cgb_meclise

Quo Vadis CHP (CHP Nereye Gidiyorsun?)

Bir avuç liberal soytarı, kerameti kendinden menkul birkaç ideolog, üç-beş köşe sahibi, Türkiye’nin yurtseverlerini “Ergenekoncu” ilan ederken, bir yandan da CHP'ye akıl vermekte ve yönlendirmektedir.


CHP yönetimi de kendi tabanına, ideolojisine, tarihsel mirasına sahip çıkmak yerine, onların eleştirileri yönünde kendine çeki-düzen vermektedir.

Parti; liboşların, döneklerin, dincilerin ve AKP destekçilerinin ağzına bakmaktadır. Parti kadrolarını onların isteklerine göre şekillendirme hevesine kapılmıştır. Parti meclisi ikinci kez değiştirilmiş, ulusalcı taban küstürülmüştür.

Bunlar yetmezmiş gibi, Kürt’çü- Sorosçu- cemaatçi- işbirlikçi birçok isim CHP listelerinden milletvekili adayı yapılmışlardır.

Cumhuriyetin temellerini çökertmek için alçakça komplolara alet olanların CHP’yi düşündüklerine kargalar bile güler.

Baykal’a yapılan operasyonun ertesi gününde, bütün medyanın Kılıçdaroğlu’nu CHP genel başkanlığına aday göstermesi ve o günden bugüne partide operasyonun sürdürülmesi asla bir tesadüf olarak açıklanamaz…

Şekilde de görüldüğü gibi, önceden ayarlanmış kadrolar görev başındadır…

PM üyesi ve Ankara milletvekili adayı Bülent Kuşoğlu –başka gazete yokmuş gibi- malûm cemaatin Zaman gazetesine demeç veriyor. “Tekke ve zaviyeler, çağdaş kurumlar olarak tekrar benimsetilmeli. ‘Bunlar irtica yuvaları!’ diyorlar. Yok öyle bir şey. Tam tersine kültür yuvaları” diyerek Türk devrimine ihanetini nerdeyse gururla ilan edebiliyor!..

Böylesi insanlar hem partinin karar organına alınıyor, hem de milletvekili adayı yapılıyor!..

PKK’nın özellikle Kürt yurttaşları öldürdüğü, isyan provaları yaptığı yılların hemen adından, PKK’lıların avukatı Sezgin Tanrıkulu, ABD’de Edward Kennedy’den,” masum halkı! ve DEP’ i savunduğu için insan hakları ödülü” almıştı. CHP bu yüzden onu onurlandırıyor. PM üyesi yaptığı gibi İstanbul’dan milletvekili adayı olarak da gösteriyor!.. CHP halk dalkavukluğuna soyunduysa Tanrıkulu’nu acaba neden Diyarbakır’dan aday yapmıyor?.. Neden garantili bir yerden seçilmesini istiyor. Partinin yenileştiğini göstermek için mutlaka parlamentoda olmasını istiyor. Çünkü; Diyarbakır’dan seçilme şansı yoktur…

Binnaz Toprak, liberal kılıflı Sorosçu” denilen “aydınlardan” (!) biridir. İki dilde eğitimi savunur. AKP’yi övüp Mustafa Balbay’ın aday olmasını eleştirmiştir. Soros'tan ve AB fonlarından milyonlarca avro alarak öğrencilerine kıytırık araştırmalar yaptırmasıyla yandaş medyada ünlenmiştir. Bazı, -sözüm ona bilim insanları- Türkiye’ye ABD’den bakarlar. Onlar – Türkiye’de aydın insanların köküne kıran girmiş gibi- AKP'nin propoganda görevlileridir. Türkiye’de dönek ve satılmışların dışındaki gerçek aydınlar itilip kakılırken, sanata, bilime, edebiyata, sinemaya, medyaya uygulanan baskılar yüzünden ezilirken; olmazsa toplama kampına tıkılırken; yıllardır AKP ve ABD için çalışanların parti yönetimine alınması ve milletvekili adayı yapılması CHP’nin temeline kazma vurmak değil de nedir?..

ABD nin 2001 yılındaki Türkiye operasyonunda görev alan, DSP'yi bölerek ülkenin en bunalımlı döneminde erken seçime gitmesine yol açanlar CHP yönetiminde ve milletvekili aday listelerindedir!..

Malûm cemaate yaklaşmak için şirin görünme çabaları yetmezmiş gibi , cemaate yakın insanları PM'ye alan ve milletvekili adayı yapan partiye CHP denilebilir mi?..

Atatürk’ün partisiymiş!..

CHP, Atatürk’e en çok ihanet eden partidir.

Ötekiler hiç olmazsa, devrim ve Atatürk düşmanlıklarını açıkça söylüyor, açıkça mücadele ediyorlar…

Ama CHP 1940’lı yıllardan bugünlere kadar Atatürk’ün arkasına sığınarak halkı kandırmıştır. Resim- heykel Atatürkçülüğü yapmıştır. CHP!nin yönetici kadroları Kemalizm’i uzun yıllardır ağzına bile almamaktadır. Dahası; 1996 programında Kemalist ilkelerin bazılarından –tıpkı 1950’lerde olduğu gibi- vazgeçilmesi konuşulmuş, o günden beri de Atatürkçülükten uzaklaşılmıştır…

Şimdi de, yine Atatürk’ü kullanarak Atatürk ve cumhuriyet düşmanlarıyla işbirliği içine girmiştir…

Geldiğimiz noktada AKP iktidarının ağır zulmünü yaşayan ve “güçbirliği” arayan Kemalistlerin, “CHP nin oylarını bölecekler” diye suçlanmaları çok anlamsızdır.

Bir yanda; doğrunun, sadece doğrunun peşinde, hiçbir bencilliğe kapılmadan, ülkesinin geleceğinden endişelenen aydın insanlar…

Öte yanda Kemalizm’den giderek daha çok ayrılan, ama yeri gelince Atatürk’ün partisiyiz diye Türk devrimini sömüren bir parti.

Bir yanda Kemalizm’e bağlılıklarını her yer ve ortamda haykıranlar…

Öte yanda; güncel çıkarcı siyasetin büyüsüyle doğru yön ve rotayı bulamamış ve Kemalizm’e ters düşen anlayışları benimsemiş bir siyasi parti !..

Elimizi vicdanımıza koyalım.

CHP kökenlerine ne kadar ihanet ederse o kadar AKP lileşiyor…

“Oylar bölünmesin, herkes CHP de birleşsin” diyenlerin çok içtenlikli olduklarına, hiçbir art niyet taşımadıklarına inanmıyorum.

AKP iktidarının bir an önce gitmesi gerektiğine, bunun için her şeyin yapılması gerektiğine katılmamak olası mıdır?

Oysa; artık CHP Atatürk’ün partisi değildir. Bu yüzden gerçek bir “kurtuluş” olmaktan çok uzaktır.

Olsa olsa ABD'nin yeni oyununa alet olacak bir iktidar seçeneğidir.

AKP'den kurtulmak isterken AKP’lileşen bir CHP’ye koşulsuz teslim mi olmak gerekiyor?..

AKP’lileşen bir CHP’yi isteyenler ancak, AB-ABD işbirlikçileri ve sadece kendi çıkarını düşünen küçük bir azınlıktırlar. Ama, AKP’nin rolü bitince CHP’yi sahneye çıkaracak kadar halkı kandıracak araçlara sahiptirler…

Oyların bölünmemesi gerekçesiyle “cumhuriyet güç birliği” oluşumuna karşı gelmek kolay yoldur.

Aynı tepkiyi , “başka seçenek yok. Nasıl olsa mecburen bu oylar bana gelecek” düşüncesiyle hiçbir öneriyi kabul etmeyen CHP’ye göstermek daha doğru değil midir?..

CHP, Üç-beş liberallikleri kendilerinden menkul dalkavuğu, soytarıyı “oy alırım” düşüncesiyle başının üstüne koyar ve partiyi Atatürk yolundan ayırırken haykırmak, ortalığı birbirine katmak daha doğru değil midir?..

Oysa; Medya CHP yi yoldan çıkarırken, parti tabanı ve örgüt itaatkâr bir tevekküle bürünmüştür. “Yukarıdan” gelecek her şeye peşinen evet demiştir…

Neden sadece gerçek ve doğru çözümü arayanlar suçlanıyor?

Neden bu kapıları kapatan CHP, bütün gerçek aydınları, Kemalistleri ve muhalif kitleleri dışlıyor?. Onların önerilerine dönüp bakmak bile istemiyor?..

AKP’den oy çalmak için mi?..

Önceden AKP’ye oy verenler, bu seçimde CHP'li mi olacaklardır?..

Malın orijinali varken sahtesini kim alır?

Öyle olsa bile “aslını inkar eden bir hareket” umut vermek yerine, kitleleri uyutarak iktidara payanda olur. Ehlileşir. AKP, işte o zaman rejim değişikliğini daha kolay yapar…

Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülük, CHP’nin kendi görev ve sorumluluklarından uzaklaştırılmasıdır. Bu kötü amaç, emperyalizm ve yerli bağdaşıkları tarafından büyük ölçüde başarılmıştır.

CHP yürütmekte olduğu politikalarla ve kadrolaşmalarla aslından ve kökünden uzaklaşmıştır.

Kürtçülere şirin görünmek amacıyla Atatürk’e yürekten bağlı ulusalcı tabanın dışlanmasına- özellikle on yıllardır örgütünü taşımaya çalışmış- hiçbir partili iyi gözle bakmaz.

Seçim bildirgesine koyduğu vaatler bir Avrupa sosyal demokrat partisinin programı gibi. Çoğu güzel ve doğru düşüncelerden oluşmaktadır.

Ama; sonuçta bu bir öykünmeciliktir. Türkiye gerçeklerinden uzaklaşmaktır. Marksizm’ den gelen bir sosyal demokrat geleneğe, Türk Devriminden kaynaklanan bir hareketin öykünmesinden başka bir şey değildir. Yıllardır Türk devrim hareketinin özgünlüğünü, sosyal demokrasi ile aynılaşamayacağını söyler dururuz. Çünkü; onlar dünyayı sömürmekte ve emekçi kitlelere bu sömürüden pay dağıtmaktadırlar. Oysa; Türk devrimi ve Kemalizm; yaşamın bütün alanlarında kalkınmak için kendi üretim güçlerine ve araçlarına dayanmayı ilke edinmiştir… Yoksa da yaratılacaktır. Bugün, bu güçler fazlasıyla elde edilmiştir.

Laiklik; hiçbir Avrupa ülkesinde Türkiye’de olduğu kadar yakıcı bir sorun değildir. Din ve hurafe devlete egemen olmuş durumdadır. Dinci bezirganlara ödün verildiği oranda uygarlıktan da geri kalınacaktır. Sosyal demokrasi kılıfı bu hatayı yutturamaz…

CHP tam bir sosyal demokrat parti olacaksa bunu açıkça duyurmalı, programından ve parti bayrağından 6 ok’u çıkarmalıdır…

Böylelikle ne olduğu daha açık ve net olarak anlaşılacaktır.

Durum şekilde görüldüğü gibidir.

Önümüzdeki seçimlerde ne yazık ki fazla seçeneğimiz yoktur.

ABD-AKP işbirliğine karşı bir bütün oluşturmak hepimize düşen bir görevdi, başaramadık.

Ancak; birkaç yerde “Atatürk’te Birleştik” belgisiyle “cumhuriyet güç birliği” adaylarının seçilerek TBMM’ne gönderilmesi, moral kazanmamıza ve umutlarımızı yaşatmamıza yardımcı olacaktır…

Uygar dünyanın içindeki onurlu yerini almış, Atatürk devrimi ve ilkeleriyle yücelen ve gıptayla bakılan bir Türkiye özlemiyle…

Altan ARISOY - 26 Nisan 2011 - İlk Kurşun

http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar

Cloudy

8°C

Istanbul