PKK’yı Tepelemek İçin Sömürgeci ABD ve AB’nin Maşası Olduğu Türk Ulusuna Açıklanmalıdır!

1 Mayıs günü İstanbul’un Taksim Meydanı’ında aşağılık terör maşalarının,kendi ana-babaları, nine ve dedeleri de içinde olmak üzere tüm Türk ulusunu tutsaklıktan kurtaran, tüm İslam dünyası için de kurtuluş yolunu gösteren, tüm uygar insanlığın övüncü Atatürk’ün anıtına yapılan alçak saldırılar karşısında iktidarı ve muhalefeti ile politikacıların, özellikle de hem Atatürk tarafından kurulan, hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve yönetiminin sessiz kalmaları, son derece utanç verici, ulus için de yürek dağlayıcı, çok büyük yıkımlara yol açabilecek bir tutum ve davranış olmuştur.

I. ULUSU GERÇEKLERDEN BİLGİLENDİRMEK, SİYASET, YAYIN VE BİLİM İNSANLARININ ÖDEVİDİR!

Bir toplumun sağlıklı varlığı için o toplumda başta devlet olmak üzere tüm temel kurumlara yön veren düşüncelerin akla, mantığa, bilime uygun düşünceler olması gerekir.

Bir toplumun hastalığı da, bu kurumlara yön veren düşünce güçlerinin bulunmayışı ya da akıl-, mantık- ve bilim-dışı olması durumudur.

PKK terör örgütünün tüm cinayet ve propagandaları, Siyaset-Batısı’nın,Atatürk Türkiyesi’nin ulus, ülke ve hukuk yapısının temelindeki dünyaya örnek düşüncelere yönelttiği sömürgeci saldırılardır.

Kırk yıldanberi artan bir gözüpeklikle sürdürülen bu saldırılar, Türk ulusunun eğitimsiz bırakılan kesimleri ile yeni yetişen kuşaklarının Türkiye Cumhuriyeti’nin tam anlamıyla demokratik nitelikteki ulus, yurt ve hukuk düzeni kavramlarını öğrenmesi engellenerek ve onların yerine yalan ve kara-çalmalar ile tarikat, cemaat, mahalle baskısı gibi akıl-, mantık- ve bilim-dışı düşüncelerin propagandası yaptırılarak sürdürülmektedir.

PKK saldırılarına ortam hazırlayan ABD/AB güdümlü bu bilinç karartmaları ve kavram saptırmaları, başlıca iki yolla yürütülegelmektedir:

1) Atatürk’ün SÖYLEV’inin sonunda betimlediği üzere, “Kişisel çıkarlarını saldırgan düşmanların siyasal amaçlarıyla birleştiren, aymaz, sapkın ve hatta hain” politikacılar

2) Yine Atatürk’ün YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER adlı kitabında belirttiği üzere, “aşağılık insanların parayla yayın yaptırmasına araç olan ve yabancı devletlerin örtülü ödenekleriyle uluslar arası para dünyasının güdümüne giren” basın ve yayın organları, onların kiralanmış yayın yöneticileri, baş yazar ve köşe yazarları, TV-Radyo programcı ve sunucuları.

İşte Türk ulusunun düşünce ortamının sömürgeci güdümüne sokulduğu şu dönemde, ulusal birliğimizi ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma amaçlı PKK terör örgütünün, her köken, inanç, sınıf ve cinsten ulustaşların tümü için, iç savaş, tutsaklık ve onursuzluk yıkımından başka hiç bir şey sağlamayacağı, tüm namuslu siyasetçiler, bilim, düşün, sanat insanları, meslek örgüt yöneticileri ve üyelerince, sarsılmaz bir kararlılıkla dile getirilmelidir.

1 Mayıs günü İstanbul’un Taksim Meydanı’ında aşağılık terör maşalarının, kendi ana-babaları, nine ve dedeleri de içinde olmak üzere tüm Türk ulusunu tutsaklıktan kurtaran, tüm İslam dünyası için de kurtuluş yolunu gösteren, tüm uygar insanlığın övüncü Atatürk’ün anıtına yapılan alçak saldırılar karşısında iktidarı ve muhalefeti ile politikacıların, özellikle de hem Atatürk tarafından kurulan, hem de Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve yönetiminin sessiz kalmaları, son derece utanç verici, ulus için de yürek dağlayıcı, çok büyük yıkımlara yol açabilecek bir tutum ve davranış olmuştur.

Bu açıdan, Kurtuluş Savaşında yurdumuzun uğradığı işgallerin Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarınca ve onların kurduğu Anadolu Ajansı’nın namuslu yayınlarıyla tüm ulusumuza zamanında bildirilerek başkaldırmaya çağrılması ne denli kurtarıcı olduysa, bugün de yılma-yorulma bilmeyen aynı kararlılıkla bilgilendirme yapılarak, ulusu aldatmaya kurgulanmış işbirlikçi politikacıların seçim yoluyla, yalancı basın ve yayın araçlarının da balonları söndürülerek yenilgiye uğratılması, bir namus ve yurt ödevi olmuş bulunuyor.

Bu ödevin ışığında, Diyarbakır kökenli bir toplumbilimci olarak etnik bölücülüğün nasıl bir bilimsel yanlış olduğunu aşağıdaki paragraflarda
sergilemek istiyorum:

TOPLUMBİLİMİN YASASI: BÖLÜCÜLÜK YENİLMEYE YAZGILIDIR!


Türk ulusunu bölmeye çalışan ABD ve AB hükümetleri ile onların işbirlikçisi günümüz Vahdettinleri, Said-i Kürdileri, Ali Kemalleri, … bilsinler ki, Büyük Orta Doğu Projesi dedikleri tüm kötücül çabalar demeti, ne denli kan, zaman ve kaynak yitirtici olursa olsun, dün olduğu gibi boşunadır, yarın da boşuna olacaktır.

Çünkü toplumbilinime aykırıdır.

Toplumbilimi diyor ki:

“bir toplum, aynı zamanda bir ideal yaratmadan kendini ne yaratabilir, ne de yeniden yaratabilir! Ve bu ideal yaratma işi, sonradan yapılma bir iş değildir; toplumun kendi kendisini yaratması ve düzenli aralıklarla yeniden yaratması işidir. İdeal toplum, gerçek toplumun dışında değildir; onun bir parçasıdır.”

Türk toplumu, Osmanlı dağılırken, bin yıllık dinamiği ile Mustafa Kemal ve arkadaşlarının bayraklaştırdıkları DEMOKRATİK TÜRK ULUSLUĞU ve ULUSAL EGEMENLİK ideali temelinde kendi kendisini yeniden yarattı.

Ve tüm üyelerinin içtenlikle “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!” demesini sağladı.

Sömürgeciler ve maşaları, bu yüce ulusluk bütünlüğünden ayırmak istedikleri hangi parçaya, hangi ideali verebilirler ki onları ayrı bir toplum olarak yaratabilsinler?

Onların et ve tırnak olmuş parçalarımıza önerdiği ‘ideal’ (?), ABD ve AB’ye sömürge olmaktır.

Bu, hangi ‘insan’ yığınını ‘toplum’a dönüştürecek bir ideal olabilir ki, onuru çok yüksek Türk ulusunun herhangi bir kesimini ondan koparabilsin?

Irak’ın kuzeyi bunun taze bir örneğidir: Barzani, Talabani ABD/AB güdümünden başka neye hizmet edebilmiştir ve Irak’taki Amerikan/İngiliz işgali bu ülkenin kuzeyinde yaşayan Irak halkı için özgürlük, bağımsızlık, onur mu sağlamıştır? Atatürk’ün uyarısına kulak verelim: “Hangi bağımsızlık vardır ki yabancıların yardımı ve öğütleriyle kurulmuş olsun? Tarih böyle bir şeye tanık olmuş değildir.”

ABD ve AB hükümetleri, yaptıkları kötülüklerle, şu dünyanın her yerinde onuru, özgürlüğü, bağımsızlığı, erdemi, ilerleme ve gelişmeyi engellemeğe uğraşıyorlar.

Bu nitelikleriyle tüm insanlığın başındaki en büyük beladırlar!

Atatürk onlara, derin bir toplumbilimsel kavrayışla “siyaset Batısı” adını vermiş ve “uygarlık Batısı”ndan ayırdetmişti. Bize saldıranın, Avrupa ve Amerika’nın bilim, sanat ve teknoloji sahibi uygar halkları değil, bunların engelleyemediği tekelci sermayedarlarının güdümündeki askeri ve siyasi gücü temsil eden “siyaset Batısı” olduğunu belirtmişti.

Türk bilgeliği, “Zulmü artanın sonu yaklaşır.” der.

Siyaset Batı’sı da, zulmünün artması ölçüsünde kendi sonunu yakınlaştıracaktır.


Bu da bir toplumbilimsel yasadır.


Özer OZANKAYA - 11 Mayıs 2011 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Partly cloudy

21°C

Istanbul