bukadar_ustayalanci_gormedikBir miting ve Erdoğan'ın "ah"ları

Miting meydanları, ne kadar seçmen nabzını yansıtır, doğru tahmin yapmamıza olanak sağlar, doğrusu emin değilim. Konu hep konuşulur.

Eski politikacılardan Osman Bölükbaşı'nın alanlarda önemli kalabalıklar toplamasına rağmen sandıkta çok düşük oy alması, buna örnek olarak verilir.


Seçim yarışının sona yaklaştığı şu günlerde, liderler kent kent, meydan meydan dolaşıyor. TV görüntüleri ve gazete fotoğraflarında kimi oynamalar yapılsa da mitinglere ilgi Türkiye'de hâlâ çok yüksek.

ERDOĞAN'I DİKKATLE İZLEDİM


Yaşadığım İstanbul 1. Bölge'de partilerin, bağımsızların önemli toplantılarını izlemeye çalışıyorum. En son AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ı Ataşehir'de dinledim. İzlenimlerimi somut bir ayrıntı olarak paylaşmak istiyorum.

Kozyatağı Carrefour otoparkının bir bölümü çevrilerek miting alanı yapılmıştı.

Günler öncesinden ilçenin her yanı duyuru ve bayraklarla donatılmıştı.

Alana girerken yoğun bir polis aramasından geçtim. Polisin avuç içiyle gömleğimin üzerinden bastıra bastıra elini gezdirmesi gıdıklasa da katlandım tabi.

"Miting alanına girmeden önce AKP'li görevlilerin elime tutuşturmak istedikleri parti bayraklarını almadığım için mi bu kadar yoğun arandım" diye aklımdan geçmedi değil. Gerçekten de herkes aranıyor ama benim durumumda olanların "canlı bomba" olasılığı belli ki daha çok kuşkulandırıyor.

Parti propaganda malzemeleri istemediğiniz kadar çok. Hemen girişte standa dönüştürülen araçtan malzemeler elinize tutuşturuluyor. Şapkalar, bayraklar, tişörtler, gömlekler vs.

Bunun yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bir şirketi olan Hamidiye kaynak suyundan istediğiniz kadar ücretsiz içebiliyorsunuz.

HEPSİ "YURDUM İNSANI"

Hava giderek ısınıyor, saat 14.00'te geleceği bildirilen Erdoğan gecikiyor. Seçim otobüsü üzerinden takdim yapan kişi, sık sık coşturucu anonslar yapıyor.

"Medya poz alacak haydi bayraklar havaya" diye izleyenleri diri tutmaya çalışıyor.

Aralarında Ataşehirliler de var ama çok azınlıkta. Çevremdeki kara kuru "yurdum insanları" daha çok diğer semtlerden taşıma.

Alana gelirken otoparkta 25 kadar otobüs saydım. Ön camlarında "Bağcılar", "Gaziosmanpaşa" gibi tabelalardan durumu anlamak kolay. Meydandakiler "organize". Kadınların büyük bölümü başörtülü. Beyler onların ön sıraya gitmesini tembihliyor. Görevlerini bilen hanımlar, otobüsün önüne seri olarak hamle yapıyorlar.

AKP SANILANDAN DAHA ORGANİZE

AKP uzun yıllardır yerel yönetimlerde ciddi bir güç oldu ve kadrolaştı. Son 8.5 yıldır da iktidarda. Tüm kamu kurumlarına yukarıdan aşağıya adamlarını yerleştirdi. Şimdi o kadrolar, artık önemli bir kitle ve AKP'ye karşı görevlerini yapıyor. Özellikle bu seçimlerin propaganda döneminde devlet organlarının tarihimizde görülmedik biçimde AKP'ye çalıştığı biliniyor.

Ataşehir'deki mitingde yeni bir duruma tanıklık ettim. Sohbet ettiğim bir çok kişiden aldığım bilgilere dayanarak aktarmak istiyorum.

Buraya organize olarak gelenler, daha çok kenar semt insanları. Biraz mağdur, biraz muhtaç. AKP'nin o meşhur "yardım paketlerini" alıyorlar.

Yalnız bu da değil; diğer bir çok konudan da öncelikle bu kesim faydalandırılıyor. AKP teşkilatları, bu vatandaşlarla bağlarını sağlam tutuyor. Bir anlamda "kadrolu" gibiler. Belki bir kısmı parti üyesi de yapılmış olabilir. Sonuçta sayıları on binlerle ifade edilen "yurdum insanları" iyi bir oy deposu ve aktif bir yandaş kitle oluyor.

Haksızlık da yapmayalım.

Bu "aktif" seçmenler, yıllarla birlikte AKP'ye değil ama Erdoğan'a bağlanmışlar, aralarında duygusal bir bağ olduğunu da görüyorum.

GÖRDÜĞÜM FARKLI EKRANDA FARKLI

AKP lideri Erdoğan, nihayet 2 saatlik bir gecikmeyle alana geliyor. Toplam 3 bin kişilik meydanda 2 bin kişi ya var ya yok (fotoğraflar çektim). Daha sonra TV'den izlediğim Ataşehir mitinginin görüntüleri farklıydı. Onların deyimiyle "muhteşem" bir kalabalığı yansıtıyordu.

Başbakan, her gün izlediğimiz bildik Erdoğan. Aristo mantığıyla gittiği her meydanda aynı şeyi konuşuyor. Önünde prompter varsa biraz rakamlardan da söz ediyor. Yaptığı işlerden çok kaba polemikçi üslubuyla muhalefete laf yetiştiriyor. Konuşmasının ağırlıklı bölümünü Kılıçdaroğlu ve CHP'ye ayırıyor. Sık sık "Bay Kemal" diyor. Biraz Bahçeli eleştirisi ardından bildik klişeler; duble yollar, akıllı tahta, tablet kitap, çılgın projeler vs. Uzayıp gidiyor.

MAĞDURİYETTEN VAZGEÇMİYOR

Erdoğan, "Ah ah benim Ataşehirli hemşerilerim" diyor. Epeydir ve giderek artan tarzda gittiği her ilin adını ekleyerek bu "ah ah, ah"ları ihmal etmiyor. Dikkat edin eskiden birkaç kez "ah" çekerken şimdi her konuşmada en az 10 kez "ah, ah, ah" diyor.

Erdoğan, hatırlanacağı gibi daha önceki seçimlerde mağduriyet edebiyatının nimetlerinden çok yararlandı.

Artık mağdur değil "muktedir". 12 Eylül hukukunun üzerine oturuyor. "Statükonun" temsilcisi konumuna geldi.

Kimi rutin işler dışında anlatacağı önemli bir başarısı da yok. İşsizlik, yoksulluk, toplumsal bir bunalım düzeyinde.

Köylü perişan, gençlik ayakaltı, yolsuzluk desen o da fazlasıyla var.

Demokrasi, adalet, insan hakları konusunda da durum iyi değil. Medya destekli göz boyama, muhalifler üzerinde şiddet ve baskı da bir yere kadar etkili.

Sakın Erdoğan'ın ayağının altındaki toprak kayıyor olmasın?.. Oylarının ciddi bir gerileme içinde olduğunu görüp onun için mi bu "ah"lara daha fazla başvuruyor?

"Ah ah kardeşlerim, bana acıyın bu sefer de oy verin" mi demek istiyor.

Siz ne dersiniz; bu "ah ah" çekmeler Erdoğan'ın işine ne kadar yarar?

Selman ALTUNDAL - 05 Haziran 2011 - Baki Selamlar

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

24°C

Istanbul