Huu Komşu Savaşıyoruz (1)

I. Körfez Savaşı’nın tıpkısının aynısı, fotokopisi Suriye’de film çoktan başladı, I. Körfez Savaşı öncesi Saddam tanklarıyla kimyasallarıyla kovalamış Kürtler üç yüz-beş yüz bin kişi sınırlarımıza girmiş..

Sonra ‘uçuşsuz bölge’, şu meşhur çekiç güç, zahmetli olmaz Adana Üssü orda, sonra Irak’ın kuzeyindeki gibi kırmızı çizgiler, ki, ilerde Suriye’nin güney kürt federasyon sınırlarını da (şüphesiz Barzani’nin denize ulaşma hayali de dahil) tayin edecek ve Kızılay’ı Kızılhaç’ı ve yardım melekleri koşup burada çok trajik insanlık durumları olduğunu dünyaya duyurmaya çoktan başladı..

Aynen, I. Körfez Savaşı’nda basın (sahipleri ve adı değişti) aynı basındı, Saddam canisini devirmek için manşetlerle savaşa giriyorduk, Özal’ın tarihe giren lafıyla bir koyup üç alıyorduk, sonra Özal, Amerikalı bir yetkiliyi, aslında kim olduğu belli değil, Genelkurmay Başkanı Torumtay Paşa’ya gönderdi. Torumtay Paşa bu adam kimdir anlamadan ‘savaşa girilmesi’ konuşuluyormuş, Torumtay Paşa savaşmam deyip istifa etti.. Sonra anılarında dedi ki savaş kararını meclis verseydi tamam hatta Özal verseydi ona da tamam, ama benim karşıma Amerika’dan bir adam geliyor talimat gibi savaşın gününü saatini konuşmaya başlıyor..

Tabii ki bunlar soğuk savaşın hemen sonrasıydı, Türk Ordusu’yla Amerika arasında ilk çatlak işte Torumtay Paşa’nın istifasıdır, sonra II. Körfez Savaşı’nda kriz daha da büyüdü, Türk Ordusu Amerika’nın yanında savaşa girmekte ikircikli çelişkili kalınca ve Amerikan Askerleri İskenderun hattını kullanamayınca, ki planlar değişti, yeniden Basra’ya indiler, kızıl kıyamet koptu..

Türk Ordusu Irak savaşının birinci ve sonra ikinci sahnesinde de gönüllü köpek rolünü oynamayınca yukardan büyük emir verildi ve tasfiyeye başlandı..


Ancak düşman muzaffer işgal ordularının uğratabileceği bir tasfiye Türk ordusu hiçbir orduya yenilmediği halde siyasi iktidarın kararlı azimli talimatlarıyla yıllardır sürüyor ve tüm tarihi içinde Türk Ordusu ilk defa büyük dehşetli varolma yokolma kavgası içinde bitiriliyor..

Artık ‘tasfiyenin de’ sonuna gelinmiş olmalı ki, ikinci aşamaya geçildi, Türk Ordusu Suriye’ye karşı seferber vaziyette..

Önce dünya kamuoyuna Suriye’den kaçanların ağzıyla kadınların rahimlerini memelerini kestiler napalm bombası attılar çocuklara tecavüz ettiler gibi yalanlarla yıkadılar, doğrusu Suriye ordusu tanklarıyla silahlarıyla kanlı ve acımasızca bastırdı, sindirdi…

Ancak rahim kesmek napalm atmak lafları Suriye’nin değil Suriye’ye karşı tezgahı kuranların işi, bugünlerde haberden yoksun bizler için kurulan bu dil hangi oyunun parçası olduğunu anlamak için çok önemli..

Önce Cumhurbaşkanımız sonra siyasi iktidar defalarca beyanatlarıyla her şekilde hazır olduklarını yani müdahale dahil tetikte olduklarını duyurdular, ki, savaş planları dahil çoktan düğmeye basılmış..

Savaşlar da çayır güreşleri gibi peşrev ve naralarla başlar, düşmanı hamleye sinirini bozmaya kafasını yığınaklarını taktiklerini ve moralini karıştırmaya çalışırsın, başımızdakiler eksik olmasın ordunun tasfiyesinin borcu olarak harfiyen yerine getirdik..

Allah’a şükür buraya kadar plan kusursuz, iyilik meleğimiz de teftişe geldi ki, tadından yenmez bir savaşın açılış şenlikleri gibiydi..

Ve Türk Ordusu’na gözlerine mil çeker gibi gözdağı ve teğmeninden generaline tasfiye tam olarak sonuçlanmış olmalı ki Amerika artık yeni CHP gibi yeni Türk Ordusu’na güvenip Suriye’ye karşı startı verdi..

Yakın vadede neler olacağını da söyleyeyim rahatlayın, Suriye’nin güneyinde bir Kürt muhalif isim dünya basınında gündeme getirilecek ve Suriye’nin güneyi artık onun bölgesiymiş gibi konuşulacak, bir isyancı kız numarası ajan oyunu çıktı, şu Antalya’daki toplantıda bir isim üzerinde henüz anlaşma yapılamadı, bir iki güne çıkar, bekleyin..

Makro hesaplarda ikinci ne olacak bir taneciğini olsun söyleyeyim, muhtemel bir yeni yönetimin İsrail işgalindeki Golan Tepeleri sorunundaki iddiası çok daha az sözümona hale gelecek ki, İsrail iki büyük kamburundan birinden kurtuluyor demektir, İsrail zil takıp oynamasın da Türkiye’ye övgüler düzmesin de ne yapsın..

Üçüncü ne olacak, onu çokca yazacağım, bir taneciğine kısaca değinelim, şayet Lübnan Hizbullah’ını karşılarına alırlarsa, ki Hizbullah Suriye’deki yönetimin değişmesine asla sessiz kalmaz, işte asıl atom bombaları o zaman patlayacak, çünkü, Nasrallah’ın İsrail’in gizli nükleer tesislerini vuracak gücü var, Nasrallah’ın Türkiye’de de aklınız almayacağı kadar büyük gücü var, Adana’daki Üssü’nden İzmir’deki Nato karargahlarına kadar, çünkü Türkiye’de 1975’lerde Beyrut iç savaşından kaçıp gelen ama asıl 80 sonrası okumaya gelen ve şimdi senin benim mahallemde dükkanı olan üniversitede hocamız olan ve halkı aynı zamanda ordusu olan bir Hizbullah gerçeği var..

Yani Suriye de Libya gibi dümdüz olur Türkiye yine avcunu yalar ama sınırları içinde PKK’dan da beter bambaşka bir gizli vurucu orduyla baş başa kalır, çok sevip otuz yıl manşetlerde güle oynaya sürdürdüğünüz Türk-Kürt savaşı yanında nurtopu gibi bir Türk-Arap çocuğunuz olur..

Bir de şunu öğrenelim, Amerika hiçbir zaman aynı zaman diliminde iki ayrı operasyon yapmaz, bu yüzden aylarca CNN alt yazısında okuduğunuz Taliban’la el altından gizlice görüşülüyor, şu demek, Afganistan yeniden ‘hafif ateşe’ alınıyor, bir zamana kadar..

İkinci olarak PKK’nın eylemsizlik kararı asıl Türkiye’de anayasayı beklediği için değil Suriye’deki bu operasyon için, Amerika dağda bayırda işe başlamışken ayağına dolaşacak sırtında silahlı adam görmekten hiç hoşlanmaz, Suriye’nin güneyindeki operasyon tamamlanana kadar PKK’da hafif ateşte bekletilecek..

İnsan ağız dolusu bir isyanla YUHH BEE diyesi geliyor, tüm İslamcı medya düne kadar dost oldukları Suriye’ye savaş açmış Şam’a Türk tanklarını çoktan harekete geçirmiş üstelik Türk Ordusu’nu alevi ve şiiler’e karşı…

Türkiye daha fazla seyredemezmiş, neyi, Suriye’nin güneyinde olup bitenleri.. Sayın bakanım, Felluce’de kaç on bin Türk öldürüldü, siz de dünya da seyretti, Bosna’yı da seyrettik. Ne demek oluyor şimdi, Türk Ordusu’nun eline Müslüman kanı mı sıçratmak istiyorsunuz, Türk Ordusu’nun bir Müslüman devlete saldırmasının maliyetinden bin yıl iki bin yıl kurtulamazsınız, hani bütün komşularımıza açıktık hani sıfır sorundu hani onlar bizim kardeşlerimizdi, ne oldu? Siz İslamcı iktidara mı kaldı Müslüman bir ülkeyle savaşmak..

Gücün yetiyorsa o çok bilmiş laflarını biraz da Felluce’de kaç onbin kişi gaz bombalarıyla öldürüldü diye sıkıyorsa sarfet…

Şuraya bakın, biz umutsuz seçim günlerinde belki son bir umuttur diye sandıkların açılmasını beklerken, bizim İslamcı iktidar, Orta-Doğu’da bir çok ülkeye alttan alta savaş açtı, kimini devirdi, kiminde savaşı başlattı, kiminde iç savaş sürüyor, kiminde kelleler uçtu kimi ülkeyi terk etti ve Fas’tan Pakistan’a bir büyük Amerika Planı’nda, üstelik dünya devleti olduk cakası satarak şimdi Suriye’ye savaş naraları atarak yolunda ilerliyor..

Savaş çığlıkları atan medyasını arkasına almış Yavuz Sultan’la yeniden Suriyeler’e Mısırlar’a koşuyor..

Amerikası Fransası da size yedirir bu toprakları, siz sağcı iktidarlar değil misiniz elli yıl Sovyetler’e karşı Batı’nın köpekliğini yaptınız, elde var sıfır, üstelik götünüze tekme vurup kovdular, şimdi yine bekçilik köpeklik pislik işlerini yine sizlere gördürecek yine götünüze tekmeyi yiyecekseniz, olan, iki komşu arasında yüzlerce yıl kapanmayacak bir büyük düşmanlık baki kalacak..

Bizim de halimize bakar mısınız Irak savaşına karşı çıktık diye binlerce yazar asker siyasi içerde, yetmedi, adımız oldu Saddamcı. Tahrir Meydanı’nda ABD’nin işbirlikçisi tiyatrolara inanmadık adımız oldu diktatör Mübarekçi. Libya’da savaşa karşı çıktık adımız oldu Kaddafici, Afganistan’ın işgaline karşı çıktık adımız oldu Talibancı, şimdi de Suriye’ye Türk ordusu giremez dokunamaz aman haa diyoruz adımız oldu Hama’da Müslümanları katleden Hafız Esadcı…

Ve kardeşlerim, işbirlikçiler’in baş tacı edildiği medyada başköşeye oturtulduğu günlerde yaşıyoruz, Barzani, AKP, Müslüman Kardeşler, Hamas, hepsi ilk günlerinden beri Amerika’yla işbirliği yapıp bugünlerde yükselen ‘siyasi değerler’..

İşbirlikçilerle özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi gerçek insani değerler hiçbir zaman konuşulmaz..

Hafız Esad’ın Hama’da bir insanlık utancı olan katliamının sebebi Müslüman Kardeşler’in ABD’yle işbirliğine karşı dinmez öfkesidir..

Batılılar bu toprakları alevi, şii, Kürt gibi mezhep ve ırki okumaya çok meraklıdır, ancak bu topraklardaki gerçek iç savaşlar ‘işbirlikçilerle’ ‘milliciler’ arasında yaşanmıştır. Ülkemizin yakın bir gelecekte korkulan büyük iç çatışmasının kaynağı da asla Türk Kürt İslamcı kavramları taşımayacak, tam tersine tarihte ve har çağda olduğu gibi işbirlikçiler ile yerliler arasında gerçekleşecek. Bugün hava güzel manşetlerde savaş çığlıkları atıyorsunuz, ancak yarın hava bozduğunda bu işbirlikçileri Orta-Doğu topraklarında hiç kimse unutmayacak..

Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizler Osmanlı’dan toprakları kopartıp şeyhlere teslim etmişti, ancak, şeyhleri kral yaparken yanlarına bir de ‘İngiliz komiserliği’ni şart koymuştu..

Sonra milli direnişçiler diyelim Baas, şeyhleri indirip yerine kendince milli rejimler kurmaya çalıştı, şimdi olan, bu sefer Amerika, millicilerden yönetimleri alıp yerine ‘işbirlikçileri’ yerleştiriyor. Ancak İngilizler gibi aynen yanlarına ‘İngiliz komiserliği’ gibi Amerikan komiseri ajanlarını, elçilerini, gazetecilerini ‘vasi’ koymak kaydıyla…

Şu kadarını söyleyeyim, binlerce subayının kodese tıkılması dahi Türk Ordusu’nu bitirmez, ancak Müslüman bir ülkeye üstelik Amerika’nın yanında Türk Ordusu el kaldırırsa işte o zaman biter.

Çünkü, o zaman Türk Ordusu’nun ‘işbirlikçilerle’ el ele yola çıktığı anlaşılır ki, işbirlikçilerle yola çıkmak hepimiz ve dünya için Türk Ordusu’nun beyin ölümü gerçekleşti, anlamı taşır..

(Bu yazı uzundur, birkaç gün üst üste devam edecek, okunma kolaylığı için burada kesiyorum, yarın Hu Komşu Savaşıyoruz II diye başlığıyla devam edecek..)

Nihat GENÇ - 22 Haziran 2011

Son Yazılar

Mostly clear

13°C

Istanbul