odatv_logoOdaTV'nin Skandal Yazısına Kim İmza Attı?

Odatv'nin dün manşete taşıdığı "Kılıçdaroğlu'nun Rakibi Baykal Değil Öcalan'dır" yazısı, bu mecrada olup biten bütün kafa karıştırıcı gelişmelere rağmen, sahiplendikleri yayın organını yalnız bırakmayan en sadık okuyucularını bile isyan ettirdi.


Yazıda, terörist Öcalan'ın, karanlık geçmişi "sosyalistlik" olarak nitelendi ve "CHP'nin muhatabı, sol bir ittifak içerisinde Abdullah Öcalan'dır" gibi ucube bir "teoriye" imza atıldı

Odatv okuyucuları şimdi böyle bir yazıya hem tepkilerini yansıtırken, hem de yazının siteye "virüs yoluyla" girdiğini düşünmeye ve buna inanmaya çalışıyorlar. Odatv imzasını taşıyan bu yazının bir "provakasyon" olduğu, tıpkı tutuklama operasyonları sırasında yapıldığı gibi siteye "virüs yoluyla" eklemlendiği tahmininin doğru çıkması kuşkusuz herkesi rahatlatacak ancak bu olasılığı doğrulayan kimse yok. Olmadığı gibi yazının altındaki "Odatv" imzası olduğu gibi duruyor.

Sitenin yazarlarından Nihat Genç'in itirazının yazıya bir dip not olarak eklenmesi de ortada "korsan" bir yazının olmadığını gösteriyor.

Peki bu yazı, Odatv'nin bizce uzun zamandır zaten şaibeli; ancak sitenin samimi okuyucu ve yorumcularına göre "Atatürkçü-ulusalcı-antiemperyalist" olan yayın çizgisinin rotadan çıktığı anlamına mı geliyordu?

Yöneticilerin büyük bir bölümünün tutuklu olduğu bir ortamda site başka ellere mi geçmişti?

Veya Açık İstihbarat'ın ilk yorumunda belirtildiği gibi mevcut site yönetimi, hapisteki yazarlarını kurtarmak için AKP'nin yüzde 50 destekle yeniden iktidara geldiği bir ortama "soldan" uyum sağlamaya mı çalışıyordu?

Kuşkusuz bu ve buna benzer pek çok tahmin ve görüş dile getirilebilir ama bizzat Soner Yalçın tarafından bir açıklama yapılmadıkça gerçek olma olasılığı giderek ortadan kalkan tek seçenek, bu yazının siteye "denetim dışı girdiği" seçeneğidir...

Yazının ne amaçla kaleme alıdığı kadar kim tarafından kaleme alındığı da önemli. "Yayın politikası değişti mi?" sorusunu gündeme getiren ve altına kurumsal imza atılan böyle bir yazıyı yazmaya sadece iki kişinin yetkili olduğunu düşünülebilir. Bu iki kişi, halen tutuklu bulunan Soner Yalçın ve Doğan Yurdakul'dur. Odatv yöneticilerinin tutuklanmasından sonra siteye gönüllü destek veren bir çeşit "ağabeylik" yapan Nihat Genç'in de böyle bir yetkiye sahip olmadığı bilinmektedir; ayrıca Nihat Genç'in üslup ve düşünceleri ile hiç alakası olmayan bu yazıya Genç muhalefet şerhini hemen koymuştur.

Ancak yazı öylesine siyasi analiz yeteneğinden yoksun bir şekilde yazılmıştır ki, yıllardır bir biçimde siyaset gazeteciliği ve araştırmacılık yapan Yalçın ve Yurdakul'un kaleminden çıkmış olduğu ister istemez düşünülemez. Mantık hataları ve bilgi sığlığı ile doludur. Bir anda akla gelen bir düşüncenin parlak bir fikir zannedilmesinden doğan heyecanla, çalakalem yazılmış gibidir.

Örneğin, Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı parti içi rekabete hazırlandığı öne sürülen Deniz Baykal'ın yerine neden Öcalan önerilmiştir? Öcalan CHP'ye üye olup Kılıçdaroğlu'na bayrak mı açacaktır(!)Yazının başında Öcalan, Kılıçdaroğlu'nun "rakip modeli" olarak sunulurken, yazının sonlarında Öcalan'ın da , CHP'nin de "sosyalist" olduklarından dem vurularak "aynı birleşik cephe içinde" hareket edebilecekleri fikri salıverilmiştir.

Nihat Genç'in haklı olarak belirttiği gibi birinci sorun, yazının ne demek ve yapmak istediğinin anlaşılamaması; ikinci sorun ise bu "anlaşılamayanlar" üzerinden Öcalan'a "sosyalistlik" ve "siyasi müttefik" payesinin verilmesidir...

Savunduğu düşünce bir yana, siyasi bakış açısı ve analiz yeteneğinden tamamen yoksun böyle bir yazı kim tarafından yazılabilir?

Bu kişinin bir "gazeteci", bir "araştırmacı" veya bir siyaset yazarı olamayacağı düşünüldüğünde, Acaba yeteneksiz bir edebiyat eleştirmeni veya ezberci bir çevirmen akla gelebilir mi?

Bu "edebiyatçı" CHP ile PKK'yı aynı "sol cephe" içinde düşünmeye kalkışacak kadar savrulmuş ve -son tutuklama olaylarında görüldüğü gibi- özel bir misyonla hareket ettiğini düşündürtecek bir noktaya gelmiş olabilir mi?

Akla Mümtaz İdil'in gelmesi için sebepler mevcuttur.

Bu sebeplerden birincisi, yazıda kullanılan üslup ve kavramlardır. Örneğin "Birleşik Cephe" kavramı, 1980'li yıllarda sol hareketlerin sıkça ve değişik biçimlerde ortaya attıkları bir kavramdır.

"Birleşik Cephe"nin sol hareketin yakın tarihindeki son örneği TİP ve TKP'nin önce "güç birliğine" gitmesi, sonra da TBKP (Türkiye Birleşik Komünist Partisi) adı altında örgütsel birleşmesidir. Türkiye İşçi Partisi geleneğinden gelen Mümtaz İdil, her ne kadar "edebiyat kolundan" olsa da bu sürecin yakın tanıklarındandır.

Behice Boran'ın ölümünden kısa bir süre önce meydana gelen bu birleşme, Sovyetler Birliği'nin tarihe karışmasıyla tamamen dağıldı. Bugün gelinen noktada, Türkiye Komünist Partisi anti-emperyalist ve anti-AKP bir çizgi izlerken, partinin son genel sekreteri Nabi Yağcı (örgüt ismi Haydar Kutlu) Taraf gazetesi yazarı oldu(!). Türk soluna yüzlerce fraksiyon kazandırmış olan TKP, son olarak da biri "ulusalcı", diğeri küreselci iki kanat doğurarak tarihteki köşesine çekildi.

İşte "Birleşik Cephe" kavramı, 60'lı yaşlardaki bir "edebiyatçının" ezberinde böyle yer edebilecek bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

"Gelin soğukkanlı olalım ve bir fotoğraf çekelim" ve "Bakınız..." gibi yazıya sohbet havası vermeye çalışma rahatlığı da genç editörlerin cüret edebileceği bir üslup olarak görülmemektedir. Zaten şu anda Odatv'ye yazı ve haberlerin genç ve yayın politikası konusunda yetkisi olmayan editörler tarafından konulduğu bilinmektedir. Böylesine "ağabey" üslubu içinde yazabilecek konumda olan tek kişi Mümtaz İdil'dir.

"Gelin soğukkanlı olalım" girizgâhı ile başlayan cümlelerin arkasından hangi "ihanetlerin" geleceğine ise Türk Milleti artık teşnedir..

Eğer tahminimiz ve sürdüğümüz iz doğruysa, Mümtaz İdil'in böyle bir yazıyı neden kaleme aldığını ve altına "Odatv" imzasını attığını bilemeyiz.

Bu, AKP'nin tek egemen olduğu yeni düzene "sol damardan" girme çabası olabilir. "Ergenekoncu" kimliğinden sıyrılmadan Silivri'den kurtulmanın mümkün olmadığını gören Odatv yöneticileri, geride "tek yetkili" olarak bıraktıkları kişinin böyle bir "duygu taşması" yaşamasına sessiz kalmış olabilirler. (Kötü olaslıkla, böyle bir yazının yazılmasını istemiş de olabilirler).

Bir diğer "kötü" olasılık, yazıyı yazan kişinin Odatv içinde bir "misyon" sahibi olduğudur ki, bu konuda Odatv yorumcuları kuşkularını dile getirmişlerdi.

Ortada büyük soru işaretleri bırakarak köşesine çekilen "basıncı" İklim Bayraktar'ın mucidi ve hamisi olarak Mümtaz İdil de sitenin okuyucularınan tepki görmüştü. İdil, bu derece ciddi olaylar yaşanmasına rağmen İklim Bayraktar'a sahip çıkmıştı...

İdil, kendisine "basıncı" diyen Bayraktar'ı okuyucuların bütün tepkilerine rağmen Gürer Aykal'ın konserine götürmüş, muhtemelen ortada dönen büyük tezgâhtan haberi olmayan Gürer Aykal da sırf İdil ile olan hukuku hatırına "basıncı" İklim Bayraktar'a "Gel bakalım bizim Ergenekoncu" diyerek sempati yüklemişti. .

Odatv'in okuyucuları, bu olayın Vatan gazetesinin internet sitesinde manşet olduktan sonra neden aynı süratle ortadan kalktığını hâlâ bilmiyorlar.

Tıpkı bu derece karmaşık olayların etrafında dans eden Mümtaz İdil'in hâlâ neden Odatv'nin tek yetkilisi olduğunu bilmedikleri gibi...

Açık İstihbarat - 19 Haziran 2011

****************************************

MÜMTAZ İDİL’DEN AÇIK İSTİHBARAT’A CEVAP GELDİ…

Açıkistihbarat.com sitesi benimle ilgili bir yazı kaleme aldı. Hakaret etmek için nereden nasıl vuracağını şaşırmış, berbat bir yazı. Üstelik de “imzasız bir yazıyı benim üzerime yıkmaya çalışan” bir başka imzasız yazı ile. Hemen “istihbaratçı” kardeşlerimi aydınlatayım:

“Kılıçdaroğlu’nun Rakibi Baykal Değil Öcalan”dır yazısı bana, yani Mümtaz İdil’e ait değil.

Otuz yıllık edebiyat hayatımda ve onun yarısı kadar gazeteciliğimde hiçbir yazıyı imza atmadan yayımlamadım. “Müstear” isimle kitap bile yazdım (Spartacus), ama yazı yazmadım.

TİP, TKP veya TBKP gibi siyasi oluşumların hiçbirinde yer almadım.

Nereden çıkardı bunları “istihbaratçı” kardeşler bilemiyorum.

Altına imza da atmamışlar ki, yazanı bulup ona güzellikle anlatayım.

Şimdiye kadar ilk kez bir sitenin “künyesiz” olduğunu gördüm, açıp telefonu “kardeşim, nereden çıkardınız bu bilgiyi,” diye soracaktım.

“Yeteneksiz, bilgisiz, komplocu” durumuna düşürüvermişler; yazıyı benim yazdığımdan yola çıkarak. Ama ben yazmadım diyorum, şimdi ne yapacak “istihbaratçı” kardeşlerimiz?

“Olsun,” diyeceklerdir. “Ben yazmadım diyecek kadar da yalancı biridir Mümtaz İdil… Bal gibi o yazmış, üsluptan belli…”

Yazan çıkıp da, “ben yazdım” dese de değişmeyecek. Karar verilmiş bir kere. Nereden, nasıl vuracaklarını bilmeden vuruyorlar, vuracaklar.

Çevirmenliğime laf ediyorlar. Çeviri hatalarımdan mı yola çıktılar, diye düşünmeden edemiyorum. Türkçeyi zor kıvırıyorlar, hangi yabancı dil? Rusça mı? Geçiniz efendim…

Aralarında birinin benimle bir “kuyruk” acısı olduğu kesin… Adını verse de bilsem… Hani “düşmanımı daha yakın tutmak” hesabından…

“Yeteneksiz” ilan ediyorlar da neye dayanarak. Bu yazıya dayanarak ise eğer, ben yazmadım diyorum. Başka?

Acaba “istihbaratçı” arkadaşlarımız benimle bir “edebiyat” tartışmasına girmek isterler mi, şöyle toplu halde. Onlar külliyen yazsınlar, karşılayacak güçteyim bu yeteneksizliğimle…

Çok ayıpladım böyle bir sitenin “çıkarsamalarla” yola çıkmasını.

Hani bir sorsalardı. Telefonum uçan kuşta bile var.

Şimdi ne olacak peki? Hala ısrarcı olacaklar mı yazıyı benim yazdığıma dair. Oradan yola çıkarak beni yamadıkları siyasi örgütlenmeler vb… TİP’li olmak benim için onur olurdu, ama değildim, ne yapabilirim “istihbaratçı” kardeşlerim? “Bilim ve Sanat” ile “Yarın” dergilerinde yazdığım için bunu yakıştırdığınızı da biliyorum.

Yazı çamur gibi olunca, cevap da çamur gibi oluyor hakikatten. Nereden ne yazarsanız yazın aynı “seviyeye” inmek zorunda kalıyorsunuz.

Bana göre değil bunlar be “istihbaratçı” kardeşlerim.

Başka kapıya…

Mümtaz İDİL - 19 Haziran 2011 - Odatv

Son Yazılar

Mostly clear

18°C

Istanbul