10 Yıl Sonra 11 Eylül

Son yılların en önemli olaylarından birisi olan New York’taki İkiz Kuleler’e ve Pentagon’a yönelik saldırılar, bundan tam 10 yıl önce 11 Eylül 2001’de gerçekleşti. Olaydan kısa bir süre sonra Mülkiyeliler Birliği tarafından düzenlenmiş olan bir konferansımda bu olayla, Alman parlamentosunun yakılması olayı (Reichstag yangını) arasında paralellik kurmuştum.


Reichstag yangını, Şubat 1933’te Hitler’in başbakan oluşundan kısa bir süre sonra yapılmasına karar verilen parlamento seçimlerinin arifesinde patlak vermiş ve Almanya’da demokrasiye son verilmesinde önemli dönüm noktalarından birisini oluşturmuştur. Bu olayı bahane eden Hitler, ertesi gün, cumhurbaşkanı Hindenburg’a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nazi Partisi ve nazizm yandaşları dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durdurulduğu gibi komünist partisinin parlamentodaki 181 milletvekili ve parti ileri gelenleri tutuklanmıştır. Aradan geçen zaman zarfında elde edilen bulgular, olayı Hitler’in bizzat kendisinin düzenlediği yönündeki tahminleri haklı çıkarmıştır.

11 Eylül saldırıları da küresel kapitalizmin küresel faşizme dönüştürülmesi sürecinde önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur. Çöken “komünizm öcüsünün” yerine “İslami terör öcüsünün” imalinde bu olayların yarattığı korkudan geniş ölçüde yararlanılmıştır. 11 Eylül’ün ardından, Afganistan, Irak, Libya’ya yönelik ve sonu gelmeyen saldırı ve işgaller birbiri ardından sökün etmiştir. Ülkemizde ise 11 Eylül’den bir yıl sonra AKP iktidarı dönemi başlamıştır.

Aradan on yıl geçtikten sonra 11 Eylül’ün kimin eseri olduğu konusundaki sorular yeni boyutlar kazanmıştır. Bu konuda yapılan resmi açıklamalarla ilgili ciddi tutarsızlıklar haklı olarak bir takım kuşkuları tahrik etmektedir.

Olayların onuncu yıldönümünde yayınlanan Jesse Richard imzalı bir yazıda bu konuya ilişkin olarak resmi açıklamalarda yer alan ve “11 Eylül’ün Resmi Açıklamasına İnanıyorsunuz, Çünkü 11 Eylül’ün Resmi Açıklamasını Bilmiyorsunuz” başlığını taşıyan bir yazıda resmi açıklamalarda yer alan bir dizi tutarsızlık sergilenmiş bulunuyor. Bu çok uzun açıklamalardan ancak bazılarına burada yer verebileceğiz:

Haber ajansları nasıl olmuş da Dünya Ticaret Merkezi’nin çöküşünü, çöküşünden neredeyse yarım saat kadar önce duyurmuşlardır? Üstelik FBI, CIA’dan farklı olarak uçak kaçakçılarının bulunup bulunmadığından emin olmadığını açıklamıştır.

ABD hükümetinin açıklamalarına göre, 11 Eylül 2001 Salı günü ABD’de dört yolcu uçağının ikisi New York’taki Dünya Ticaret Merkezi gökdelenlerine, bir diğeri Washington D.C.’de Pentagon’a çarpmıştır. Sonuncu uçak ise yolcular ve uçağı kaçıranlar arasındaki mücadeleden sonra 150 mil uzakta, Pensilvanya kırsalında düşmüştür. Oysa, Jesse Richard’ın aktardığına göre, dördüncü uçağın düştüğü söylenen Pensilvanya kırsalındaki Shanksville’de herhangi bir uçak enkazı izine rastlanmış değildir. (http://tvnewslies.org/tvnl/, 10 Eylül 2011)

Bu olay gibi Pentagon’a saldıran uçağın da binanın insan bulunmayan bir bölümüne isabet etmiş olması ilginçtir. Ayrıca yayınlanan fotoğraflarda yalnızca binada açılmış olan bir deliğin görülmesi, buna karşılık parçalanmış bir uçak gövdesinin görünmemesi, üzerinde durulan noktalardan bir diğerini oluşturmuştur.

Kuşkusuz, resmi açıklamalardaki tutarsızlıkları sergileyen kaynaklar, yukarıda başvurduğumuz makaleden ibaret değildir. Bu konuya ilişkin Amerika’nın “Terörizme Karşı Savaşı” adını taşıyan geniş hacimli bir kitap dilimize kazandırılmış bulunuyor. (İmge Kitabevi, Ankara, 2010) Sözü edilen kitapta Reuters’in (Richard Labevière’in Corridors of Terror isimli kitabında yer alan) haberine atıfta bulunulmaktadır. Habere göre, 11 Eylül olaylarının 1 no.lu faili olarak takdim edilen Usame Bin Ladin, gerçekte bir CIA imalatıdır. CIA eski ajanı Milt Bearden, 12 Eylül 2001’de, “Eğer bir Usame Bin Ladin’e sahip olmasalardı, onu icat ederlerdi” demiştir.

Usame Bin Ladin ile CIA arasındaki “görüşmeler” 11 Eylül 2001 tarihinden iki ay önce, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Dubai’deki Amerikan hastanesinde gerçekleşmiştir. O sırada Bin Ladin böbrek diyalizi tedavisi görmekteydi.( Reuters, 13 Kasım 2003). Öte yandan, CIA istasyon şefi ile Dubai’deki Amerikan hastanesindeki görüşme, Fransız gazetesi Le Figaro’da Ekim 2001’de yayınlanmış olan bir haberle duyurulmuştu.(Le Figaro, 2 Kasım 2001)

Üzerinde durulan bir diğer husus da resmi Araştırma Komisyonu raporunda geniş bir yer ayrılmış bulunan, saldırıda kullanılan uçaklardakilerle yeryüzündeki yakınları arasında yapılan telefon konuşmalarıyla ilgilidir. Teknik açıklamalara dayanılarak ortaya konulan veriler, bu tabloyu çürütmektedir. Zira, konuşmaların yapıldığı ileri sürülen tarihte 8000 fitten daha yüksek irtifada seyreden bir uçaktan cep telefonuyla yeryüzü arasında sağlıklı bir bağlantı kurulması olanağı yoktur. Böyle bir bağlantıyı mümkün kılan teknik buluş, ancak 2004 yılında gerçekleştirilmiştir. Hal böyle iken Araştırma Komisyonu raporu, geniş ölçüde uçaklar 8000 fitin üzerinde iken yapıldığı öne sürülen cep telefonu görüşmelerine dayandırılmıştır.

Görülüyor ki 11 Eylül ile ilgili soru işaretleri, büyüdükçe büyümektedir. Kuşkusuz, bu bağlamda asıl önem taşıyan soru, zavallı ihtiyar küremizin kaderinin ne yöne doğru sürüklenmekte olduğudur.

Alpaslan IŞIKLI - 11 Eylül 2011 - İlk Kurşun

Son Yazılar

Mostly clear

13°C

Istanbul