aydinlik_24ocak2012_225

Aydınlık'ta Bugün 24 Ocak 2012

FRANSA BEYNİNİ KAYBETTİ!

Fransa'da "Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır", "Ermeni Soykırımı emperyalist bir yalandır", "Soykırım yapmadık vatan savunduk" demek artık suç.

Fransa Senatosu, Fransız Anayasası'na aykırı olmasına rağmen "soykırımı inkar edenlere ceza öngören" yasa tasarısını kabul etti. Senato'da kabul edilen yasayı Cumhurbaşkanı da onaylarsa Fransa'da "soykırım yalandır" diyenlere "1 yıl hapis ve 45 bin avro para cezası" verilecek.

YASA TASARISININ SERÜVENİ!

Süreç, Fransa'nın 1915'deki Ermeni tehcirini "soykırımı" olarak kabul etmesiyle başladı. 2001 yılında oybirliğiyle kabul edilen yasayla Ermeni Soykırımı resmen tanıdı. Ancak Ermeni lobisi ve Amerika, soykırım yasasını yeterli görmedi, yasanın genişletilmesini istedi. Sosyalist Partili bazı milletvekilleri "Ermeni soykırımını reddedenlere 1 yıl hapis ve 45 bin avro ceza öngören" yeni bir tasarı hazırladı. Tasarı 2006 yılında Fransa Meclisi'nden geçirildi.

Tasarı meclisten geçti geçmesine, ama Fransa Senatosu'na gelmesi tam 5 yıl sürdü. 4 Mayıs 2011 günü Fransa Senatosu, tasarıyı gündeme alıp almayacağına karar verdi. Senato'da yapılan oylamada Ermeni soykırımını suç sayan tasarı 74'e karşı 196 oyla reddedildi. Senato Parlamentoların tarih yazamayacağına hükmetti. Böylece tasarı gündeme dahi alınmadan düştü.

Gelgelelim, yedi buçuk ay sonra, tasarıda birkaç kelime değişikliği yapılıp yeniden Fransa Ulusal Meclisi'ne getirildi. Böylece Meclis, Senato'nun gündeme dahi almadığı yasayı bir kez daha oy çokluğuyla kabul etmiş oldu. Tasarı bugün Senato'da da kabul edildi.

Yasa Cumhurbaşkanı'nın onayı ile yürürlüğü ile girecek.

SOYKIRIM YALANINDA ABD'NİN ROLÜ!


Bu güne kadar yirmi ülke Ermeni soykırımı yalanını tanıdı... Ancak Batı'nın mücadelesi 1999'da Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinden kabul edilmesiyle başladı. Amerika'nın düğmesine bastığı soykırım yalanı Batı emperyalizminin Türkiye ve bölge üzerindeki politikasının silahı haline dönüştü.

1948 Birleşmiş Milletler "Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi'nde soykırıma ancak yargının karar verebileceği hususu açık ve net olarak belirtilse de, soykırım yalanı yıllardır ısıtılıp Türkiye'nin önüne kondu. Bugün gelinen noktada, Soykırım yalanı emperyalist güçlerin Türkiye'ye karşı kullandığı bir silaha dönüştü.

Soykırım yalanının Türkiye'ye karşı siyasal propaganda haline gelmesinde Amerika'nın katkısı da büyük. Birinci Irak işgalinin arifesinde Washington yönetimi Türkiye'ye karşı sözde soykırım konusunu devreye soktu.

1999 yılında, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul etti. Bu tarihten itibaren sözde soykırım tasarılarının ardı arkası kesilmedi.

Tasarı Mart 2010'da Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde bir kez daha kabul edildi. Amerika bu tasarıyla sözde soykırımın kapsamını 1923 yılına kadar uzatarak Kurtuluş Savaşı ve Atatürk'ü de hedef aldı.

Avrupa ülkeleri de boş durmadı. 1987 yılında Avrupa Parlamentosu'nda alınan, "Ermeni sorununun siyasi çözümü" başlıklı tavsiye kararında; 1915-1917 dönemindeki olaylar, soykırım olarak adlandırıldı. Avrupa Parlamentosu, 2004 yılında Türkiye'nin sözde soykırımı tanımasını talep etti.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde, "sözde soykırımı kabul etmesi ve sınır kapılarını açması gerektiği" AB'ye üyelik için önkoşul olarak Türkiye'nin karşısına kondu.

Amerika'nın başlattığı sürecin sonunda 20'ye yakın ülke sözde Ermeni soykırımını tanıdı. İsviçre Parlamentosu, "soykırım yoktur" diyenlere de ceza öngören yasa tasarısını kabul etti. İşçi Partisi Genel başkanı Doğu Perinçek, dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu İsviçre'de soykırım yalandır dedikleri için yargılandılar ve mahkum edildiler. (ulusalkanal.com.tr)

*** *** ***

Bağlantı Yılmazer!

‘Suikast bildirmeyenler, bu davayı da tezgahladılar!’


E. Binbaşı Levent Bektaş, duruşmada Akyürek ve Yılmazer’i işaret etti ‘O Emniyetçi Ergenekon operasyonlarının başı!’

Dink cinayetinin sorumluları ile Kafes planını uyduranların aynı kişiler olduğunu ifade eden Bektaş, şunları söyledi: Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca tespit edilenler, suikast bilgisini sakladığı ortaya çıkanlar, bu davanın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ndeki planlayıcılarıdır.

Poyrazköy davasının, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince Beşiktaş Adliyesi’nde dün görülen 17. duruşmasında Hrant Dink cinayeti gündeme geldi. Poyrazköy’le birleştirilen Kafes iddianamesini dayanak gösteren yandaş medyanın 1 haftadır kendilerini hedef gösterdiğini ifade eden askerler, bu yazılara ve Mahkeme’ye tepki gösterdiler. Poyrazköy davasının müdahili olan Dink ailesi avukatları ise duruşmaya katılmadı.

Basında çıkan haberlere tepki için konuşan emekli Binbaşı Levent Bektaş, “Bu alçak planı yapanlarla, üzerine sahte imzaları yapıştıranlarla ve DVD’ye sonradan yükleyenlerle menfur cinayeti işleyenler aynı örgüte mensuplardır” dedi. “Hrant Dink’i kendimizden biri olarak gördüğümüz için ‘Müteveffa’ değil ‘Merhum’ sözcüğünü tercih ettiklerini ifade etti.

*** *** ***

Bölünme Anayasası’nda Kritik Adım!

Kanunu’nun 117. maddesindeki, siyasi partilerle ilgili yasak fiilleri işleyenler hakkında hapis cezası verilmesini öngören düzenlemeyi iptal etti. CHP TBMM Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan Anayasa Mahkemesi’nin kararını “yeni anayasanın formu hazırlanıyor” şeklinde değerlendirdi. İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Cengiz, Anayasa Mahkemesi’nin kararının zamanlamasının anlamlı olduğunu söyledi.

Özalp 1. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen bir davada, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 117. maddesinde yer alan ‘’Bu Kanunun dördüncü kısmında yazılı yasak fiilleri işleyenler hakkında hapis cezası verilmesini’’ öngören hükmünün, Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak, iptaline karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.

*** *** ***

Ağabeyi Ceyhan Mumcu anlatıyor : ‘Uğur Yaşasaydı Ne Yapardı?’

Uğur Mumcu’nun katledilişinin 19. yıldönümünde ağabeyi Avukat Ceyhan Mumcu duygularını AYDINLIK’la paylaştı ve kardeşi yaşasaydı neler olabileceğini aktardı.

“24 Ocak 1993 günkü alçak saldırıdan bu yana 19 yıl geçti. O gün dünyaya gelenler şimdi 19 yaşına bastılar ve reşit oldular. 1994 yılında, demokratik kitle örgütlerinin Mülkiyeliler Birliğinde aldığı bir kararla, 24 Ocak-31 Ocak günleri “Demokrasi ve Laiklik Haftası” olarak çeşitli etkinliklerle sürdürülüyor.

Bu etkinlikler kapsamında Ankara dışından çağrılara yanıt veriyor ve katılıyorum. Bana hemen her yıl ortak bir soru yöneltiliyor. “Uğur MUMCU yaşasaydı, bugün ne yapardı ?” Benim bu soruya çeşitli zamanlarda verdiğim yanıtlar şunlar; Uğur MUMCU yaşasaydı:

Yazdığı kitap sayısı elliyi aşardı. Yazıları ve kitaplarıyla, Kemal DERVİŞ’in, Cumhuriyet Halk Partisine Genel Başkan Yardımcısı olmasına şiddetle karşı çıkardı. Derviş’in üretici ve emekçi sınıflar aleyhine ve ulusal üretim faktörlerini devre dışı bırakıp, ülkenin küresel sermayenin emperyalist amaçlı saldırı alanı haline getirilmesine var gücüyle karşı çıkardı. Kemal DERVİŞ’e “liberal sol” unvanını veren akademik şarlatanlığı yüzlerine vururdu.

*** *** ***

Haliç’i tutan Yüzbaşı anlattı!

12 Eylül darbesinde Haliç Köprüsü’nde görevli Emekli Piyade Kıdemli Albay Cumhur Utku sabahın ilk ışıklarıyla yaşadıklarını ve hiç bilinmeyen ayrıntıları Aydınlık için kaleme aldı.

12 Eylül sabahı, Unkapanı köprüsü Beyoğlu yönü! (12.09.1980)

Unkapanı Köprüsü’nün Beyoğlu tarafındayım. Saat 03.00... Yanımda bir manga asker var. Bu akşamki tim her zamanki polis-asker karma bir güvenlik kuvveti gibi değil. Bölüğün büyük bir kısmı gündüz yapılacak arama görevleri için istirahatta. Benimle birlikte bir asteğmenim ve bir astsubayım var.

Emrin verilişi!

Silahlı Kuvvetler’in yönetime el koyacağı akşam saat 22.00’de toplantıda öğrenmiştim. Toplantıya katılan komutan subayların her biri Bayrak Harekat Emri ve ekleri adı altında okunanlardan kendi görevi ile ilgili notlar aldı. Bu harekatta tümenin görevi özetle şöyleydi:

“Hasdal’da konuşlu ve İstanbul Sıkıyönetim Bölge Komutanlığı’nda görevlendirilmiş 6. Tümen birlikleri, 04.00 12 Eylül 1980’den itibaren, mevcut görev yerleri olan Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli ve Sarıyer ilçelerindeki devlet ve kamu birimlerinde, önce güvenliği sağlayacak, bilahare emir ve komutayı devralarak, sorumluluk sahasına egemen olacak, daha sonra yönetmeye ve düzeni sağlamaya başlayacaktır...”

Bir üst komutanlıktan (ki o komutanlık kolordu değil, sıkıyönetim komutanlığı olan ordu komutanlığıydı galiba) Tümene verilen vazifeyi ve buna uygun hazırlanan tümen emrini Tümen K. Tümgen. Mustafa Katırcıoğlu’nun huzurunda Kur. Yzb. ..... Herkese ikinci bir emre kadar servislerin kalkmayacağı emri verilmişti. Servislerin geç kalkması sık sık uygulanan bir olaydı. Harici üniformalarıyla yabancı bir takım üsteğmen ve yüzbaşı rütbesinde subaylarda vardı. Toplantıda en heyecanlı ve en dikkatli onlardı.



*** *** ***

‘Bize iftira atanlarla dinleyenler aynı merkez!’

Mahkemede yargılama yasa dışı dinlemelerle karalama!

Emekli Kora. Feyyaz Öğütçü’nün eşi Nevnihal Öğütçü ile Tüma. Atilla Kezek ve eşi Çiğdem Kezek’e ait olduğu iddia edilen ses kaydı “Dailymotion.com” adlı internet sitesinde yayınlandı. Nevnihal Öğütçü’yle Tümamiral Atilla Kezek’in telefon konuşmasında, Aydınlık’ın 9 Ekim 2011 tarihli “İşte tutuklu Amirallerin mektubu, Deniz Kuvvetleri Komutanı’na” başlıklı manşetiyle ilgili ifadeler de yer aldı. Sitede yayınlanan videoda ses kaydının dökümüne yer verildi. Ses kaydının dökümünde, Nevnihal Öğütçü: Şimdi Aydınlık gazetesine onu yazan o” şeklindeki ifadesi “(Cem Gürdeniz)” şeklinde belirtildi.

*** *** ***

Suriye’den Arap planına ret!

Suriye, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın yetkilerini yardımcısına devretmesi ve çekilmesi yolundaki Arap Birliği kararını reddetti.

Suriye, Arap Birliği planını, Suriye’yi hedef alan tertibin bir parçası olarak değerlendirdi. Resmi haber ajansı SANA’nın belirttiğine göre, Suriye yönetimi, “egemenliğinin ihlali” ve “içişlerine kaba bir müdahale” olarak değerlendirdiği planı reddetti.

*** *** ***

Hizbullah’ı çökerten arşivi kurmuştu!

Gaffar Okkan cinayetine ışık tutacak ifadeler, ölümünden 15 gün önce gazeteci Ruşen Çakır’a ifade ettiği şu satırlarda yatıyor: “Ben Hizbullah’tan örgüt diye bahsettiğimde hemen atılıyordu: ‘Örgüt deme, bu siyasi bir hareket değil. Bunların hepsi casus!’

Gaffar Okkan polis copunun soğuk yüzü değil; Cumhuriyet’in sıcak yüzüydü... Güneydoğu’da görev yaptığı sırada halka kendini sevdirdi. Önce o halkı sevdi. Halka insanca yaklaştı. Kapısı herkese açıktı. Kardeşlik çözümünden yana, yurtsever bir polisti. Onun ölümünün üzerinden on bir yıl geçti; mücadele ettiği örgüt ise elini kolu sallayarak geziyor. Kemiklerini sızlatırcasına...

Atatürkçü halk çocuğuydu.

17 Ocak 2000 günü İstanbul’da yapılan Hizbullah operasyonu sonrası Ruşen Çakır’a söylediği şu sözler onun ölümünün ipuçları gibidir: “Örgüt deme, bu siyasi bir hareket değil. Bunların hepsi casus!” Yakınları ekliyor: “Atatürkçüydü. Çok kitap okur, iyi eğitim görmüş, yurtsever bir devlet memuruydu!” Tıpkı Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis gibi... Zaten bir 24 Ocak günü katledilmişti.

*** *** ***

Uğur Acar ilk isteğini yazdı : Ne zaman çıkacağım?

Dünya tıp tarihine adımızı yazdıran ameliyatta bir adım daha tamamlandı. Uğur Acar uyandı ve sağ elini yumruk yapıp başparmağını havaya kaldırarak “her şey yolunda” mesajı verdi. Çift kol nakli yapılan Atilla Kavdır’ın da durumu iyi ancak risk nedeniyle yoğun bakımdaki takibi sürüyor.

Türk doktorlarının adını dünyaya duyuran hasta Uğur Acar (19) dün gözlerini açtı. Türkiye’de ilk yüz nakli yapılan Acar’ın ilk hareketi elini yumruk yapıp baş parmağını havaya kaldırmak oldu. Yoğun bakımdaki Acar böylece yakınlarına “her şey yolunda” mesajı verdi. Acar, bir kağıda yazdığı notla yoğun bakımdan ne zaman çıkacağını da sordu.

‘Ne zaman çıkacağım?’

Uğur Acar, saat 13.00’te tamamen uyandı. Doktorlar, Acar’a ameliyatıyla ilgili bilgi verdi ve “Güzel bir yüzün oldu. Bir sıkıntın var mı?” diye sordu. Acar soruyu ellerini yumruk yapıp sağ baş parmağını havaya kaldırarak yanıtladı. Acar’ın tetkiklerinin tamamlanmasından sonra yoğun bakımdan çıkartılması bekleniyor.

*** *** ***

İskenderun Limanı özel sektöre devredildi!


İskenderun Limanı’nın 372 milyon dolara 36 yıl boyunca işletme hakkını kazanan Limak Yatırım şirketi, Liman’ı törenle devraldı.

İskenderun Limanı’nın 36 yıl süreli işletme hakkının devri için yapılan ihaleyi 372 milyon dolar tutarındaki teklifi ile kazanan Limak Yatırım, İskenderun Limanı’nı Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım’ın katıldığı bir törenle devraldı.

*** *** ***

‘Hükümet alicengiz oyunu sergiliyor!’

Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Yasa Tasarısı Meclis’e sunuldu.

Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk yapılan düzenlemenin Memur-Sen’in hükümet tarafından desteklendiğini ortaya koyduğunu dile getirdi.

Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair yasa tasarısı, TBMM’ye sunuldu. TBMM internet sitesinden yayınlanan tasarı; toplu sözleşme yapılma usulü, tarafları, kapsamı, toplu sözleşmeden yararlanacakları, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılmasını, ‘Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun teşkili ve çalışma usul ve esaslarını belirliyor.

Tasarı Bakanlar Kurulu’nda gündeme alınmadan önce Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanı Faruk Çelik kamu çalışanları temsilcileriyle görüşmeler yapmış, tasarıya ilişkin görüşlerini almıştı. Ancak sendikalar tasarı için Bakan Çelik ile mutabakata vardıkları maddelerde hiçbir değişiklik yapılmamasına tepki gösteriyor.

*** *** ***

Türk mühendislerden süper akıllı teknoloji!

Sabit bir tahtaya ihtiyaç duyulmadan LCD ekranları ve boş duvarları, akıllı tahtaya dönüştürebilen yerli teknoloji geliştirdiler.

Sabit bir tahtaya ihtiyaç duyulmadan LCD ekranları ve boş duvarları, akıllı tahtaya dönüştürebilen yerli teknoloji geliştirdiler. WallMarker adı verilen sistemde, tüm düz yüzeyler akıllı tahta olarak kullanılabilirken, ek donanımla sesli video ve ekrandaki notlar da kayıt edilebiliyor.

SAMM Teknoloji iştiraki Data Mer Optik Elektronik Sanayi Şirketi yetkilisi Haldun Karetepe, TÜBİTAK desteğiyle 5 yıldır tamamen Türk mühendislerle bilgisayar görüntüsünü etkileşimli şekilde yüzeylere yansıtabilen teknolojiler üzerine Ar-Ge yürüttüklerini anlattı. Son geliştirdikleri ürün olan ‘’wall-marker’’ın geldiği seviyenin dünyadaki tüm rakiplerinden daha üstün özellikleri olduğunu söyleyen Karatepe, bu modülün kısa süreli bir kalibrasyon sonrasında özel kalemi ile duvarları, LCD ekranları ve istenen hemen hemen tüm yüzeyleri akıllı tahtaya dönüştürebildiğini belirtti.

*** *** ***

Deniz Feneri e.V’nin malları Türkiye’deki depolarda!

Deniz Feneri e.V’nin Türkiye’den aldığı malların, Türk Deniz Feneri’nin depolarında tutulduğu ortaya çıktı!

Almanya bağlantılı Deniz Feneri e.V soruşturmasında, derneğin Türkiye’deki alımlarının incelendiği bilirkişi raporu, fatura adresi Almanya olarak görünen malların, Türk Deniz Feneri derneğinin depolarına teslim edildiğini gösteriyor. Alman Deniz Feneri Derneği’nin Türkiye’de deposu bulunmuyor.

Almanya’daki Deniz Feneri e.V Derneği davasının Türkiye bağlantılarının araştırıldığı soruşturmanın dosyasında yer alan bilirkişi raporunda, Alman Deniz Feneri derneğinin Türkiye’den alarak “fatura adresini Almanya olarak gösterdiği” malların teslim yeri, Türk Deniz Feneri’nin depolarının bulunduğu, İstanbul’un Zeytinburnu ve Ümraniye ilçesiyle, Dudullu semti olarak görünüyor.

aydinlik_24ocak2012

Aydınlık - 24 Ocak 2012
http://aydinlikgazete.com/

Son Yazılar

Mostly cloudy

14°C

Istanbul