Kaset Tertipleri Nasıl Tezgahlanıyor?

Fatih Altaylı 25 Mayıs 2011’de Habertürk gazetesindeki köşesinde son günlerin gündemi olan şantaj kasetlerinin istihbaratçı işi olduğunu yazdı.

Altaylı’nın bir kaynağı; “işin yabancı istihbarat örgütlerinin, Türkiye’deki yapılanmaları tarafından tezgahlandığı belirlendi. Bir kişinin ismi tespit edildi. Diğerlerinin ki belirlenmeye çalışılıyor…” demiş. Altaylı bu bilginin MHP’li Mehmet Ekici’nin avukatlarına da ulaştığını yazdı.


Fatih Altaylı defalarca yazılan bir haberi biraz geç teyit etti. Aydınlık Dergisi ve Aydınlık Gazetesi bu konuyu sayfalarına taşıdı. Özellikle 17, 18, 19, 20 ve 21 Mart 2011 tarihli Aydınlık gazeteleri Türkiye’deki bazı Amerikan şirketlerinin CIA’in paravanı olduğuna ve bazı özel yerli dedektiflik firmalarından hizmet aldığını yazdı.

Bilindiği gibi özel dedektiflik firmaları yoğunlukla birbirini aldatan eşlerin takibi konularında hizmet veriyor.

Aydınlık bu firmalardan bazılarının Regus adlı Amerikan şirketi için çeşitli konularda özel istihbarat topladığı bilgisine ulaştığını yazdı.

Bu şirketin birçok ülkede kullandığı yüzlerce internet adresini ve o ülkedeki faaliyetlerini de yayınladı.

Fatih Altaylı’nın yeni ulaştığı bilgiler Aydınlık okurları için yeni bir şey değildi.

Aydınlık arşivinin bir konuda bilgi edinmek isteyenlere önemli bir kaynak oluşturduğunu söylemeliyiz.

Ancak Fatih Altaylı’nın yazısında gözardı edilen bir konu var.

Anlatalım: Bir istihbarat örgütü yabancı bir ülkenin topraklarında operasyon yaparken mutlaka dost ajanlara ve dost teşkilatlara ihtiyaç duyar. Ne kadar iyi örgütlenmiş olursa olsun bu kaçınılmazdır. Bu işin teknik terminolojisini bilenler anlamıştır, dost ajan veya dost teşkilat demek yerli işbirlikçi demektir. Üstelik bu sıradan bir sempati ilişkisinden daha karmaşık bir ilişkidir.

Operasyon yapan gizli servise bazı kapıların açılması gerekir. Kazayla yani planlama dışı gelişecek adli olaylardan korunması gerek. Mutlaka içerden personel, araç ve tesis desteği alması gerek. Ama en önemlisi siyaset desteğidir.

Çünkü bütün sınır aşırı gizli servis operasyonlarının siyasi sonuçları ve yan etkileri olur. Bu siyasi sonuçların, o ülkedeki siyasi aktörlerden birinin işine yaraması ve onunda desteğinin sağlanması gerekir.

Polisin, MİT’in ve devletin çeşitli kademelerinde örgütlenmiş bir cemaat-CIA operasyonlarına dost ajan desteği vermek için biçilmiş kaftandır. Bu koşullarda devlet kurumları, bazen farkında bile olmadan devletin imkanlarını yabancı gizli servisin kullanımına dahi sunabilir.

Türkiye’de bazı kurumlarla ABD arasındaki “teknik yardımlaşma” adı altındaki ilişki o kadar girift ki, FBI ajanları Türkiye’deki bir soruşturma hakkında Türk polisinden brifing dahi alabiliyorlar. Taraf gazetesinin 19 Mart 2011 günkü sayısında bu konu Wikileaks belgelerine dayanılarak ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Ya da ABD’li uzamanlar Türk hakim ve savcılarına kurs verebiliyor. Susan Hyden isimli Amerikalı savcının bazı özel yetkili savcılara, Ergenekon soruşturmaları başlamadan kısa bir süre önce bazı çalışmalar yaptığı, Aydınlık Dergisi’nin 4 Temmuz 2010 günkü sayısında ve Arslan Bulut’un Yeniçağ gazetesindeki köşesinde 30 Haziran, 1-6-13-14-15-16 Temmuz günlerinde ayrıntılarıyla yazıldı.

Bu kadar karmaşık bir ilişki yumağında at izinin it izine karışması da kaçınılmazdır.

Bütün bu olaylardan ve ortaya saçılan bilgilerden sonra bir soru cevap beklemektedir.

Soru şudur: Bu yabancı gizli servisin Türkiye’de politikayı dizayn eden faaliyetlerini takip eden, gören, duyan bir kurum yok mudur?

Odatv - 27 Mayıs 2011

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly sunny

27°C

Istanbul