Attila-ilhanAn geldi… Ve gideli 6 yıl oldu!.. Bendini Aşacak ‘Dip Dalgası’nın Kaptanı Attila İlhan

“Biliyorsunuz bu dip dalgası gelişiyor, fakat Türkiye açısından, yönetim açısından durumu hiç iyi görmüyorum.

Çünkü Türkiye’deki yönetimler, siyasi partiler, bütünüyle Batı’nın kontrolü altındadır ve bu kontrolün dışına çıkamıyorlar. Başından beri ben Avrupa Ortak Pazarı’na veya Avrupa Birliği (AB)’ne karşı oldum ve NATO’ya karşı oldum… Türkiye’de Müdafaa-i Hukuk tarzında bir cepheleşme, gerek AB’nin gerek ABD’nin en çok dehşete düştüğü şey…


Hele o birlik aynı ideolojik muhtevayla geliyorsa, yani ‘hakimiyet milletindir, tam bağımsızlık ve özgürlük…’ için geliyorsa hiç hoşlanmıyorlar…

Çünkü onların istediği şey, Türkiye’nin tam manasıyla kendisini teslim etmesidir. O yüzden gençliğin, sendikaların harekete geçmesiyle birlikte genellikle aksi amaçlar için teşvik edilen sivil toplum kuruluşlarının da bu tarafa geçmesinden endişeleniyorlar…

Bunu nasıl dağıtalım diye çareler arıyorlar… Hatta şöyle söyleyebilirim; holding basınındaki yazar çizer takımında bir kaygı başladı, bu açıkça görünüyor… Yazılarından anlaşılıyor… ‘İki üç kişi millî çizgide yazarsa hiçbir şey olmaz, malı götürürüz’ diye düşünenler kaybediyor… Hayır götüremiyorlar… Herkes gerçeği görmeye başladı…”


Attila İlhan

“…görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadır patlar
an gelir
Attila İlhan ölür…”


Evet an geldi…

Ve bundan tam altı yıl önce 2005 yılının 11 Ekim günü ülkemizin en büyük aydınlarından Attila İlhan aramızdan bedence ayrıldı. Bedence diyoruz, çünkü geçen bu sürede o hep yanımızdaydı.

Sağ-sol demeden İkinci Kurtuluş Savaşımız için Kuvay-ı Milliye ruhuyla bir araya gelen, yüreğini meydanlara döküp milyonlar ile buluşan vatanseverlerle oldu hep. Anti-emperyalist, bağımsızlıkçı gençliğin mücadelesine ışık oldu.

Bahsettiği ‘dip dalgası’yla birlikteydi bizlerle. Alalede olmayan, bendini aşıp yükselecek, kalıcı ve görkemli etkilerini kıyıya vurduklarında göreceğimiz o dip dalgasında, her zaman bizlerle olmaya devam edecek…

ŞAİR, ROMANCI, DENEMECİ, GAZETECİ, ELEŞTİRMEN…


60 yıllık yazı hayatında, edebiyatın her türünde eser verdi. 1948’de Duvar adlı şiir kitabıyla edebiyat serüvenine ilk adımını atan, ardından Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Belâ Çiçeği, Yasak Sevişmek, Tutuklunun Günlüğü, Böyle Bir Sevmek, Elde Var Hüzün, Korkunun Krallığı, Ayrılık Sevdaya Dahil gibi bir çok kitaba imza atan, hatta pek çoğumuzun ezberinde mutlaka bir şiirinin bulunduğu bir ustadır Attila İlhan…

“…
sisler bulvarı’ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray’da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum…”


Romancıdır da Attila İlhan. Sokaktaki Adam adlı 1953’te yayımlanan romanı ile şairliğinin yanına romancılığını da eklemiş ve bunu Zenciler Birbirine Benzemez, Kurtlar Sofrası, Fena Halde Leman, Haco Hanım Vay ile beş ciltlik Aynanın İçindekiler ile devam ettirmiştir.

Ve öykücüdür de. Yengecin Kıskacı adlı dört uzun öyküden oluşan bir öykü kitabı ve 1957’de yayımladığı Abbas Yolcu adlı bir de gezi notları kitabına sahiptir. Bütün bunların yanı sıra işbirlikçi hainlerin uykularını kaçıran yazıların sahibi, bir düşünce adamıdır Attila İlhan. Suç sayılan ve onun tabiriyle yükselmekte olan dalganın, ulusalcı dalganın kaptanıdır. Anti-emperyalist kimliği, vatan sevgisiyle dolu aklı ve yüreğiyle, bağımsızlıkçı kişiliğiyle örnek bir aydın olarak gülümser Attilâ İlhan. Aslında bu toprakların ‘vatan’ ve ‘namus’ bilincini somutlaştırıyor dediği ‘Dip Dalgası’nın kaptanıdır. Sağ-sol demeden bir araya gelen ve ‘Söz konusu vatansa gerisi teferuattır’ sözünde vücut bulan ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü mücadelesi ışığında yaratılan dalganın…

KISACA ATTİLA İLHAN…

1925 yılında doğdu. Bugün bizi yöneten bazı kişilerin ‘gavur’ diye nitelendirdiği, ancak emperyalist işgale karşı ilk kurşunun atıldığı topraklarda, İzmir’de, yaşama ‘merhaba’ dedi. Atatürk Lisesi’nin henüz birinci sınıfında, mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanarak 1941 Şubat’ında tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Bütün bunları yaşadığında henüz 16 yaşındaydı.

Kendisine verilen ‘Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacağına’ dair bir belge yüzünden üç yıl ara vermek zorunda kaldığı eğitim hayatına, Danıştay kararıyla 1944 yılında tekrar döndü.

Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı’nda ‘Cebbaroğlu Mehemmed’ şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında “Yığın” ve “Gün” gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlandı. 1949 yılında üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmet’i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris’e gitti.

Bu harekette aktif rol oynadı. 1950’ler ise hayatını İstanbul-İzmir ve Paris arasındaki üçgende sürdürdüğü yıllardı. Yarıda bıraktığı öğrenimine tekrar döndü. Ama ille de gazetecilikti. 1953’te Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı. 1954’te çıkan Sisler Bulvarı ve onu takip eden Yağmur Kaçağı adlı şiir kitapları toplumsal gerçekçi duruşunu daha da olgunlaştıran yapıtları oldu. ‘Ali Kaptanoğlu’ takma adıyla onlarca senaryo yazdı.

ELVEDA AVRUPA!

İlk kez 1949’da gittiği Paris yolunu 1960’ta yeniden arşınladı.

Fransızca ile Marksizm ve Batı üzerine birikimini arttırdı. Babasını kaybettiğini öğrendiği ana kadar Paris’te kalan Attila İlhan, içindeki maymun ve kaplanın mücadelesine benzeyen Doğu ve Batı arasındaki hesaplaşmayı yurduna döndüğünde noktalamış oldu.

Emperyalizmi yakından tanıyan şair, Batı’nın ezilen ülkeler üzerindeki baskısı ve hakimiyeti üzerine yöneliminin hala değişmediğini gördü.

Bu fikirlerini çeşitli kereler köşe yazılarında belirtti. Bunların birinde Batı’nın kurmak istediği hegomanya karşısında en büyük engel olarak Müslümanlığı bunun en başında da Türkleri gördüğünün altını çizdi. (Cumhuriyet, 3 Haziran 2005)

TEK BAŞINA BİR OKUL

Büyük bir tutkusu olan gazeteciliğe 1981’de yerleştiği İstanbul’da devam etti. Sırasıyla Milliyet, Güneş ve Meydan’da çalıştı. 1997’de ‘Zaman İçinde Yolculuk’ programıyla TRT 2 ekranlarından da bizlerle oldu. Ta ki AKP hükümetinin baskısıyla 2004 yılında yayından kaldırılana dek. Ardından Ulusal Kanal ve Kanal Türk’te programlarına devam etti ve bir yandan Cumhuriyet’teki yazılarını sürdürdü. Diğer bir yandan da “Sekiz Sütuna Manşet” , “Yarın Artık Bugündür” ve “Kartallar Yüksek Uçar”  gibi TRT dizilerinin senaristliğini de yaptı. Tek başına bir okuldu Attila İlhan.

Bir çok alanda bir kartopu yaratan ve bunu çığa dönüştüren bir ustaydı…

BİZE KALAN MİRAS…

Aydın ihanetine hemen her gün tanık olan ülkemizde, kaptanın şahsında vücut bulan gerçek bir aydının sorumluğu neydi? Yazılarıyla, dizeleriyle, konuşmalarıyla Türk olduğunu yüksünerek değil, göğsünü gere gere belirten ve bu toplumun içinden yetişmiş biri olarak Attila İlhan bu sorumluluğu en iyi omuzlayanlardandı.

Attila İlhan, yani Batı’nın karşısında başı eğik değil, dimdik duran ve güneşin doğudan yükseleceğini bilen aydın. Asyalı bir millet olduğumuzu unutmayan ve rotamızın Avrasya’ya dönük olduğunu hemen her fırsatta yineleyen bir aydın.

NE YAPMALI?

Ülkemizin içinde bulunduğu durumu temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koymak yerine, Kaptan’ın işaret ettiği yönü bilincimize çıkarmak gibi bir görevle karşı karşıyayız.

Yazımızın girişinde bahsettiğimiz gibi görevimiz, yüreği vatan sevgisiyle dolu yüreklerden yükselen ve ‘Söz konusu vatansa gerisi teferuattır’ sözünde vücut bulan ülkenin bağımsızlığı ve bütünlüğü mücadelesini daha da yükseltmektir. Bu mücadele yolunda yürürken Attila İlhan’ın da sosyalist bir bakış açısıyla kavradığı ve derin bir tarihsel bilgiyle aktardığı Cumhuriyet Devrimini daha iyi kavramalıyız.

Emperyalizmin sözde aydınlarının ‘milli değerleri inkar ve kimliksizleştirme batağı’na gençleri çekme girişimlerini pratiğimizle boşa çıkartmalıyız.

Ergenekon adı verilen operasyonlarla bitirilmek istenen ‘Dip Dalgası’na bugün daha büyük ivmeler kazandırmak ve onun bendini aşıp bağımsız Türkiye’yi yaratma kavgasına omuz verme günüdür. Mustafa Kemal başta olmak üzere bütün devrimcilerin, vatanseverin bizden beklediği budur.

Elbette ki buna inanan Kaptan’ın da…

*** *** ***

“Biliyorsunuz bu dip dalgası gelişiyor, fakat Türkiye açısından, yönetim açısından durumu hiç iyi görmüyorum.

Çünkü Türkiye’deki yönetimler, siyasi partiler, bütünüyle Batı’nın kontrolü altındadır ve bu kontrolün dışına çıkamıyorlar. Başından beri ben Avrupa Ortak Pazarı’na veya Avrupa Birliği (AB)’ne karşı oldum ve NATO’ya karşı oldum… Türkiye’de Müdafaa-i Hukuk tarzında bir cepheleşme, gerek AB’nin gerek ABD’nin en çok dehşete düştüğü şey…

Hele o birlik aynı ideolojik muhtevayla geliyorsa, yani ‘hakimiyet milletindir, tam bağımsızlık ve özgürlük…’ için geliyorsa hiç hoşlanmıyorlar…

Çünkü onların istediği şey, Türkiye’nin tam manasıyla kendisini teslim etmesidir. O yüzden gençliğin, sendikaların harekete geçmesiyle birlikte genellikle aksi amaçlar için teşvik edilen sivil toplum kuruluşlarının da bu tarafa geçmesinden endişeleniyorlar…

Bunu nasıl dağıtalım diye çareler arıyorlar… Hatta şöyle söyleyebilirim; holding basınındaki yazar çizer takımında bir kaygı başladı, bu açıkça görünüyor… Yazılarından anlaşılıyor… ‘İki üç kişi millî çizgide yazarsa hiçbir şey olmaz, malı götürürüz’ diye düşünenler kaybediyor… Hayır götüremiyorlar… Herkes gerçeği görmeye başladı…”


Attila İlhan

Şenol ÇARIK - 11 Ekim 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Mostly cloudy

14°C

Istanbul