ilhan_irem225

"Amerika’daki 'Hokkabaz' Öyle İstiyor Diye Türkiye Cumhuriyeti’nin Sonu Gelmez!"

“Böylesi bir kaos ortamında mutlu olabilmek, bunca haksızlık yaşanıyorken, bir insan ve bir sanatçı olarak hayatımı yaşayıp, iç huzuru ile üretebilmek çok zor!


‘Yurtta Barış Dünyada Barış’, ‘dindar ve kindar nesiller yetiştirmek…’ Nerdeyse bir asır arayla dile getirilmiş bu iki yol haritası ülkedeki değişimi en çarpıcı şekliyle özetliyor…”

Sanatçı İlhan İREM yaşanan sürece ilişkin analizlerini Odatv'den Şenol Çarık'a anlattı. Umutlu olduğunu belirten İrem yaşanan süreçle ilgili "Senaryoyu yazan uzaklarda" dedi.

*** *** *** *** *** *** *** *** ****
İşte o söyleşi:

-Sayın İrem, sözlerime şöyle başlamak istiyorum; Her ürettiğiniz eserde ayrı bir duygu, ayrı bir dünya sunuyorsunuz bize. Ve gözlerden ırak, sakin bir yaşam sürüyorsunuz. Neden?

Düşlerimi ve düşüncelerimi yazdıklarımda şeffaflıkla anlatıyorum. Bunun dışında kendimden ve üretimlerimden söz etmeyi gereksiz buluyorum. Sevdiğim insanlarla ve ruh temasını sürdürdüğüm yol arkadaşlarımla bir yürek büyüsü paylaşıyoruz. İçin için yaşayan bir büyük sessizliğe sesleniyorum. Gözlerden uzaktayım… Ama yaşananlar benim gözlerimden uzakta değil.

“SADECE ÜRETTİM VE DURMAKSIZIN ÜRETİYORUM..!”

-Işık ve sevgiyle dolu, yanılmıyorsam eğer, sanatınızda 39 yılı geride bıraktınız. Bu 39 yılı nasıl özetlersiniz?

Sadece ürettim. Ve durmaksızın üretiyorum. Yalnızca şarkılar, kitaplar, resimler değil, bu farklı bir yolculuk… Kendi düşüncem ve hayatım büyürken başka yataklara sular yürüdü, tomurcuklar filizlendi. Köklerine doğru yükselen cennet ağacı gibi, kofluğu, yalınkatlığı reddeden, aykırı giden ruhların kavgada ve huzurda buluştuğu bir bağ oluştu. Tenha bir sevgi köyünden değil, yürek titreşimleriyle milyonlarca düşüncenin seviştiği bir haberleşme ağından söz ediyorum.

“DÜNYANIN VE TÜRKİYE’NİN İÇİNDE BULUNDUĞU KAOS ‘ZAMANIN RUHSUZLUĞU’DUR!”


- Odatv’nin yanı sıra Aydınlık ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanan yazılarınızda ülkenin gidişatına ilişkin kaygılarınızı dile getirdiniz? Ülke kötüye mi gidiyor sizce?

‘Kötüye gitme’ sözcüğü çok hafif kalır. Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesi’nde anlattıkları yaşanıyor.

Değerlerini, sevgileri, saygıları, sanatı, bilimi dışlamış bir ülkede, ‘araplaşma’ya öykünen birileri çağa dair güzelliklerden rahatsızlık duyuyor. 1923 Cumhuriyetine, laikliğe, devrimlere karşı sistemli bir hiçleme harekatı sürdürülüyor. Şimdilerde 12 yıllık kesintisiz eğitim kılıfıyla İmam Hatip Okullarının orta kısımlarını açmaya ve genç kızları dört yıllık eğitimden sonra tesettüre girme yaşlarında eve kapatmaya hazırlanıyorlar. Yönetimin parçasıymış gibi, cemaatle ilgili haberler artık sıradanlaştı.

Olayların ve icraatların arka planını görebilen insanların direncini kırmaya yönelik bir zihniyet inşaatını sürdürenlerin elinde, ‘İleri Demokrasi’ ve ‘değişim’ kavramlarının nasıl alaturka bir komediye dönüştüğü ortada…

Herkesin ruhunun boyutlarını sergilediği Turnusol Kağıdı gibi bir dönemden geçiliyor.

Yaşananlara ‘Zamanın Ruhu’ diyerek uçucu anlamlar yüklemeye çalışmak çürümeye dokunmak için kulp takmaktır. Dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu kaos ‘Zamanın Ruhsuzluğu’dur.

“SENARYOYU YAZAN DAHA UZAKLARDA...”

-Cumhuriyet’te, “Öz değerlerini on yıllar önce yitiren toplum, kendini öylesine kokuşturdu ki çürümüşlük kendi imparatorluğunu kurdu” demiştiniz. Toplumu bu noktaya getiren şeyler nedir sizce?

1923 devriminin, Mustafa Kemal’in, laik cumhuriyetin nasıl paha biçilmez değerler olduğu anlaşılmadı. Sorumluluk, emek, kültür ve daha pek çok yaşam donanımı gerektiren, çağdaş hayata ait olamamanın ezikliği, sağ, sol, liberal, okumuş, cahil, her kültürde ve her kesimde kendince sebeplerle bünyelerini rahatlatan Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları yarattı.

Kimileri ümmet, kimileri dünya vatandaşı olmaya uğraşırken ortak düşmanları belliydi.

Yüksek düşünceye, ruhsal asalete ve kaliteye olan yabancılık yüzyıldır halkın yoğun eğilimleriyle, inanılmaz taviz ve ihanet hikayelerinden geçerek bugünlerin çoğunluk diktasına kadar geldi.

Ama bu senaryoyu yazan, başroldekilere ve figüranlara can veren asıl yönetmen daha uzaklarda...

Bütün stratejik ve diplomatik cephelerde iflas eden küresel güç ayakta kalmak için her çılgınlığı yapacaktır. Oysa evrenin yasasında, doğanın döngüsünde sürekli kazanmak yoktur.

Çağ için çabalayan ışık yürekli insanları görüyorum ve umudumu asla yitirmiyorum.

Amerika’daki hokkabaz öyle istiyor diye Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu gelmez.

-Yine “Devrim tarihinin üzerine siyah bir mürekkep damladı.” demiştiniz. Bu mürekkep silinemez mi?


Bu noktada ‘şeffaflık’ üzerine konuşmak lazım. Bütün sahte demokratların ekmeğini yedikleri şeffaflık... Ama konu üzerinden kimselere rant çıkarmadan, sağa-sola çekiştirmeden, sağı-solu suçlamadan dürüstçe konuşmak gerek; Osmanlı’da zaten mümkün değildi, ama Cumhuriyet tarihinde devlet hiçbir zaman açık ve şeffaf olmadı. Devlet nedir? Bence insanların hayatını kolaylaştırmak için programlanmış bir hizmet erki… Devletin duyguları, düşüncesi, kompleksleri, zayıflıkları, hesapları, kaybedişleri, kazanımları yoktur. Gerçek demokrasilerde devletin insan hayatını kolaylaştırıp, güzelleştirmekten öte hiçbir gayesi yoktur.

Devlet, diktatör olma heveslilerinin elinde insan gibi düşünüp, programlar yapmaya başladığında, bilim-kurgusal komplo teorileri bomba olup insanların tepesine gökten yağmaya başlıyor…

Bir takım ayraçlarla yarattığı düşmana karşı taraf olan… Kendinden aldığı hakla, adına karar verdiği insanları ve sonunda kendini de aşan bir güç gösterisi içinde, cinayetler dahi işleyen bir ‘Derin Devlet’ kavramı… Asıl hiçlenmesi gereken olgu budur. Egemenlerin kendine yontacağı kazanım derdi olmadan, ‘hesaplaşma’ sahtekarlıkları yapılmadan… Herkesin elele vermesiyle, aslında aynaya bakmak kadar sade, saydam bir devlet yaratılmalıdır.

Ne oylara güvenip halk dalkavukluğu ile sivil darbeye kalkışmak ne de halka rağmen güç odakları oluşturup ülkeyi dizayn etmek… Ülkenin nerdeyse bir asırdır yaşadığı kronik demokrasi sorununun çözümü, bağımsız Türkiye’ye inanmış gerçek yurtsever yöneticilerin gizli ajandasız, şeffaf yönetimleridir. Yani bugüne kadar hiç olmayan… Görünen insan dokusuyla bugünden sonra olabileceği çok şüpheli bir olasılık.

“İLERİ DEMOKRASİ’ MASALI… ‘SKOR DEMOKRASİSİ…”

-12 Eylül 2010’daki referandumda ‘hayır’ oyu vereceğinizi açıklamıştınız. Sizce 12 Eylül’den bu yana yaşanan süreç ülkemizin demokrasi tablosunda bir ilerleme sağladı mı?

‘İleri Demokrasi’ masalı vesayetin bugünün egemenlerinin eline geçmesidir. Bu, çok partili dönemin başlangıcından beri süregelen sorunsal… Alınan oy sayısının ‘her şey’ olduğu ‘Skor Demokrasisi…’

Türkiye’de gücün artması, devlet adamları ve daha adil yönetimler değil, padişahlığa öykünenlerin çoğunluk diktasını yaratıyor. Sonuçta hiç gitmeyecekmiş sanılanlar kendi yarattıkları kara deliğin anaforunda eriyip gidiyorlar.

Evet, bu kadar planlı, programlı bir geliş hiç olmadı… Unuttukları hiçbir şey kalmadı gibi… Bütün fren mekanizmalarını söküp attıkları için artık durmaları mümkün değil… Onları da korkutan; Kendi yarattıkları büyük dalganın geriye doğru dönüşüdür.

Yetmiş yıldır bütün kötü niyetli yönetimlerin can simidi olan bazı medyatik aydınlar, egolarına yapışık ve donanımsız bir gürültü içinde dönenip duruyorlar. Her defasında bir biçimde aynı tava gelen bazı liberallerin ahmaklık boyutunda saf olduklarına inanıyorum. Özal’ı yere göğe koyamayanlar, Tansu Çiller gelince bıyıklarını kesmişti… İleri demokrasi ve değişim söylemi ile referandumu ülkedeki bütün vesayetleri yerle bir edecek büyük demokrasi ve özgürlük projesi zannedenler tatlı rüyadan uyanıyor.

“KANIKSAYA KANIKSAYA BUGÜNLERE GELDİK!”

-Rutkay Aziz, Altın Portakal ödül töreninde yaptığı konuşmada Goethe’nin sözlerinden örnekler vermiş ve “En tehlikelisi cehaletin örgütlü güç haline gelmesidir” demişti. Cehalet örgütlü güç haline gelirken, bilgi neden örgütlenemiyor olabilir sizce?

Cehaleti örgütleyenler tarih boyunca hep din olgusunu kullanmışlardır. Kimsenin itiraz edemeyeceği konuları dolgu maddesi yaparak geri planda işlerini yürütüyorlar. Örgütlü cehalet en tehlikeli güç…

Kafası karışık ılımlı insanların yanı sıra gerçekleri gören ama din gibi hassas konularda tehlikeli sulara girmemek için susanlar var. Sonuçta meydan safyürek inançları kullanan, saptıran komisyonculara kalır. Böylece insanın iç dünyasına ait olan din, hayatın merkezine, devletin temellerine girmeye başladığında, cehalet örgütlenmek için çok geniş bir alana sahip olmaya başlar. Bunun için son on yıldır us dışı haberler giderek artıyor ve modern hayatın alışıldık parçalarına dönüşmeye başlıyor.

Artık “kırmızı ışıkta geçmek caiz değil” diye trafik fetvası verenlere gülüp geçmiyoruz bile… Türkiye Menderes’ten bu yana kanıksaya kanıksaya bugünlere geldi. Özal için yaptırılan ‘alışamadım’ tişörtlerini anımsayın… Şimdi hepsi Demokrasi Şehitliğinde yatıyor.

Cehalet sinirlidir… Kafasındaki gürültülü iddialar, koşulsuz boyun eğdiği tanrının kainatlarındaki huzurla örtüşmez. Boyun eğmek üzerine öğretilenler kadar basit olmayan, asla parçası olamayacağını bildiği başka türlü bir güzellikten hiç haberi olmadığından haberi vardır!

Bilginin böyle bir kavgası yoktur… Örgütlenme gereksinimi hissetmeyebilir. Her yöne bakabilme, özünü yitirmeden değişebilme yetisine sahiptir. Rasyoneldir ve akıl dışı yöntemlerle uzlaşmaz. Bu konuda Hz. Ali’nin güzel bir sözü var; “Bilge sonsuza kadar yaşar, cahil yaşayan ölüdür.”

“SIZINTI’ YAŞANAN SÜRECİ EN İYİ ÖZETLEYEN KİTAPLARDAN BİRİ”

Mustafa Balbay, Soner Yalçın, Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Deniz Yıldırım ve birçok aydınımız hala içeride. Siz bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Suçlarını bile bilmeyen yüzlerce insan, binlerce gündür esir tutuluyor… Dönemin acılarının, haksızlıkların ve çifte standartların en çarpıcı yansımasıdır bu. MİT olayında olduğu gibi, oklar kendilerine yöneldiğinde bir gecede yasa çıkaranlar, katilleri, domuz bağcıları, Deniz Feneri zanlılarını salıverenler, diğer yanda ortaya dökülen yalancı tanıklara, yapay kanıtlara rağmen suspus!

HES canavarlarından ağacını, deresini korumak için eylem yapanlara dokuz yıl hapis isteniyor…

Kuralsızlığın kural olduğu bir iklime geçiliyor ve bunu çok tehlikeli buluyorum.

Özgür düşünce asla tutsak edilemez. Kendi iç zindanlarında çağdan saklananların hezeyanları benim için bir anlam ifade etmiyor.

Barış Pehlivan ve Barış Terkoğlu’nun “Sızıntı” adlı çalışması, son dönemlerde bu süreci en güzel özetleyen kitaplardan biri... Birbirinden çarpıcı olaylar ve Wikileaks belgeleriyle kitap, Türkiye’nin son 10 yılının röntgeni gibi. Gerçek demokrasilerde ortalığı birbirine katabilecek olaylar, cılız yalanlamalarla geçiştiriliyor.

Yaşananların, ülkeye, hayatınıza ve yaratımlarınıza başka ne gibi etkileri oldu? Sanatçı gözüyle, tarihin bu dönemini özetleyen anafikir sizce ne olabilir?

“Hiçbir Şey” adlı bir şarkım var.

“Hiçbir şey ülkesinde hiçbir şey her şeymiş / Her şey hiçbir şey…”

Akıl, sevgi ve evrensel değerleri kurutan bir çöl atmosferini anlattığım şarkının sonunda gözyaşlarıyla sulanarak büyüyen dev bir çiçeğin hikayesi var.

Bu büyük karmaşanın içinde yaşadıkça, Mustafa Kemal ve 1923 Devriminin bu ülkede ne kadar büyük işler başardığını daha iyi anladık. Çünkü günün egemenlerinin dudak bükerek hiçlemeye çalıştıkları Cumhuriyet değerlerinin yerine koyacak hiçbir şeyleri olmadığı görüldü.

Devletin işleyişinin ve kurallarının, tutarsız bir gözükaralıkla, farklılıklar, kimlikler, din ve inançlar üzerinden siyasetle, insanları ayrıştırma ile cemaatler ve biat kültürü ile ne kadar uzak kavramlar olduğu bir kere daha anlaşılmış oldu.

En başta yaşamak bir sanat… Dogmalardan, egolardan, korkulardan arınmak… Ruhu güzelliklerle, kültürle, sanatla, evrensel değerlerle beslemek… Kabul, kavgadan düşmemek… Ama vicdanı her şeyden üstün tutarak sevgiye inanmak. Sadece seni sevenlere değil, bütün insanlara, tüm dünyaya barışla yaklaşmak...

Böylesi bir kaos ortamında mutlu olabilmek, bunca haksızlık yaşanıyorken, bir insan ve bir sanatçı olarak hayatımı yaşayıp, iç huzuru ile üretebilmek çok zor.

“Yurtta Barış Dünyada Barış”, “dindar ve kindar nesiller yetiştirmek…” Nerdeyse bir asır arayla dile getirilmiş bu iki yol haritası ülkedeki değişimi en çarpıcı şekliyle özetliyor.

-Yeni çalışmalarınız var mı?

Uzun süreden beri üzerinde çalıştığım yeni şarkılardan oluşan bir albüm projem var. Önümüzdeki dönemlerde konser çalışmalarına tekrar başlayacağım.

Şenol ÇARIK - 02 Mart 2012 - Odatv

Son Yazılar

Partly cloudy

13°C

Istanbul