ispartali_kemalistler225

Ispartalı Kemalistlerden 3 MART Devrim Yasalarının 88. Yılı Ortak Basın Açıklaması!

3.Mart 1924 günü Türk Devriminin özünü ve temelini oluşturan, Laik Demokratik Atatürk Cumhuriyetinin temel yasaları TBMM’de kabul edilişinin 88. Yılındayız. Bu yasalarla:


1- “Hilafetin ilgasına ve Hanedan-ı Osmaniye’nin Türkiye Cumhuriyeti memalik-i hariciyesine çıkarılmasına dair kanun”la hilafete son verilecekti.

2- Şer’iye ve Evkaf Vekaleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti kaldırıldı. Bu bakanlıkların yerine Diyanet İşleri Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı kuruldu.

3- Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılarak eğitim ve öğretimde birlik sağlandı.

Genç Türkiye Cumhuriyeti; kendi varlığı ve meşruiyeti ile çelişen, kurtuluş Savaşı yıllarında işgalcilerle işbirliği yaparak, isyanlar çıkararak, milli hareketi boğmaya ve milli savaşı arkadan hançerlemeye kalkışan, Cumhuriyetin kuruluşu sürecinde cumhuriyetle hesaplaşmaktan vazgeçmeyen kurumların varlığına 3 Mart 1924 yasaları ile son vermiştir.

M. K. Atatürk’ ün ‘’İnkılâbın kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe,bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız inkılâp ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır.’’ dediği kadar önem verdiği devrim kanunları Türkiye Cumhuriyet’ inin olmazsa olmazlarından olup, kuruluş felsefesidir.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetini hiçbir zaman kabullenemeyen ABD, Kurtuluş Savaşındaki yenilgiyi hiçbir zaman içine sindiremeyen Batı, hep bir Sevr özlemi ile yaşamıştır.

Şimdi SEVR yaşama geçirilmeye çalışılıyor. Türkiye’de bir “Ilımlı İslam Cumhuriyeti” kurmak isteyen Batı kolları sıvamıştır. Ortam elverişlidir. Siyasal İslamcı iktidar, bölücüler, mütareke basını bu oluşumu büyük bir şevkle desteklemektedirler.

Siyasal İslam bugün, tam da emperyalizmin istediği gibi, uluslararası sermayeyle uyumlu, ABD ile kol kola girmiş, büyük bir pervasızlık içerisinde ulus devleti ve Kemalizm’i bitirmeye çalışmaktadır. Anayasadaki “Atatürk milliyetçiliği” kavramı, Gençliğe Hitabe ve Türk sözcükleri bile onları rahatsız etmektedir.

Hedef ümmet toplumudur. Hedef, Türkiye’yi tarikatların ve küresel sermayenin birlikte yönettiği bir ülke durumuna getirmektir. AKP, ABD ve AB şeriat yolculuğuna son noktayı koymaya hazırlanmaktadır.

İktidarın düşmanı ne AB, ne Amerika, ne İsrail, ne PKK’dır. İktidarın düşmanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür… Türk Devrimidir.

Cumhuriyettir… Ulus devlettir… Laikliktir… Tam bağımsızlıktır… Türk ordusudur…


Zindanlar bu nedenle doldurulmuştur. Yüzlerce vatansever düzmece belgelerle, 25 kuruşluk kurgu CD’lerle dört duvar arasında, çoluğundan çocuğundan uzakta çile çekmektedir.

Bu bir zulümdür. İşkencedir…

Ama Deniz Feneri sanıkları suçsuz, onları soruşturan, kovuşturan savcılar suçlu konumuna düşürülmüştür.

Bu bir utanmazlıktır. Utanmıyorlar, ABD, AB emperyalizmi ile birlikte Şeyh Sait’lerin, Said Nursi’lerin, Derviş Vahdeti’lerin, Ali Kemal’lerin, Sait Molla’ların, Anzavur’ların hesabını soruyorlar. Onları demokrasi kahramanı ilan edip, Kubilay’ın kör bağ testeresi ile başının kesilmesini haklı gösteriyorlar.

Bu bir “öç alma harekât”ıdır. Bu, hem emperyalizmin hem de onun değişmez ortağı siyasal İslam’ın yıllardan beri gerçekleştirmek istediği, ama bir türlü gerçekleştiremediği bir hayaldir.

“Kuva-yı Milliye’ye aldanmayınız. Onlar Bolşeviklerin kafasını taşıyan yurtsuz serserilerdir. Hilafet ve Saltanattan ayrılmayınız” diyen Ali Kemallerin,

İngiliz emperyalizminin ve işbirlikçilerinin emrinde nice yurtseveri astıran, nicelerini bir İngiliz adası olan Malta’ya sürgüne gönderen Kürt Nemrut Mustafa Paşa’ların,

“Yunan ordusu halifenin ordusu sayılır. Hiç de zararlı bir topluluk değildir. Asıl kafası koparılacak mahlûkat Ankara’dadır” diyen İskilipli Atıf Hocaların, Derviş Mehmet’lerin, Sait Molla’rın, Seyid Rıza’ların torunları da bugün aynı geleneği sürdürerek, 21. Yüzyılın Kuvayi Milliyesinden, yurtseverlerinden, Atatürk’ten öç almaya çalışıyorlar.

Kubilay’ı kör bağ bıçağı ile kesen dedelerinin idam edilmesi akıllarından bir türlü çıkmıyor.

Bu nedenle Kurtuluş Savaşı yenilgisini bir türlü hazmedemeyen Batı emperyalizmine, ABD’ye “YARDIM VE YATAKLIK” suçu işliyorlar. Bunların Son durağı yüce divandır.

Bunu bildikleri için başladıkları işi bitirmek zorundadırlar. Bu saatten sonra artık onlar için geriye dönüş yoktur.

Cumhuriyete, tüm cumhuriyet kurumlarına, tüm Kurtuluş Savaşı kurumlarına bu yüzden savaş açtılar. Tıpkı dedeleri, ataları gibi…

Bu nedenle yeni anayasa yapmanın peşine düştüler. Çünkü; Yeni Anayasa ile , Türkiye Cumhuriyeti’nin millî yazılımını, ulusal kimliği tasfiye edilmek isteniyor. Yeni Anayasa’yı, Türkiye’de sürdürdükleri ekonomik ve siyasi yapıya uygun hukukî yapıyı tamamlamak için, saçayağının üçüncü ayağını tamamlamak için istiyorlar. Yeni Anayasa Cumhuriyet hukukunun 29 Ekim 1923 felsefesinin, 19 Mayıs 1919 felsefesinin, 23 Nisan 1920 felsefesinin redd-i mirasıdır! Cumhuriyetin ekonomik, siyasi kimliğini reddetmektir!

Baskı, zulüm uygulayarak, insanları dört duvar arasına atarak, yetim hakkı yiyerek, yığınları aç sefil bırakarak hiçbir iktidarın şimdiye dek ayakta kaldığı, saltanatını sürdürdüğü görülmemiştir. Karanlığın temsilcileri, tüm çabalarına karşın tarih çarkına geriye çevirememişlerdir.

Tarihin bu şaşmaz geleneği yine bozulmayacaktır. Zafer, önünde sonunda, mutlaka ama mutlaka, sömürüye, haksızlığa, baskıya direnen emekçilerin, yurtseverlerin olacaktır.

Hiçbir faşist kendini ülkenin tek egemeni, durdurulamayacak, engellenemeyecek tek gücü sanmasın. Hızır Paşa’lar, Nemrut Mustafalar, Damat Ferit’ler, Evren’ler, Özal’lar, Çiller’ler nasıl yok oldularsa, bugünkü zalimler de günü geldiğinde ABD’si, AB’si ile birlikte çekip gidecektir… Toz olacaktır…

Efendilerinin önünde secdeye yatan yandaş basın, yandaş yargı da efendileri ile birlikte tarihin çöplüğünde yerlerini alacaktır…

Emperyalizm günümüzde artık “kaleyi içten fethetme” yöntemini kullanıyor. Topraklardan önce beyinleri işgal etmeye çalışıyor. Beyinleri sömürgeleştiriyor.

Asıl hedefinde ise ulus devlet var. Vatan savunması var. İnsanları küreselleşme adı altında “vatansızlaştırmak” var. Çünkü ulusal direnmeyi, karşı koymayı engellemenin, yok etmenin en kestirme yolu vatan sevgisini ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle eğitim sistemini yaz boz tahtasına çeviriyorlar.

Şu gerçeği artık açık açık belirtelim: Ülkemizin bugünkü genel görünümü, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı günden pek farklı değildir. Bu ortamda ve koşullarda yapılacak tek şey, Küresel çeteye ve işbirlikçilerine karşı Atatürk gibi yeni bir direniş başlatmak, yılmadan, gerilemeden, mücadeleyi sonuna değin sürdürmektir.

Yılgınlık, teslimiyet, boyun eğme ise kesinlikle söz konusu olamaz.

Türkiye’nin geleceği için “ihanet çeteleri” bitirilmelidir. Bitirilmek zorundadır. Çünkü onlar bitirilmezse Türkiye bitecektir. Başka çıkış yolu kalmamıştır. Biz tüm yüreğimizle inanıyoruz ki, ulusumuz geçmişte olduğu gibi, bugün de bu ateş çemberinden direne direne çıkacaktır. Bu yürüyüşü durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Çünkü tüm yurtseverleri içine alacak bir Silivri henüz daha inşa edilmemiştir…

Bu görevi yerine getirmeyenler, uzaktan seyredenler, ya da yalnızca gevezeliğini yapanlar da zulmedenler kadar suçludurlar. Suç ortağıdırlar.

Yurtseverlerin direnişi karşısında zalimler mutlaka kaybedecektir. Zulüm mutlaka yok olacaktır. Ortaçağ karanlığı, yerini tan vaktine bırakacak, tüm ulus özgürlüğüne ve bağımsızlığına kavuşacaktır.

Tarih boyunca haklı, doğru olan kazanmıştır hep. Karanlığın temsilcileri, tüm çabalarına karşın tarih çarkına geriye çevirememişlerdir. Ülkemizde de bu gelenek bozulmayacaktır. Sömürüye, haksızlığa, baskıya direnen yurtseverler mutlaka kazanacaktır. VE BİR GÜN MUTLAKA ihanetlerin hesabı sorulacaktır.

Direnmek yaşamak; boyun eğmek, ölüm demektir.

Ispartalı Kemalistler - 03 Mart 2012 - İlk Kurşun

1-Atatürkçü Düşünce Derneği
2- CHP İl ve İlçe Örgütleri
3- İşçi Partisi İl ve İlçe Örgütü
4- Alevi Kültür Derneği
5- Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği
6-Türkiye Gençlik Birliği Isparta Temsilciliği

Son Yazılar

Showers

15°C

Istanbul