rte sinir5 1

Üzülmemizi test etmeye kalkmasınlar…

Amerika ile ilişkiler “tarihi önemde anlayış birliğine” varmış durumda.

Ne anlama geliyorsa artık bu sözleri bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan söyledi.
Amerika Başkanı hiç de alışık olmadığımız biçimde üstelik Twitter hesabı üzerinden Türkiye'ye bugüne kadar edilmiş en büyük hakareti etti.
“Kürtlere saldırırlarsa Türkiye'nin ekonomisi mahvederiz” dedi.
Devletimizin en tepesinin buna tepkisi ise “üzüldük” şeklinde oldu.
Erdoğan “üzüldük” deyince, umarım diğer adamları da ortaya çıkıp “üzülmemizi test etmeye kalkmasınlar” türü açıklamalar yapmazlar inşallah.
Hiç olmazsa üzülmemizle kalmış olalım.
Tepemize her vurduklarında söylediğimiz “sabrımızı test etmesinler” palavrasına dönmesin bu da yani.
Sanıyorum bundan böyle hiçbir şey “Twitter'dan önceki gibi” olmayacak.
Amerika ilk kez Türkiye'ye karşı çok net, çok sert ve çok kararlı bir mesaj verdi.
Bu mesaj saray tarafından alındı ve gereği hemen yerine getirildi.
Aklına her estiği anda istediği herkese “ayar vermesi, haddini bildirmesiyle” bilinen Erdoğan birden munisleşti.
Komplekse kapılmadan Beyaz Saray'ı aradı “hiç merak etmeyin” mesajını verdi.
Geri kalanlar artık detaydır.
Suriye'de tampon bölge kurulacakmış, burada Türkiye'nin dediği olacakmış, terörle mücadelemiz sürecekmiş, Amerika ile ikili ilişkiler gelişecekmiş, ticaretimiz artacakmış, bunların hiçbirinin önemi yok.
Türkiye Amerika'ya boyun eğdiğini ve söylediği her şeyi yapacağını kabul ettiğini ilan etmiştir.
Bu hep böyleydi ama açıktan söylenemiyordu.
Son günlerde iki ülkenin yönetimleri arasında ne tür bir tatsızlık çıktıysa artık, Amerika bu kez açıktan müdahale etti ve “Artık oyun oynamam, durumu herkes bilsin” dedi.
Sonuç olarak bu iktidar yakın siyasi tarihimizde onurumuzun ve gururumuzun en ayaklar altına alındığı bir gelişmeye neden olmuştur.
Buna karşın durumu kurtarmak için “diplomatik deha” propagandasının arkasına sığınarak Amerika'ya karşı bir zafer kazanıldığı iddiasını kendisine oy veren kitlelerin algısına yerleştirebilir ve hatta bu hızla seçimleri bile kazanabilir.
Ama artık mızrak çuvala sığmıyor.
AKP'nin bundan sonra seçim kazanmasının da önemi kalmayacaktır.
Türkiye kaybetmektedir sürekli ve seçim kazansa bile Erdoğan bu yükü taşımakta çok zorlanacaktır.
2019 belki de büyük değişimlerin yaşanacağı yıl olacaktır.

Güvenli bölge bizim için mi, bize karşı mı?

Trump'ın ağır hakaretini sineye çekip konuyu “Suriye sınırında güvenli bölge” planına çevirmeye çalışıyor saray.
Sanki Trump “Kürtlere dokunmayacaksınız, yoksa Türkiye ekonomisi mahvederiz” dememiş gibi “Güvenli bölgeyi zaten 4 yıldır ben söylüyordum” diyor Erdoğan.
Konu bir anda “güvenli bölge” oldu yani.
İyi de bu güvenli bölge neyin nesi, bu bilinmiyor.
Yandaş medyanın haberi veriş tarzına bakarsanız sanki Amerika sonunda Erdoğan'ın dediğine geldi ve Suriye sınırında 32 kilometrelik bir güvenli bölge oluşturulmasını kabul etti. Bu bölgenin kontrolü de Türkiye'ye verildi. Bu bölgeye Türk askeri girecek, PKK-PYD ise kesinlikle burada olmayacak.
Gerçekten böyle mi?
Güvenli bölgenin kontrolü bizde mi olacak yoksa Amerika'nın düşündüğü güvenli bölge aslında bize karşı bir tampon mu?
Yani Amerika “Bu bölgeye girmeyeceksin, operasyona kalkışmayacaksın, ancak ben söylersem oralara gideceksin” mi diyor?

YSK dünyanın en yaşlı insanlarını bulmuş…

Ünlü Guinness Rekorlar Kitabı'nı hazırlayanlar her yıl titiz çalışmalar yaparlar.
Örneğin “dünyanın en yaşlı insanı” aranır bulunur.
Ertesi yıl bu kişinin hâlâ yaşayıp yaşamadığına bakılır ve güncelleme yapılır.
Rekorlar kitabına baktım.
Dünyanın en yaşlı insanı olarak tanınan ve 116 yaşında olan Besse Cooper ölmüş. Bu durumda ‘'dünyanın en yaşlısı” unvanı Iowa'da yaşayan 115 yaşındaki Dina Manfredini'ye geçmiş.
Guinness Rekorlar Kitabı anladığım kadarıyla gerekli ve yeterli derecede araştırma yapmıyor.
Çünkü yapsa dünyanın en yaşlı kişisinin 115 yaşındaki Amerikalı bir kadın değil 165 yaşındaki Türk kadını Ayşe Ekici olduğunu saptardı.
1854 doğumlu Ayşe Ekici, YSK kayıtlarına göre 31 Mart'ta Kayseri'de oy kullanacak.
Guinness'in yetersizliği bununla da bitmiyor.
Dünyanın en yaşlısı diye nitelenen 115 yaşındaki Amerikalı kadından daha büyük olan 148 ve 149 yaşındaki Türkler de var ve önümüzdeki seçimlerde oy kullanacaklar.
Türkiye ayrıca 100 yaşın üstündekilerin de cenneti gibi.
Türkiye'de 6 bin 389 kişi 100 yaşın üzerinde.
Guinness'i hazırlayanlar YSK bilgileri karşısında herhalde utançtan yerin dibine geçecektir.

Şu Esad'a bakın, yine küstahlık yapıyor !

Tele1'de dünkü yayında Suriye'nin “güvenli bölge” tanımına karşı çıkarak “Türkiye'yi saldırgan bir politika izlemekle suçladığını” açıkladığını anlattım.
Bunu söyledikten sonra “Şimdi göreceksiniz bizim yandaş medyamız bu gelişmeyi Suriye'nin küstahlığı başlıklarıyla yayınlayacak” dedim.
Yayın bitti, yandaş medyanın internet sayfalarına bakmaya başladım.
Hiç şaşırmadım tabii.
Çünkü öğle saatlerine kadar birçoğunda bu haber hiç yoktu, olanlarda ise “Küstah Türkiye açıklaması” başlıkları vardı.
Şam'dan yapılan açıklamada Türkiye'nin Astana kararlarına uymadığı belirtilerek “Ülkeyi mevcut tüm olanaklarla savunacağız” deniliyor ve bu yandaş medyamız tarafından “küstahlık, kendini bilmezlik” olarak nitelendiriliyor.
Tabii birilerinin bu yandaş medyaya “güvenli bölgenin Suriye toprakları içinde olacağını, Suriye'nin de egemen bir devlet olarak bu bölge ile ilgili tasarrufta bulunmasının doğal olduğunu” hatırlatması gerek her halde.

İki kere iki dört eder...

George Orwell'in 1984 adlı eserini herkes bilir.
1949 yılında yazılan bu romanda gelecekte baskıcı, özgürlüklerin yok edildiği, herkesin büyük bir gözaltında yaşadığı dünya anlatılır.
Sahneye de uyarlanan 1984, Rutkay Aziz ve arkadaşlarının çabasıyla yine seyirci önüne çıktı.
Önceki akşam gittim oyunu izledim.
Bir tarafta Rutkay Aziz ve Taner Barlas diğer taraftan da “tek kişilik oyunum ‘Canın Sağolsun Türkiyem'in yönetmeni” Özcan Alpar olunca sabahın dördünde uyanmak zorunda olmama rağmen oyuna gitmem gerektiğini biliyordum elbette.
İyi ki de gitmişim.
Gerçekten çok güzel sahnelemişler.

Salon tek koltuk bile boş olmamacasına doluydu.
Daha önceki oyunlarda da böyle olmuş. Bundan sonraki oyunların da biletleri büyük oranda satılmış.
1949'da kimi edebiyatçılara göre komünizm, faşizm gibi totaliter rejimlere eleştiri olarak yazılan 1984'ü şimdi 2019 Türkiye'sinde izlemenin insana tuhaf bir duygu yüklediğini söyleyebilirim.
Herkesin her an izlendiği, bakışlarından bile “hain suçlaması” yapılabildiği, 11 yaşındaki bir çocuğun bile babasını ihbar ettiği ve bunun kahramanlık olarak kutsandığı bir “distopik” dünya insanı, hele Türkiye'de yaşıyorsa ister istemez çok etkiliyor.
Hele oyunun sonundaki özgürlük tiradında “İki kere iki dört eder, beş etmez” sözleri yok mu…
Perdeci Oyuncuları; Rutkay Aziz, Taner Barlas, Ekin Aksu, Özcan Alpar, Levent Yılmaz, Aytaç Öztuna, Hüseyin Uçurtma ve Hüseyin Demir'i kutlarım.
Fırsat bulursanız gidin izleyin.
Kolaylık olsun şubat ayı sonuna kadar programı da vereyim;
17 Ocak Artı Sahne
24 Ocak Bakırköy
26 Ocak Mall of İstanbul
31 Ocak Artı Sahne
4 Şubat Ataköy Yunus Emre
9 Şubat Ankara
12 Şubat Marmaris
13 Şubat Denizli
14 Şubat Antalya
17 Şubat Caddebostan Kültür
18 Şubat Artı Sahne
22 Şubat Antakya
23 Şubat İskenderun
24 Şubat Adana
25 Şubat Mersin
26 Şubat Gaziantep
28 Şubat Artı Sahne

Can ATAKLI – 17 Ocak 2019

Son Yazılar