalışmalar ve araştırmalar yaptığımıza inanmış olacak ki, “sizi tanıyoruz, önemli araştırmalarınız” var, diyerek söze başladı ve terör üzerine, örgüt üzerine bir şey söylemek istiyorsanız, dinlemeye hazırız, dedi.

Allah var, ilk aklıma gelen AKP siyaseti oldu ve hemen “Başbakan hakkında suç duyurusunda bulunmak istiyorum” dedim, kabul edilmedi, ayrı bir dilekçe yazınız, denilerek konu geçiştirildi ve bizim de duyurumuz kursağımızda kaldı. Olsun, ardından PKK dedim, sizlere yıllardır anlattıklarımı, açık açık anlattıklarımı sıraladım. Peki ya Ergenekon Terör Örgütü, dediler, Yukarıda Allah var dedim, böyle bir örgütü hiç duymadım dedim. Ardından Ya Gazi Paşa Duyarsa, ardından Kurt Kapanı, Çarçella, İhaneti Gördüm kitaplarında yazdıklarımız üzerinden konuştuk, yazdılar, biz de imzaladık, işte tanıklığımız bu, hepsi de bu…

Buraya kadar normal, sır değil, soruşturma gizlilik ihlali değil, her gün nerdeyse haykırarak anlattığımız açık konular bunlar. Peki anormal olan nedir ya da bu tanıklık olayından bizim anladığımız nedir ya da bizi şaşırtan nedir? Anlatalım…

Ergenekon kod adıyla bir adli soruşturma ne zaman başlatıldı? 2007.

PKK hakkında soruşturma ne zaman başlatıldı? 1999.

Peki, biz bu kitapları yazalı ne kadar oldu? İki, üç, dört, beş ve altı yıl.

Geçmiş aradan yıllar, o zaman neden şimdi tanık olarak çağrıldım, anlayamadığım işte bu ve bu bir…

Peki, kitaplarımızda, ekranlarda, konferanslarımızda yazdıklarımız, açıkladıklarımız suç duyuruları değil miydi ki şimdi çağrıldık, onu da anlayamadım. Öyle ya her ekran izleniyor, her kitap okunuyor, her konferansta onlarca sivil polis anlattıklarımızı videoya kaydediyor ve ilgili makamlara gönderiyor, yani herkes biliyor. Yetkili makamlar da biliyor, isteseler daha 2005’te bu işe başvurup doğrudan da işlem yapabilirlerdi, bizi çağırıp da sorabilirlerdi ama yapmadılar, neden? Biri çıkıp anlatırsa bize bunu, seviniriz.

Bir diğer önemli nokta da şu; bu soruşturmada BEN TANIĞIM, Savcı Bey öyle söyledi. Ama aynı zamanda ŞÜPHELİYİM, onu da Savcı Zekeriya Öz mahkemeye yazdığı bir yazıda söylemişti. Aynı zamanda MÜŞTEKİYİM, onu da biz doğrudan verdiğimiz şikayet dilekçesinde yazdık ve şikayetlerimizi anlattık. Peki, şimdi bu nasıl iş; hem şüpheli, hem tanık, hem şikayetçi, bu nasıl iş?

Cevabını biz verelim; her şey Savcı Zekeriya Öz’e tanık olarak gitmekle başladı. Evet bizi önce özel tanık olarak çağırdılar ama ifademizi tutanağa geçirmediler, anlaşılan o ki verdiğimiz ifade hoşlarına gitmemiş. Ardından da şu ZAMAN GAZETESİ hakkında dava açınca, başımıza gelmedik kalmadı; Zekeriya Öz ekibi gizli olan bu soruşturmanın gizliliğini sadece biz için bozarak, açtığımız davaya yazı gönderdi, bizi şüpheli ilan etti ve biz davayı kaybettik. Kaybettik demek kolay değil, bize göre ağır maddi ve manevi kayba uğradık, sırf bu yazı yüzünden. Bize şüphelisin diyenler, aradan geçti iki yıl, ifademizi dahi almadılar. Üstelik gizli soruşturmanın gizliğini, biz dava açınca, yine gizliliği sağlamakla sorumlu bu ekip bozdu, görüyor musunuz işi ve bizi davada suçlu ilan etti, yazık…

Bunun üzerine tekrar şikayet ettik, tekrar şikayet ettik, ama yüzümüze bakmadılar bile, cevap bile vermediler bize. Ve şimdi tanık diyorlar ama davayı kaybettikten sonra, yazık…

6 Mart’ta Yargıtay’da yine bu Zaman Gazetesi ile ilgili davalarımız var, hem itirazımız var, hem önceki kararın düzeltilmesi için başvurumuz olacak. Peki, bu durumda ne olacak?

Madem ki TANIĞIM, tüm davaları kazanmamız gerek çünkü haksızlık yapıldı bize, yalan haberler yazarak suçlu ettiler bizi, anayasa ile korunan kişilik haklarımızı vicdansızca ayaklar altına almaya kalkıştılar. Madem ki TANIĞIM, bu haksızlıkların düzeltilmesi gerek, izleyeceğiz ve bunu hep birlikte göreceğiz, 6 Mart yakın bir tarih, bekliyoruz adaleti.

Şimdi adalete bir çağrım var: Ey Yüksek Yargı!

Sen hukukun ötesinde Adaletsin, ya adaleti tecelli ettireceksin ya da kamu vicdanında ben değil sen mahkum olacaksın!

Çok çektirdiniz bize ey savcılar, görevinizi hukuka uygun olarak yapmadığınız için çok çektirdiniz bize! Hepsini sineye çektik, asla ve asla ülkemizi, hukukumuzu, adaletimizi yabancılara şikayet etmedik, asla da etmeyeceğiz! Ama elinizi vicdanınıza koymanın zamanıdır şimdi, yüreğimize hançer saplamayın, hukuka uyun ve adaleti sağlayın!

Eğer ki bu kutsal vazifenizi yapmazsanız dahi, kanayan yüreğimizdeki kanı içeceğiz, bizi kızıl kanla görenlere de kızılcık şurubu içtik diyeceğiz ama sizler gece nasıl rahat uyuyacaksınız? Nasıl vade geldiğinde mezara yatacaksınız, nasıl yattığınız yerde huzuru bulacaksınız, nasıl!

Kıymetli okurlar, bu iş adalet sağlanmadığı sürece bitmeyecektir, gelişmeleri size duyuracağız, sağlıcakla kalın…

Erdal SARIZEYBEK - 04 Mart 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Sunny

25°C

Istanbul