abd_eyvah_batiyoruz225

ABD Neden Suriye Ve İran'a Müdahale Edemez?

Obama’nın Seçim Stratejisi Bağlamında Suriye Ve İran’a Askeri Müdahale Mümkün Mü?


Konuya girmeden önce iki önemli konuyu hatırlatmak istiyoruz:

1. 1944 yılı Temmuz ayında, ABD-New Hampshire Eyaleti’nin Bretton Woods beldesinde, başını David Rockefeller’in çektiği emperyalist sermaye temsilcileri ve 44 ülkenin katılımcıları ile yapılan toplantılarda alınan kararlar ve varılan anlaşmayla, ‘Birleşmiş Milletler’ kurulmuş ve uluslararası para sisteminin kuralları belirlenmişti.

Bretton Woods’da, ABD’nin dünya liderliğini hayata geçirecek kurumlar olan ‘Uluslararası Para Fonu’ (IMF) ve ‘Dünya Bankası’ kurulmuş, Marshall Planı, CIA, USAID ve NATO gibi yapılanmaların da temeli atılmıştı. Bu yapılanmaların ana hedefi komünist ideoloji ile kurulan devletleri ve ulus devletleri tarihe gömmektir.

2. Bu ana politikaların yürütücüleri ABD başkanlarıdır. ABD’nin dış politikalarını analiz edebilmek ve anlayabilmek için, emperyalist sermaye gücü adına bu politikaları hazırlayan ve uygulama aşamalarında başkanlara danışmanlık yapan dış politika uzmanlarını iyi tanımak gerekmektedir. Bu danışmanların kritik dönemlerde yazdıkları makale ve açıklamalar gelişmelere ışık tutar ve uygulayıcılara yol gösterir.

Son dönemlerde demokrat ve cumhuriyetçi başkanlara dış politika stratejisi hazırlayanlar arasında en etkili olanlardan biri Zbigniev Brzezinski, diğeri ise Henry Kissinger’dir. Bu ikilinin dikkat çekici bazı özellikleri vardır.

Brzezinski; ABD’nin Ortadoğu politikasının İsrail’in çıkarlarına tabi olmaması gerektiğini savunur. Bu nedenle ABD ve İsrail’deki tüm Yahudi kuruluşları Brzezinski’ye karşıdır. İsrail’e girişi de yasaktır.

Eskiden beri Demokrat Partili olan Brzezinski, demokrat başkanlara program hazırlamakta ve başdanışmanlıklarını üstlenmektedir. Demokrat Partili Başkan Jimmy Carter’a danışmanlık yapmıştır. Günümüzde de Demokrat Partili Başkan Barac Obama’ya danışmanlık yapmaktadır.

Kissinger ise Cumhuriyetçi Parti taraftarıdır. İsrail yanlısıdır. İsrail’e rahatlıkla girip çıkabilmektedir. Bütün Yahudi kuruluşlarının desteğine sahiptir. Neo Con olarak bilinir.

Kendi ifadesi ile “ABD seçimlerinde demokratlar kazanırsa onlar için de elimden geleni yaparım. Çünkü bunlar kişisel değil büyük meselelerdir.” diyen Kissinger’in, cumhuriyetçi başkanların yanı sıra demokrat başkan yönetimlerine de destek verdiğini söyleyebiliriz.

Brzezinski de aynı görüştedir ve bu açıdan bakıldığında Brzezinski’nin destek verdiği programı Kissinger, Kissinger’in destek verdiği programı da Brzezinski’nin desteklediği görülür.

Şimdi Brzezinski ve Kissinger’in kritik tarihlerde yazdığı makale ve konuşmaları değerlendirip, bunların ışığında günümüzde yaşanan kaotik olayları anlamaya ve nelerin olabileceğini açıklamaya çalışacağız.

Brzezinski’nin Çin-İran-Rusya-İsrail ve BOAP Dış Politikaları Hakkındaki Görüşleri:

Brzezinski, Obama tarafından dış politika baş danışmanlığıyla görevlendirilmeden hemen önce, The Financial Times gazetesine yazdığı bir makalede şu öngörüde bulunmuştu.

“ABD şimdiki krizden ancak Çin ile sıkı stratejik ilişki kurarak çıkabilir. ABD ile Çin G-7 benzeri bir G-2 kurarak dünyaya yön vermelidir. Dünya çok kutuplu değil, ABD-Çin ittifakı ile yönetilmelidir.”

Nitekim Brzezinski’nin ABD’nin stratejik müttefiki Çin olmalı tavsiyesi ilk dış gezisini Asya’ya yapan ve bu çerçevede 50 yıldan bu yana Çin’i ziyaret eden ilk ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından uygulandı (Kasım Cindemir-Washington, Hürriyet, 07.03.2009).

Brzezinski, ABD Senatosu Dışişleri Komitesi’nin Mart 2009 başındaki Çin-Ortadoğu-İran konulu oturumunda; ABD’nin, Ortadoğu’daki dostları ve müttefiklerini nükleer şemsiyesi altına almaya hazır olduğunu belirtmesi gerektiğini, bu korumanın Sovyetlere ve Çin’e karşı olacağını, bunun da ABD nükleer şemsiyesinin caydırıcılığının önemini göstereceğini söyledi.

Brzezinski, Eylül 2009 ‘un son haftasında Avrupa’daydı. NATO ve Afganistan konusunda görüşmeler yapıyordu. Bu sırada The New York Times’a yaptığı açıklamada;

“Afganistan’da Sovyetlerin kaderini tekrarlama riskiyle karşı karşıyayız. Kuzey ittifakıyla birlikte savaşan 300 özel tim görevlisiyle Taliban rejimini yıktık. Şimdi ABD ve müttefiklerinin Afganistan’daki toplam asker sayısı yaklaşık 100 bindir. Sovyetlerin o günkü toplam askeri gücüne ulaşmak üzereyiz. Ama daha şimdiden en üst düzey generallerimiz savaşı kazanmadığımızı söylüyorlar.” dedi.

Brzezinski, askeri güçlerin gelişme stratejisine nasıl yardım edeceğine karar vermek için bir uluslararası konferansın toplanması gerektiğini savunmuştur. (Cumhuriyet, 23.09.2009)

Çin Cumhurbaşkanı Hu Cintao, 18-22 Ocak 2011’de Washington’u ziyaret ederek görüşmelerde bulunmuş ve bu görüşmelerde Çin-ABD Stratejik İttifakı ve Çin’in ‘Tek Çin Politikası2 masaya yatırılmıştır. Obama, ‘Tek Çin Politikası’nı kabul ettiğini, Cintao da stratejik ittifaka olumlu yaklaştığını ifade etmiştir.

Bu ziyaretten sonra, Newsweek dergisinin yayın yönetmeni Fareed Zakaria, , 23 Ocak 2011 tarihinde, Amerikan CNBC televizyonunda , Brzezinski ile çok önemli bir röportaj yaptı. Röportajın ana teması şuydu:

“ ABD ve Çin, ya birlikte olacaklar, ya da ayrı ayrı batacaklar.”

Brzezinski, Mart 2009’daki ABD Senatosu Dış ilişkileri Komitesi oturumunda; İran’ın uranyum zenginleştirmeye devam etmesi halinde Türkiye’nin de aynı yola girmeye zorlanacağını belirtmiştir. Beyaz Saray’ın İran ile doğrudan müzakere ederek, İran’ın nükleer silah sahibi olmasının önlenmesini ve İran ile görüşmelere başlamadan önce, ABD’nin Ortadoğu’daki dostları ve müttefiklerini nükleer şemsiyesi altına almaya hazır olduğunu belirtmesini önerdi. Brzezinski konuşmasında, Beyaz Saray’ın İran ile görüşmelerine zaman sınırı getirmemesini de savunmuştur.(Kasım Cindemir-Washington Hürriyet, 07.03.2009.)

Brzezinskiye göre Putin’in başında olduğu Rusya’nın Avrupa ülkelerine yönelik enerji kozunu kullanarak saldırgan politika uygulamasını engellemenin tek yolu Rusya’nın ‘Balkanlaştırılması’dır.

ABD ile Rusya yönetimi arasındaki ikili temaslarda; Ukrayna, Gürcistan ve Azerbaycan kesinlikle takas konusu yapılmamalıdır. (Kasım Cindemir-Washington, Hürriyet, 07.03.2009.)

Brzezinski, Ocak 2012’de yaptığı bir açıklamada; ABD’nin dünya liderliğini Çin ve Hindistan’a kaptırabileceğini, Tayvan, Güney Kore ve İsrail’in zor günler geçireceğini söyledi. Brzezinski’ye göre ABD’nin güç kaybetmesi, İslam radikalizmini yükseltecek, Filistin sorunu İsrail’i yıpratacaktır. Ayrıca Ukrayna, Afganistan, Belarus Ülkeleri ve Pakistan da ABD’nin zayıflamasıyla doğru orantılı olarak Rusya ve Çin’in etkisi altına girecektir. (Aydınlık, 12.01.2012)

Kissinger’in Çin-İran-Rusya-İran-İsrail ve BOAP Dış Politikaları Hakkındaki Görüşleri:


Henry Kissinger 2 Haziran 2007’de Bilderberg toplantısına katılmak için İstanbul’a gelmiştir. Toplantı öncesinde Sabancı Center’da çok önemli bir konuşma yapmış ve aynı konuşmayı Bilderberg toplantısında da tekrarlamıştır. Konuşmanın önemli kısmı özetle şöyledir:

Uluslararası ilişkilerde merkezin ağırlığı Atlantik’ten Pasifik’e kayıyor. Çin, Japonya, Hindistan gibi ekonomiler ve enerji alanında Rusya öne çıkıyor. ABD dünyanın sadece bir bölgesi ile ilgilenmez. Asya, Ortadoğu, Avrupa hepsi ilgi alanındadır. Fakat tüm bu konularda tek başına hareket edemez.

Küresel olarak ele alınması gereken nükleer silahlanma gibi konular var.


İran’daki nükleer silahlanmayı engellemek, uluslararası sistemin başlıca işidir. ABD için duruma müdahale etmek kaçınılmazdır.

Türkiye dünyaya çok önemli bir katkı yapmanın eşiğindedir. Dünyanın kesiştiği yerde ön cephede yer alıyorsunuz. 1960’lı yıllardan bu yana hem görüntü olarak hem de ilişkiler açısından çok değiştiniz. Dünyanın yeni durumuyla baş edebilmek için milli ve tarihi meseleleri aşmak gerekmektedir. Bunu ABD’nin kendi görüşlerini empoze etmesi olarak algılamayın. Birbirimizi dinlemeliyiz. Bu kadar çok saldırının hedefi haline gelmememiz gerekmektedir.

Ortadoğu bambaşka bir realite. Bunu Türkiye’den daha iyi anlayabilecek ülke yoktur. Türk topraklarında, farklı bölgelere hükmeden farklı etnik topluluklar vardır. Bu yüzden ülkenin kimliğine meydan okumalar olabiliyor.

(BOAP sorulduğunda cevaben) Nedir o? Evet, felsefi olarak destekliyorum. Ama Amerikan politikası olarak inanmıyorum. Uygulaması pek olası değil.

ABD’nin Irak’ta istediği, legal bir ortam yaratmaktır. Yani komşularıyla barışık bir devlet. ABD, Kuzey Irak konusundaki tepkinizi anlıyor fakat birlik göndermenizi tercih etmiyor.

Bazen yapılan hataları tartışmanın anlamsız olduğu noktaya gelinir. Geleceğe şekil verildiği noktadır bu.

ABD seçimlerinde demokratlar kazanırsa onlar için elimden geleni yaparım. Çünkü bunlar kişisel değil, büyük meseleler. Kyoto protokolüne karşıyım. Clinton , bu protokolü masasında 2 yıl bekletti. Kyoto yerine saygıdeğer uzmanlardan kurulu bir araştırma gereklidir. (Mehveş Evin, Akşam, 02.06.2007)

Kissinger, Bilderberg 2007 toplantısından dört yıl kadar sonra 12 Ekim 2011’de İstanbul’da düzenlenen Türkiye’ye Yatırım Texaso Pasific Group (TPG) perspektifi konferansına onur konuğu olarak katılmıştır ve son derece önemli şu görüşleri ileri sürmüştür.

Uluslararası ilişkilerin ağırlık merkezi Atlantik’ten Pasifik’e kaymıştır. Batı’ya yükselen Çin’in uluslararası sistem içerisindeki yerine ilişkin tartışmalar yapılıyor. ABD’nin yeni bir stratejiye ihtiyacı var. ABD çıkarlarını farklı oluşumlar içerisinde korumaya devam edecek.

Bütün değişim ve oluşumlarda Türkiye’nin oynayabileceği önemli roller var. Bu rolün nasıl olacağı da şu anda oluşuyor. Çünkü bu yeni bir rol. Bence Türkiye’nin bölgede çok önemli bir rolü olacak. Suriye’de bazı çabalarını gördük. Bu süreçte ABD ile önemli oranda koordinasyon olması da çok önemli. Çünkü ihtilaf bölgelerinden Amerika’nın çekiliyor olması, ABD’nin bölgedeki çıkarlarına tamamen bir tarafa bıraktığı anlamına gelmez. Türkiye’nin NATO Füze Savunma Anlaşması’nı imzalaması İran’ın yapıcı müzakerelere katılmasını da teşvik edecek. (Elçin Poyrazlar, Cumhuriyet, 13.10.2011)

Brzezinski ve Kissinger’in dış politika stratejilerini bir arada değerlendirirsek birleştikleri politikaların esas itibarıyla 9 ana başlıkta özetlenebileceğini göreceğiz.

Uluslararası ilişkilerde merkezin ağırlığı Atlantik’ten Pasifik’e kaymaktadır.
ABD dünya liderliğini Çin ve Hindistan’a kaptırmamalıdır.
Dünya iki kutupludur. ABD ile Çin dünyaya yön vermelidir.
ABD’nin ihtilaf bölgelerinden çekiliyor olması, bölgedeki çıkarlarını (petrol) bir tarafa bıraktığı anlamına gelmez.
ABD güç kaybetmiştir. O nedenle Hindistan ve Çin güçlenmiştir.
ABD’nin bölgedeki stratejik müttefiki İsrail’dir.
ABD, Rusya’nın Balkanlaştırılması için NATO Füze Savunma Sistemi Anlaşması’nın imzalanmasını sağlamıştır.
ABD’nin hedefindeki birinci tehdit İran’dır. NATO Füze Savunma Sistemi Antlaşması, aynı zamanda İran’ı teslime zorlamayı amaçlamıştır.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye karşı, her aşamada ABD ile koordinasyonda bulunarak aktif rol üstlenmelidir.

Sonuç olarak

Bu bağlamda, Büyük Ortadoğu ve Afrika Projesi’nin (BOAP) esas amacı İran, Irak ve Türkiye’nin parçalanması ve sömürgeleştirilmesidir. Bu değerlendirme ışığında ABD’nin İran’ı birinci derecede hedefe aldığını söyleyebiliriz. Fakat ABD’nin İran’a yönelik yaptırım politikaları esas itibarı ile;

İsrail’in kendisinden habersiz olarak İran’ın nükleer tesislerine baskın saldırısına misillemede bulunmasının önlenmesine,
Suriye’nin İran’ın yanında yer almamasına,
Türkiye’nin BOAP Eş Başkanlığı misyonuyla ve ABD ile çok sıkı işbirliği ve koordinasyona dayalı diplomatik arabuluculuk çabalarıyla İran ve Suriye’yi razı etmesine,
BM’de Rusya ve Çin vetolarının reddinin sağlanmasına dayandırılmıştır.

Başkan Obama, söz edilen politikalarla bir taraftan bölgeyi alt üst ederken bir taraftan da Brzezinski’nin “ En üst düzey generallerimiz bu savaşı kazanmakta olmadığımızı söylüyorlar” değerlendirmesini teyit edercesine, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Martin Dempsey’i İsrail’e göndermiş ve İsrail’in tek başına İran’a yönelik bir operasyona girişmesinden endişesini iletmiştir.

Buraya kadar aktarılanlar, Obama yönetiminin tamamen iç politika dinamiklerine ve Obama’nın 6 Kasım 2012 tarihinde yapılacak başkanlık seçiminden 2. dönemde de ABD Başkanı olarak çıkmasına odaklı bir strateji izlediğini göstermektedir.

Savunma Bakanı Leon Panetta’nın “Washington’un İran’ın nükleer tesislerini vurabilecek güçte silahları geliştirmek için çalıştığını açıklaması İsrail’i yatıştırmaya yöneliktir.

İranlı nükleer bilimcinin öldürülmesinden sonra ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un daha önce hiç benzeri olmayan bir şey yaparak, ABD’nin bu olayda rol oynadığı iddiaların ret ederek suikastı kınaması, İran tarafından Obama’nın seçim dönemi stratejisini kesintiye uğratabilecek, kontrolsüz bir tepki verilmesini önlemeye yöneliktir.

Gelişmelere göre yapılacak bir analiz bizi aşağıdaki sonuçlara götürür.

Obama, seçim döneminde İran’a askeri müdahale gerçekleştiremez.
Obama, İsrail’in İran’a askeri müdahalesine müsaade edemez.
Obama, bölgedeki kaos ortamını kontrolden çıkarabileceği için Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesine müsaade edemez.

Son olarak iç gelişmeler BOAP Eş Başkanını Suriye’de bir maceraya teşvik etse de ‘ Türk Genel Kurmayı’nın buna izin vermeyeceğini değerlendirmemize ilave edebiliriz.

Erol BİLBİLİK - 02 Mart 2012 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Partly cloudy

19°C

Istanbul