necmettin_erbakan225

28 Şubat’ın Saptırılan Gerçeği!

Günlerdir TV’lerde 28 Şubat belgeselleri ve tartışmaları izliyoruz.


Erbakan’ın ölüm yıldönümü ile çakışınca mesele biraz da “duygusallık” kıvamında soslanarak sunuluyor.

Alçı kalıbında şekillendirilen hüküm cümlesi ise şöyle:

“28 Şubat Demirel’in ve medyanın eseridir.”

“Günün iktidarı ise hem masum, hem mağdur.”

Demirel Cumhurbaşkanı. O’na dokunamazlar. Zira, O’nun Meclisi açıkta tutmak ve demokrasiyi yaşatmak konusunda sürdürdüğü gayreti muarızları bile teslim ediyorlar. Kabak, “yatacak yerimiz yok” itirafıyla işaret edilen bir takım medya mensuplarının başında patlayacak gibi. Yakında onları da Silivri yolunda görürsek şaşırmayalım. Biletleri TV ekranlarında  kesildi de, bakalım savcılar ne zaman harekete geçecekler.

Bu konuda dönemin Meclis Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un 32. Gün programındaki sözlerini de hemen kayda geçirelim. Cindoruk, demek istedi ki: “Siviller olarak biz de çok hatalar yaptık. Bu konuda sadece askeri suçlamak doğru olmaz. Sivil yönetimler de kendilerini gözden geçirmelidirler.”

Günün modası gereği “abalı”ya vuranlara eski Meclis Başkanı “sivil yönetimlerin hiç mi suçu yok?” sorusunu sorarak  bir bakıma “insaf” vurgusu yapıyor.

Tarihi olayları tek taraflı bir bakış açısıyla analiz etmek yakışıksız bir tavırdır. Doğru neyse o söylenip yazılmalıdır.

O güne ait belki pek çok bilinmeyen var. Biz, bu gün 28 Şubat’ın saptırılan bir gerçeğini gün yüzüne çıkarmak istedik: Başbakanlık konutunda tarikat şeyhlerine verilen iftar yemeği.

RP sözcüleri ve Erbakan’ın yanında saf tutup günün iktidarını “her türlü hatadan münezzeh” göstermeye çalışan malum zevat, Başbakanlık konutunda verilen iftar yemeğini de Diyanet’in üstüne yıkmaya çalıştılar.

Şevket Kazan’ından, Oğuzhan Asiltürk’e ve yandaş kalemşörlere kadar hemen herkes bu yemeğin Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından organize edildiğini topluma inandırmaya çalıştılar.

Oysa meselenin aslı hiç de öyle değil. Yani, işin içinde koskoca bir yalan var. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz hayatta. İşin doğrusunu O’ndan öğrenmek istedik; bakın nasıl bir gerçekle karşılaştık:

“O yemeği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tertiplediği iddiası tamamen gerçek dışıdır. Güya Diyanet’e bir yazı yazılmış, iftar yemeğine davet edileceklerin listesi bizden istenmiş, biz de o yazıya istinaden Başbakanlığa bir liste vermişiz. Yani, davetli listesini Diyanet vermiş, Başbakanlık uygulamış. Asla böyle bir şey söz konusu olmadı. Ne bize yazı yazıldı, ne de biz Başbakanlığa davetli listesi verdik.

Yemekten bir gün önce sahur vaktine yakın bir saatte RP Ankara Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan beni telefonla aradı. Dedi ki ‘Sayın Başbakanımız yarın Başbakanlık konutunda bir iftar yemeği verecek. Sizi de o yemeğe davet ediyorlar.’ Hemen sordum: ‘Kimler davetli’ diye. O da dedi ki: ‘Bazı ilahıyatçılarla bakanlar olacak. Bir de siz.’

Gittiğimde gördüğüm manzara hiç de öyle değildi. Davetlilerin coğunu tanımıyordum. Siirt’ten, Bitlis’ten ve taşradan davet edildiği anlaşılan sarıklı cübbeli bir takım insanlarla, gazeteci Alaattin Kaya, Mehmet Kutlular, eski Diyanet işleri Başkanı ve RP Milletvekili Lütfü Doğan, o tarihte Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı olan eski Diyanet İşleri Başkanı Sait Yazıcıoğlu ve Mahmut Efendi diye bilinen Mahmut Ustaoğlu gibi isimler vardı.”

Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’dan işin doğrusunu öğrenmiş olduk. Bakalım, buna ne diyecekler?

Mehmet Necati GÜNGÖR - 03 Mart 2012

Son Yazılar

Mostly sunny

25°C

Istanbul