Attila-ilhanİzmir’li Attila İLHAN’ı Anlamak!

Attila İlhan, 2004 yılında Ege Üniversitesi’nden Fahri Doktora unvanı aldığı törende, konuşmasını, “Parola vatan, işareti namus” diye bitirmişti. İçinde yaşadığımız günlerde, Türkiye’deki her yurttaşın, bu ikisini korumak gibi görevi olduğunu bize hatırlatmıştı.


Attila İlhan’ın kimliğini ve ideolojisini irdelerken, söylenecek iki sözcük öne çıkıyor. O, bir Sosyalistti ve bir Kemalistti.

Bir Sosyalistti, ancak Türk Sosyalisti idi. O, “Bir sosyalistin, marksizm yöntemini kendi ulusal koşullarına uygulayarak çıkaracağı yorumlar önemlidir. Sağdan soldan alacağı bilgilerle bu iş olmaz. Halkının kabul edeceği formülü bulması lazım. Her ulus, kendi sosyalizmini üretmek zorunda… Üreticilerin özgür ve eşit ortaklığı esasına bağlı bir sosyalizm zorunludur. Bu sosyalizm insancıl ve özgürlükçü olacaktır”.

Attila İlhan’ın, sosyalistliği kadar, son yıllarda özellikle kitleler önünde daha etkin bir şekilde ortaya çıkan kimliği ise Kemalizm’in bir bileşkesi olan Anti Emperyalist Kimliği idi.

Attila İlhan; “Şu anda en önemlisi Kemalist Devrimin ana ilkelerine sahip çıkan herkesle işbirliği yapıp, tam bağımsızlığı kazanmak zorunluluğu vardır” diyor ve ekliyordu: “Şimdi çok net olan hakim çelişkinin ne olduğudur. Hakim çelişki, mazlumlarla zalimler arasında yani, emperyalizmin ezdiği halklar ile emperyalistler arasındadır. Batılı proletarya, Batılı burjuvazi ile işbirliği yaparak, doğu halklarını soyuyor. Soygundan, Batılı işçi de kazanıyor. Hakim çelişki bu olunca, nerede olacağız, çok belli. Kemalisti de, Sosyalisti de, Liberali de, Türkçüsü de, burada olmak zorunda” diyordu.

Attila İlhan’ın, emperyalizme karşı tavrında öne aldığı bir yaklaşım da, bölücülük ve etnikçiliğe hiçbir zaman onay vermemesiydi.

Attila İlhan’ın Kemalizmi yorumlaması ve algılaması da oldukça farklıydı. Burada, Atatürkçülüğü, Tanzimat ilericiliğinin bir devamı niteliğinde gören Batıcılara karşı çıktı ve Atatürk’ün Batıcı değil, çağdaşlıktan yana olduğunu belirtti. Batılaşma yaklaşımını, Avrupa merkezli bir ırkçılık olarak gördü.

Attila İlhan, bir doğulu aydın olduğunu söyledi. Bununla birlikte, doğulu olmayı geleneksel ümmet kültürüne sahip çıkmak olarak algılamadı, Selçuklu ve Osmanlı kültürünün üstüne inşa edilen laik ve demokratik ulusal bileşimi öngördü.

Bu anlamda İslamcı tarikatlara karşı çıktığı gibi, emperyalizmin ve Hıristiyanlığın köprü başları olarak kabul ettiği yabancı okullarına ve misyonerlik çalışmalarına karşı çıktı. Buna koşut olarak, Atatürkçülüğü laiklik ile sınırlamaya çalışan, işbirlikçi, laik ve bürokratik görüşlere karşı, halkçı, devletçi ve devrimci özü ortaya çıkaran Atatürkçülüğü savundu.

Attila İlhan, burada aydın kimliğini de sorguladı. O’na göre, “.. Çağdaş aydının birinci görevi, sağdaki soldaki müminlere karşı sağlıklı kuşkunun, yani aklın soru işaretlerini sorgulamak! Bunu yapmadımı, ister solun en ileri ucunda olduğunu söylesin, az gelişmişlikte patinaj yapıyor demektir. Çünkü ilericilik, bir inanç işi değil, bilinç işidir. Yani yöntemdir.” Attila İlhan, geçmişte Türkiye’deki sol ve sağdaki kimi aydın geçinenlerin iki puttan birine iman ettiğini ve Sovyetler Birliği’ne iman eden kimilerinin ise bugün saf değiştirerek Batıya yöneldiğini “Dönek Bereketi” nde anlattı.

Attila İlhan, batıcı aydın tipinin kökenini, Tanzimat ilericiliği ile eşdeğer tuttuğu İnönü döneminde uygulanan “eğitim politikalarına” bağladı, İnönü’nün Atatürk’ün yaratma çabası içinde olduğu ulusal kültür arayışından uzaklaştığını belirtti.

Attila İlhan, komprador tipi aydın yetiştirmeyi önlemek için, ulusallığını kaybetmiş eğitim ve öğretimin yeniden ulusallaşması gerektiğini öngördü ve “.. İlk önce ecnebi okullarının ortadan kaldırılması lazım. Yabancı dilde eğitim yapan devlet okullarının da kapatılması lazım. Yabancı dil öğretsinler ama başka yollarla öğretsinler” dedi.

Attila İlhan, komprador kültürün komprador ekonomiden kaynaklandığını dile getiren bir diyalektik ustasıdır.

Attila İlhan, kapitalist emperyalizmden kaynaklanan olumsuzlukları sürekli tekrarladı, yazdı ve söyledi. Bu bağlamda kaleme aldığı “Hangi Küreselleşme” kitabında şöyle der; “Küreselleşme, uluslararası büyük şirketlerin dünyayı bir güzel sömürmesi için düşünülmüş yeni bir sistemdir”.

Küreselleşme politikaları bağlamında Batı’nın Türkiye’ye biçtiği siyasi rejimin ılımlı İslam olduğunu da ilk dile getiren yazar yine Attila İlhan oldu.

Bu ideoloji ile, Batının feodal-ümmet kültürünü yeniden hortlatarak, Türkiye ekonomisini daha kolay denetim altına alabilmeyi hedeflediğini belirtti. “İşte, alafranga-arabesk liberallerimizin bir türlü hikmetini anlayamadıkları ılımlı islama yeşil ışık düşüncesi buradan kaynaklanıyor” diye yazdı.

Attila İlhan, özetle bir sosyalistti ve bir Kemalistti. Bu bağlamda emperyalizmin yeni yüzü küreselleştirmeye karşı çıktı. Yazı ve söyleşilerinde umudunu hiç kaybetmedi. Emperyalizme ve onların işbirlikçilerine karşı direnmenin mümkün olabileceğini belirtti. Bunu gerçekleştirmek için, kendini yurttaş sayan ve bu memlekette bağımsız yaşamak isteyen herkesin aynı safta olması gerektiğini dile getirdi.

An geldi, “Parola vatan işareti namus” diyen Attila İlhan da öldü. Anısına sahip çıkmak; Türkiye’’ye ve Cumhuriyet’e sahip çıkmaktır. Bu nedenle, Attila İlhan hep yaşayacak.

Mustafa KAYMAKÇI - 11 Ekim 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Partly cloudy

20°C

Istanbul