Kimi aydınlar Türkiye’nin geçmişte yaşadığı kaos ortamını, kitlesel olayları ve faili meçhulleri açıklarken konuyu abartıp İttihat ve Terakki dönemine kadar getirir. Hem saltanat karşıtı bu hareketi tepeden tırnağa karalar, hem de bu ekibin içinden çıktığını savladıkları Cumhuriyet devrimlerini ve Kemalizm’i yaşadığımız her travmanın öznesi yaparlar. Ben bu durumu yakın tarihimize dönük aydın miyopluğu olarak adlandırıyorum. Neden? İttihat ve Terakki hareketi o dönemde yaşanması gereken doğal bir süreçti. Bu hareketin Cumhuriyet devrimiyle sonuçlanması da tarihsel sürece uygundur.

Ama 87 yıllık bir dönemi ve bu dönemin açmazlarını İttihat ve Terakki psikolojisi ve Kemalizm ile açıklamaya kalkmak gerçeklerden uzaklaşmaktır. Atatürk’ün cumhuriyet devrimi yarım kalmıştır. Bunu özellikle vurgulamak gerekir. Kanımca 1938’den sonra bu ülkede Kemalizm hiç olmadı. Milli şef dönemi hiçbir devrime tanıklık etmedi. Türkiye için 1950 sonrası ise zaten inisiyatifin CIA, CFR, trilateral gibi dünya emperyalist mafyasının elinde olduğu bir karşıdevrim sürecidir.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ülkemizin aydınlık ve güzel insanları çağdaş uygarlık yolunda iyi projeler üretmişlerdi. Sanayinin gelişmesi sınıfsal bilinci artırmış çok kapsamlı halk hareketleri ve işçi örgütlenmeleri oluşmuş, köy enstitüleri ve halkevleri kurulmuştu. Bu doğal akışın önünde tek ve büyük bir engel vardı: Emperyalizm. Demokrat Parti iktidarıyla eş zamanlı olarak Türkiye için askeri, ekonomik ve sosyal projeler üreten büyük patron bir kabus gibi tepemize çöktü ve 60 yıllık dönemde üzerimizden hiç kalkmadı. Sonuçta toplumsal dönüşüme katkıda bulunmak isteyen insanların önü kesildi. Köy enstitüleri kapatıldı. Sünni-Alevi, ülkücü-sosyalist çatışmaları çıkarıldı. Maraş, Çorum, Sivas gibi illerde toplu katliamlar yaşandı. Bir çok aydın, bir çok güzel insan faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırıldı. Her kuşağın en seçme insanları aramızdan ayrıldı. Sözü uzatmayalım. Ben 32 yıl önce bugün yani 11 temmuzda, aşağılık bir cinayete kurban giden bir aydınımızdan bahsetmek istiyorum. Sanat tarihçisi Doç. Dr. Bedrettin Cömert.

PARASIZ YATILI

Bedrettin Cömert 27 Eylül 1940 yılında Samsun’un Vezirköprü ilçesinde doğmuştur Sivas Lisesi’ni parasız yatılı okumuş, ve liseyi 1960 yılında birincilikle bitirmiştir. İtalya’dan burs alarak “Roma Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı” bölümünde öğrenim görmüş ve 1967 yılında buradan mezun olmuştur. 1971 yılında Roma Üniversitesi Felsefe Enstitüsü’nde “Son Elli Yılda Türkiye’de Sanat Eleştirisi” adlı teziyle doktorasını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönen Cömert 1972 yılında Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi bölümüne öğretim görevlisi olarak atanır. “Benedetto Croce’nin Estetiğinde İfade Kavramı ve İfadenin İletimi Sorunu” adlı tezi ile ikinci doktorasını tamamlar ve “Sanat tarihi doktoru” ünvanını alır.

Bedrettin Cömert’in edebiyat uğraşısı şiirle başlamıştır. 70’li yıllara kadar dönemin bilinen dergilerinde şiirleriyle yer aldı. Forum, Yansıma, Gelecek, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Yeni Ortam dergilerinde şiirleri yayınlandı. 1970’ten itibaren şiir yazmayı bıraktı ve eleştiri alanındaki çalışmalarına ağırlık verdi. Kalmasın Ellerim Sizden Uzak adlı şiir kitabı ölümünden sonra 1979 yılında yayınlandı.

Bedrettin Cömert sonraki dönemde çeviri ve eleştirileri ile öne çıkmıştır. Sir Ernst Gombrich’in The Story of Art (Sanatın öyküsü) kitabını Türkçeye çevirir ve TDK’nin “1977 Çeviri Ödülünü” kazanır. Croce’nin Estetiği, Eleştiriye Beş Kala, Estetik, Mitoloji ve İkonografi, Giotto’nun Sanatı başlıca yapıtları arasında yer alır.

Bedrettin Cömert alçak gönüllü, duyarlı ve ön yargıları olmayan bir bilim adamıdır. Eleştiri yazan insanlarda da bu özellikleri aramıştır. Duygulu bir insan olmasına rağmen sanatçı kişiliğinden çok bilimsel ve eleştirel yönü daha ağır basar.

Bedrettin Cömert, eleştiriye sevgi, saygı, sıcaklık, duyarlılık katmıştır. Estetiğe bakış açısı da bilimseldir. Fenomenolojik, metafizik ve sorunsalcı olarak üç farklı biçimde tanımlar.

ÖZGÜN BAKIŞ

Cömert’in sanata, estetiğe ve eleştiriye bakışı bir özgünlük içermektedir. Ona göre sanat yapıtına sanatsal bilinçle ve duyarlıkta sızabilmek için kuramsal hazırlık zorunludur. Estetik bilimi büyük ölçüde bu kuram birikimini sunar fakat bununla da yetinilmemelidir. Sanat tarihçisinin, bir sanat yapıtını, estetik biliminin sunduğu araçlarla değerlendirip, gerçek tarihsel yerine oturtabilmesi için eleştirel bir tavırla yapıtlara eğilmesi gerekir. Dolayısıyla sanat tarihçiliği eleştirel mercekten geçtikten sonra, sanatsallığı saptanmış yapıtları yaratıldıkları çağ ve toplumla ilişkiye sokarak bu sanatsallığın nedenini açıklayan, bu nedeni önce yapıtın kendisinde bulup, sonra toplumun, toplumsal kültürel bağlamında gerçeklendirebilen bir etkinliktir

Bu sanat tarihçisi, bu aydın kişilik uzun yıllar önce aramızdan ayrıldı. Böyle bir evrensel düşüncenin, böyle bir duyarlılığın ve inceliğin ölümü nasıl gerçekleşebilir? Çeviri ya da eleştiri yaparken kalp kriziyle veya yaşlılık döneminde deniz kıyısında anılarını yazarken olabilir mi? Mekan Türkiye ise ve zaman emperyalizmin üçüncü dünya ülkelerini ayarlama dönemi ise genellikle aydınların genç cesetlerinin iktisatçı Rosa Luxemburg gibi yol ortasında bulunması muhtemeldir. Beyni ayrıntılarda dolaşan bu güzel insan, bundan 32 yıl önce Ankara’nın ortasında Gladio’nun kirli tetikçileri tarafından öldürülmüştür.

ÇAPRAZ ATEŞ

Hacettepe Üniversitesi’nde çıkan olayları araştırmak için bir komisyon kurulmuştu. Komisyonun başkanlığına Bedrettin Cömert getirildi. Aynı zamanda Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı olan Cömert ölüm tehditleri almaya başladı. 11 Temmuz 1978 Salı günü , sabah saat 08:45'de Ankara Gaziosmanpaşa, Karagöz Sokak’daki evinden çıkan Cömert eşi Maria ile birlikte mavi renkli Volkswagen arabası ile yola çıktı. Yolun ilerisinde kırmızı renkli bir Simca marka arabada 3 kişi bekliyordu. Cömert çiftinin arabası hareket edince kırmızı Simca da hareket etti. Volkswagen'in yolunu kesen Simca’dan iki kişi dışarı çıkıp araca ateş açtılar. Çapraz ateş sonucu Cömert olay yerinde öldü. Karısı Maria ağır yaralandı.

30 Mart 1979'da Avrupa Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu'nun eski başkanı Lokman Kondakçı, İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'e "Bedrettin Cömert olayında emri, dönemin ÜGD Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun verdiğini, onun üzerinde de Ramiz Ongun'un yer aldığını" söyledi. Sonrasında mahkemede Lokman Kondakçı'ya iddialarının neye dayandığının sorulması üzerine o dönemde ülkücü hiyerarşiyi tahmin ederek böyle bir açıklama yaptığını ifade etmiş ve bu temelde iddiasının vehim üzre olduğu kayda geçmiştir.. Yaklaşık aynı tarihlerde Cömert cinayeti’ni araştıran Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, cinayetin azmettiricisi sıfatıyla Abdullah Çatlı hakkında tutuklama kararı çıkardı. Cömert’e ateş eden silahların Ankara'da pek çok cinayette kullanıldığı anlaşıldı. Polis, Rıfat Yıldırım, Üzeyir Bayraklı ve "Ahmet" kod adlı bir sağ görüşlü kişi olmak üzere 3 saldırganı belirledi. İlk ikisi, başka bir cinayetten aranmaktaydılar ve Almanya'ya kaçmışlardı. Artık bulunamazlar sanılırken 1985'te Almanya'da 1,5 kilo eroinle yakalanıp uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar. Ama idamla yargılanacakları için Türkiye'ye iade edilmeyip serbest bırakıldılar. Rıfat Yıldırım'ın Frankfurt'ta açtığı gece kulübü Skala, Alaaddin Çakıcı dahil Türk mafyasının buluşma yeri haline geldi. 2002'de Türkiye'ye iade edildi. Cömert davasında "delil yetersizliği"nden beraat etti. Üzeyir Bayraklı 1992'de öldürüldü. Cenazesine katılanlar arasında Abdullah Çatlı da bulunuyordu. Yıllar sonra BBP’ni kuran Muhsin Yazıcıoğlu, bir toplantı sırasında Cömert`in öldürülmesi emrini kendisinin verdiği yönündeki iddiaların doğru olmadığını söylemiş, “Ortada temelsiz, hiçbir dayanağı olmayan bir iddia var. Bizim Bedrettin Cömert olayı ile bir alakamız yoktur. İlgili oldukları iddia edilen diğer kişilerin de alakaları olduğunu sanmıyorum” biçiminde açıklama yapmıştır.

ACI DOLU YILLAR

Bedrettin Cömert’in aşağılık bir pusuda öldürülmesinin üzerinden çok yıllar geçti. Cömert’in katlini Doğan Öz, Kemal Türkler, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Turan Dursun, Musa Anter, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu cinayetleri takip etti. Acı dolu, kanla yıkanmış yıllar. Emperyalizmin kurduğu çatışma düzeneği son 40 yılımızı kırmızıya boyadı. Cinayetlerin bir bölümünün tetikçileri yakalanmış ama onları kiralayanlara dokunulamamıştır. Daha da ötesi büyük patron hakkında kimse tepki koyamamış, kimse bu vahşetin okyanus ötesi karargahını dillendirememiştir. İsmet İnönü’nün onurlu bir biçimde ifade ettiği “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de orada yerini alır” sözü havada kalmıştır. Bu gün ülkemiz NATO’nun üvey evladı. AB kapısında iki ayak üzerinde beklemekte. Olan Cömert’e, Öz’e, Mumcu’ya, Türkler’e, Aksoy’a, Kışlalı’ya ve diğer öldürülen aydınlarımıza oldu. Olan, bir ulusun topyekün geleceğine oldu.

Günümüz Türkiye’sinde büyük patron “Ilımlı İslam” projesini yürütmektedir. Kendi kurduğu ve 12 mart ve 12 eylül darbeleriyle süreklilik kazandırdığı derin devletin ve Gladio’nun açığa çıkarılması ve sorgulanmasını engellemiş, dezenformasyon ve kafa karışıklığı yaratmak ve muhaliflerini sindirmek üzere Ergenekon ve benzeri örgütlenmeleri gündeme taşımıştır. Susurluk çamurundan birkaç unsurun da tabağa rendelendiği Ergenekon bilmecesinin niteliği ve boyutu hala gizemini korumaktadır. Planlı bir biçimde at izi it izine karışmıştır. Bu arada, yıllarca mağdur edilmiş ve ezilmiş bazı aydınlar da Ergenekon sofrasında tüketilmek üzere yerini almıştır. İştahla bu sofraya oturan bazı aydın müsvetteleri, Ergenekon mikrofonunda geçmişin bütün kirliliğinin faturasını gerçekte 1938’de hadi biraz iyimser bir yaklaşımla 1950’de sona eren Kemalizm’e çıkarmaktadırlar. Şimdi bu bilgi kirliliğinin dağıtılması ve yalın gerçekliğin ortaya çıkarılması ülkesini gerçekten seven insanların üzerine kalmıştır.

Bu gün, bilim adamı, sanatçı, yazar ve eleştirmen Bedrettin Cömert’i, o güzel insanı geri getiremeyiz. Ama onun katillerine ve büyük patrona inat bağımsız ve onurlu bir Türkiye yaratabiliriz. Onun kişiliğini ve öldürülme nedenini anlayabilirsek zincirlerimizi kırabilir, çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz. 21.yüzyılda bile hala, yatağımızı ayılarla paylaşıyoruz. Onlarla ittifak etmişiz, onlara müttefik demişiz. Ve bu lekeli ittifak suyumuzu, toprağımızı zehirlemiş. Bu zehir insanımızın sütüne karışmış. Değerlerimizi, inançlarımızı yitirmişiz.

Sevgili dostlar, hülasa, hava kurşun gibi ağır. Öte yanda, inanıyorum ki hava toprak gibi de gebe. Bu kapı umutsuzluk kapısı değil. Anadolu’da bir güzel dünya kurulacaktır. Ama bunu NATO, AB, OECD, IMF, Dünya Bankası ve Soros vakıfları kurmayacaktır. Biz kuracağız. Bu ülkenin insanları. Orman gibi kardeşçesine bir dayanışma ile kuracağız. Ve bu güzel dünyada Bedrettin Cömertlerin, Doğan Özlerin, Uğur Mumcuların adlarını taşıyan üniversiteler olacak.

Bu dünya önceki kuşaklara haram oldu. Biliyorum ki, bu güzel insanları yüreğimizde yaşatamazsak bu yalan dünya bize de haram olacak.

Sağlıcakla kalın. Uyanık kalın.

Dr. Hasan Vasfi ALTAY - 11.07.2010 - Odatv.com

Kaynaklar :

1- Aykırı denemeler / A. Demiral 2- Sanatın Öyküsü / Ernst Gombrich, Remzi Kitapevi, 1997
3- Croce’nin Estetiği / Bedrettin Cömert, De Ki Basım, 2006
4- Estetik / Bedrettin Cömert, De ki Basım, 2008
5- Giotto’nun Sanatı / Bedrettin Cömert, De Ki Basım, 2006
6- Cumhuriyet Gazetesi / Arşiv
7- Hürriyet Gazetesi / Arşiv
8- Akşam Gazetesi / Arşiv
9- Vikipedi

Son Yazılar

Mostly cloudy

23°C

Istanbul