gucumuz birligimizden gelir225

Bir olmak birlik olmaktır!

Soma'daki madenci katliamı sonucunda 301 insanımızı yitirdik.

Katliamın faili özelleştirmeler, taşeronlaştırma, açgözlülük, kâr hırsı ve kasıtlı ihmal. Yaralar sarılıyor, sarılacak elbette; küçük yaralar çabuk sarılır, büyük yaraların sarılması biraz daha uzun sürer. Ama bir maden işçisinin ''Madene tekrar inecek misiniz?'' sorusuna ''Girmeliyim...bankaya kredi borcum var.'' demesi kimseyi şaşırtmamalı. Söylediği hayatın olağan akışına aykırı bir şey değildir. İnceleyelim:

AKP iktidarının uyguladığı "üretmeden tüketerek", " sıcak para ithalatı", "nakit para dolaşımı", "herkese istediği kadar kredi", "ev kadınına, işsize, öğrenciye dahi kredi kartı" kampanyaları neticesinde diğer tüm memurlar, öğretmenler, esnaflar gibi madenciler de olmayan paralarını harcadılar, ev sahibi oldular, ihtiyaç kredisi çektiler, araba aldılar vs. Sonuçta iktidar tüm çalışanları borçlandırdı ve kendi ekonomisine mahkum etti. İşte bu mahkumiyetler yüzünden özelleştirmeler sonucunda düşürülen işçi ücretlerine işçi itiraz etmedi. Çünkü yalancı bir refah gösterisiyle gözler boyandı. Fakat tuhaftır ki işçi ücretleri düşerken hayat standardı yükseldi (televizyonlar, buzdolapları, arabalar, evler alındı). Yıldırım Koç hocamız buna "Sahte cennet" diyor.

Bakınız çok öğretici yazısı tıklayın! : Halkımız AKP'ye Niçin Oy Verdi?

Şimdi hayatta kalan madenciler kredi taksitlerini, kredi kartı borçlarını ödemek için, geçinmek için madene inmek zorunda. İnecek ve çalışacaklar. Artık bir de kardeşinin, akrabasının ya da komşusunun çocuklarına ve ailesine bakmak için de kazma sallayacak. Yani iki üç katı mecbur madene inmeye. AKP facianın sorumlusu olarak göstermelik birkaç kişi bulup olayı unutturmaya çalışacak. Zaten Diyanet İşleri Başkanlığı'nın din adamlarını Soma'ya göndermesinden belliydi. Bu anlamda din adamlarının iki işlevi var: 1. İsyanları önlemek ve sindirmek. 2. Faciayı unutturmak ve asıl failleri gizlemek. Asıl fail 12 Eylül ve Özal'larla başlayıp Çiller iktidarıyla devam eden ve nihayetinde AKP iktidarı ile sonuna gelmiş bulunan kamuyu ve kamuculuğu (devletçiliği-halkçılığı) yıkan özelleştirmeci ve rantçı mafya ekonomisidir.

Soma'da yaşanan faciayı lanetledik hep beraber, kimimiz sokaklara çıktı protesto etti, cop yedi, tazyikli su yedi, gaz yedi, kimimiz sosyal medyada resimler, iletiler, dilekler paylaştı. Peki vicdanımızı rahatlatmak dışında ne işe yaradı bunlar? Tamam, daha duyarlı olduk, toplamda duyarlılığımız arttı evet, eşimiz dostumuz komşumuz da hiç değilse madencilikte iş güvenliği konusunda birkaç kelam edebilir hale geldi.

Fakat biliyoruz ki tüm facialar gibi bu da unutulacak, üstü küllenecek ve gazetelerin ya da takvimlerin "tarihte bugün" sayfalarında ve iş kazaları istatistiklerinde Türkiye'nin ve belki de dünyanın en büyük maden facialarından biri olarak geçecek. Biliyoruz ki - ister birey isterse toplum olsun - tüm canlılar yaşama içgüdüsü gereği kötü ve olumsuz anıları unutmaya/silmeye meyillidir. Unutmazsan yaşamaya devam edemezsin. Fakat bu hesap sorulmayacağı anlamına gelmez elbette. Hala insanlar ölüyor, öldürülüyor. Kim soracak bu katliamların ve AKP iktidarının zulümlerinin hesabını?

Sen ey duyarlı, fakat örgütlenmeyen arkadaş;

Her katliam, facia yaşandığında ağlayıp üzülmekle mi yetineceksin? Biliyorum başkaları gibi yüzünü çevirmeyi ve gözünü kapatmayı önermeyeceksin bize. Peki ama ne yapacaksın?

Kitap mı önereceksin? Hadi hiç olmadı belki bir şiir yazarsın bize, ya da insanlara "bu ülkeden gitmeli artık, yaşanacak yer değil" mi diyeceksin?

Oysa aklında uçuşan diğer soruları bir an için koy kenara

ve sadece şunları sor kendine:

"Biz örgütlenirsek birlikte neleri değiştirebiliriz?"

"Peki, şimdi değilse ne zaman örgütleneceksin?"

Hakan SEVİN - 24 Mayıs 2014 - Kemalistler.net

Son Yazılar

Mostly clear

21°C

Istanbul