dogu_perincek5

‘Yiğitler Yiğitler Bizim Yiğitler’

“Keklik idim vurdular/ Kanadımı kırdılar/ Daha ben ne idim ki/ Anamdan ayırdılar/ Gel gel yanıma keklik/ Kastım canıma keklik/ Al kınalı parmakların/ Batır kanıma keklik

Keklik kumda eşinir/ Eşinir de deşinir/ Benim sevdiğim oğlan/ Şimdi nerede düşünür/ Gel gel yanıma keklik/Kastım canıma keklik/  Al kınalı parmakların/ Batır kanıma keklik


Keklik kayalı yerde/ Öter mayalı yerde/ Sevdiğimin kavalı/ Kaldı dayalı yerde/ Gel gel yanıma keklik/Kastım canıma keklik/  Al kınalı parmakların/ Batır kanıma keklik

Kayalar gölgelendi/ Güzeller suya indi/ Her güzelden bir öpüş/ Yine can tazelendi/ Gel gek yanıma keklik/ Kastım canıma keklik/ AL kınalı parmakların/ Batır kanıma keklik”

***

Cumhuriyet Gazetesi’nden ayrılmışım. Ayrılmak zorunda mıydım yoksa “hamdım,piştim,yandım” üçlemesini tamamlamadan yandığımı zannedip bir şeyleri kendime mi yedirememiştim; bilmiyorum. İşsizdim. Param da yoktu. İşsiz gazeteci ne yapar? Kitap yazar. Kitaba başladım. Bazı belgeler gerekiyordu. en iyi arşiv Aydınlıkçılardaydı. Zaten Adnan’ı, Serhan’ı, Doğu Bey’i tanıyorum. “Gideyim, arşivlerinden isteyeyim” dedim. Nuruosmaniye Caddesi’nin devamı gibi olan bir sokak vardı. Cağaloğlu meydanında. Köşesinde küçücük bir parkı vardı, sonradan Diyanet Vakfı bir bina kondurdu. O sokağın ikinci ya da üçüncü binasındaydı Aydınlık. Turan Dursun’un cenazesini de o binanın önünden kaldırmıştık. Sağ yumruğum havada, tabut başında bir fotoğrafım vardır; arşivde duruyorsa. Dergiye girdim. Derdimi söyledim. Arşive gönderdiler.

Giderken Doğu Bey’le karşılaştık. Ne yaptığımı sordu. “İşsizim”dedim. Tam da odasının önündeymişiz. Kapıyı açtı. Kendi masasını ve koltuğunu gösterdi. “Geç otur, ne iş istiyorsan onu yap” dedi.

Sene 89. Yaş 28. Yeni evlisin. Cepte beş kuruş para yok.  Adam “Geç otur” diye kendi masasını, koltuğunu gösteriyor. Adam da adam yani. Doğu Perinçek. Unutulur bir şey mi? Ahde vefa var mı yok mu?

***

“Allah birdir peygamber hak/  Rabbül alemin mutlak/ Senlik benlik nedir bırak/ Söyleyim geldi sırası/ Kürdü, Türkü ne Çerkezi/ Hep Adem’in oğlu kızı/ beraberce şehit gazi/ Yanlış var mı ve neresi

Kuran’a bak İncil’e bak/ Dört kitabın dördü de hak/ Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası/ Binbir ismin birinden tut/ Senlik benlik nedir sil at/ Tuttuğun yola doğru git/ Yoldan çıkıp olma asi

Veysel sapma sağa sola/ Sen Allah’tan birlik dile/ İkilikten gelir bela/ Dava insanlık davası.”

İstanbul Atatürk Havalimanı. İkibin yedi Kasım ayı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet’ine gidiyoruz. Ulusal Kanal’da işe başladığım ilk gün. Devrimci yurtsever. Ferit İlsever’in teklifi ile Talat Paşa Komitesi Basın Sekreteri’yim aynı zamanda. Bir uçak dolusu insan, KKTC’ye bayrak göstermeye gidiyoruz. Beni gördü. Aramızda 10 metre falan var. Nasıl geldi, nasıl sarıldı… Nasıl sevgi doluydu, nasıl içtendi… Nasıl, “Kardeşim, hoş geldin Ulusal Kanal’a, geç bile kaldın” dedi… “Daha önce çağırdın da gelmedik mi Doğu Bey” diye nasıl cevap verdim… Nasıl ağabeylik, kardeşlik aktı birbirimize…

Tarih yirmibir Mart 2008. Sabah altı otuz falan. Ufuk aradı. Ufuk Akkaya. Kardeşim. “Ağabey neredesin?” “Geliyorum kanala. Ne oldu?” dedim. “Ağabey kanalı bastılar.” Ulusal Kanal’dan bahsediyoruz. “Kim bastı?” “Abi polisler.” O gün de oğlum Deniz’in, Yiğit Deniz’in doğum günü. Sekize çeyrek kala başlayıp akşam sekize çeyrek geçeye kadar bağırıp çağırdım. Hiç himse, Allah’ın oğlu bile benim çalıştığım yeri basıp benim arkadaşlarımı, Doğu Bey’i, Serhan’ı, Adnan’ı alıp götüremez. Götürürse bağırırım. Çok kızdım o gün. Oğlumun doğum gününe de gidemedim. Ama Allah şahidimdir, gücüm yettiğince, dilim döndüğünce, elimden geldiğince konuştum. İnandığımı söyledim.

Ertesi sabah Cumartesi günü. Ulusal Kanal’a gidiyorum benim emektar Broadway’le. Garibim ıkınıp sıkınıyor ama götürüyor beni. Aksaray’a gelmiştik. Ben hep o baskını, “O baskında götürülenleri bayrak yapacak bir şeyler bulmak lazım” diye düşünüyorum. Zavallı aklıma hiçbir şey gelmiyor. Tam Aksaray’dan Saraçhane’ye dönerken Radyo Barış’ı açtım. Aşık Mahsuni türkü söylemeye başladı.

“Doğudan batıya bir ses yükselir/ Yiğitler yiğitler bizim yiğitler

Gavur dağlarından Dadallar gelir/ Yiğitler yiğitler bizim yiğitler/Yiğitler yiğitler bizim yiğitler/ O’nu bilir Binboğalar ceritler

Alnı çizgi çizgi zafer oyuklu/ Anası ağlamış öfke yayıklı/ Elinde dirgeni kara bıyıklı/ Yiğitler yiğitler bizim yiğitler/ Bizim yiğitleri bilmiyor itoğlu itler

O’nu bilmeyen şu uğursuz bit’ler/ Yiğitler yiğitler bizim yiğitler/ Karşıdan geliyor elinde dirgen/ Sırtı yırtık omuzunda yorgan/ Yaktı anamızı zalim kemirgen/ Yiğitler yiğitler bizim yiğitler”

Bütün bunları ben niye yazdım?

İzmirliler. Gavur İzmirliler. Yiğit İzmirliler. Çağımızda adam bulmak zor. Benim kefaletim kaç para eder bilmiyorum. Ama kefilim.

Kendim için bir şey istiyorsam nağmerdim.

Doğu Bey’e oy verin.

Halil NEBİLER - 27 Mayıs 2011 - Aydınlık

Son Yazılar

SP_WEATHER_BREEZY

12°C

Istanbul