* Türkiye’de giderek yaygınlaşan siyasal cinayetler ile ekonomik krizi bahane eden dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve silah arkadaşları, 12 Eylül 1980’de yönetime el koydu

* Siyasi partiler kapatıldı, liderler tutuklandı, yüzbinlerce kişi zindanlara atıldı gencecik
fidanlar asıldı. Ancak, aradan geçen 29 yıla rağmen darbenin mimarları hesap vermedi

- Macit SOYDAN -

Tarih sayfalarında yerini ’Kara Eylül’ olarak alan 12 Eylül darbesinin ardından 29 yıl geçmesine rağmen, ihtilalin baş mimarı dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve arkadaşlarından hesap sorulamadı. Astırdığı genç fidanlara hiç aldırmayan Evren ise ömrünün son demlerini keyif çatarak sürdürüyor. 12 Eylül 1980 darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasal cinayetler, TBMM’nin bir çok turun ardından Cumhurbaşkanı seçememesi, 6 Eylül günü Necmettin Erbakan liderliğinde yapılan Konya’daki Kudüs mitingi gösterildi. Bunun yanında darbenin gerekçeleri arasında ekonomik istikrarsızlık da vardı. 70 Cent’e muhtacız şeklinde dönemin Başbakanı tarafından özetlenen dış ticaret açığı, döviz darlığı, işsizlik, kıtlık, iş yeri anlaşmazlıkları ekonomik nedenler olarak ortaya sunuldu.

ABD rahatsız oldu

Ayrıca toplumsal gerginlik te darbe gerekçeleri arasındaydı. Ülkedeki sağ-sol gerginliği, Emniyet Teşkilatının bölünmesi, cinayetlerini sayısının günde 30’a kadar çıkması darbenin zeminini hazırlamıştı. Bunun yanında NATO’nun güney kanadının en önemli üyelerinden biri olan Türkiye’nin içine düştüğü bu çalkantı, ABD’yi de rahatsız etti. Aynı yıllarda gerçekleşen İran İslam Devrimi ve SSCB’nin Afganistan’ı işgali ABD’de rahatsızlık gösterince, sözde istikrar adına ABD’lilerin deyimiyle “Bizim Çocuklar” düdüğü çaldı.

Yönetime el koydu

12 Eylül sabahı saat 04.00’de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, Türkiye’de adeta zamanı durduran ve siyasal tarihin saatini paramparça eden bildiriyi radyodan okudu: TSK İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

Tarihin durduğu an

12 Eylül 1980 sabahı Türkiye’de tarihin durduğu andı. Kimilerine göre sokaklardaki barut kokusu artık bitmişti. Kimileri içinse barut kokusundan etrafa yayılan acılar henüz yeni başlıyordu. Türkiye’de siyasetçilerin saatleri kollarından çıkartılıyor, Atlantik ötesi bir zaman kordonu Türkiye’yi kuşatmaya başlıyordu. Bu sadece insanların cadde ve sokaklarda rahat gezebilmesi anlamına gelmedi. Aynı zamanda yeni bir ekonomik dönemin de habercisi olarak algılandı.

İnfazlar başladı

Ancak darbe infazları da beraberinde getirdi. Türkiye’de artık bir travmanın dönemi başlamıştı. Bin yıllık devlet geleneğinin hafızası silinmek istenecek, bunun yerine infazların, korkuların dönemi başlayacaktı. Konsey Başkanı Kenan Evren, Türkiye’nin siyasi hafızasını sıfırlarken, çıktığı yurt gezilerinde kelaynakların Türkiye için ne kadar önemli olduğunu vatandaşlara anlatacaktı. Herkes suskun ve korku dolu olarak kapısını kimin çalacağını beklemeye başladı. Evladını arayanlar, ondan haber almak isteyen anneler bir tarafa, hücrelerde geçmeyen zamanın kabusları Türkiye’de bir kuşağı yok ederken, ardından gelenlere de siyasal hayatı yasaklıyordu.

Yeni bir dönem

Siyaset yapmanın bedeli işkence, Türkiye’de yaşamanın adı ise suskunluktu. Türkiye’de yeni dönem böyle bir tabloyla başladı.  Nitekim ülke yeni bir döneme hazırdı: bu yeni dönem orta sınıfın kaybolduğu, evlatlarını yitirdiği, bedelini ilerleyen yıllarda işsizlik ve yok olan bilgi birikimi olarak ödeyeceği bir dönemin kapısını açtı. Bilanço insan üstü bir bilançoydu. Ama yapılacak bir şey yoktu. Herkes apoletli bir kadere razı olmuştu.

Liderlere sürgün

Darbenin gece 03:00’da ilanından sonra aynı gün sabah saat 5:30’da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’a Genelkurmay başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde : “TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz” ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmekteydi. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Hamzaköy Gelibolu adresi gösterilirken, Necmettin Erbakan’a ise Uzunada İzmir adres olarak verildi.  MHP Lideri Alparslan Türkeş ise darbeden birkaç gün sonra teslim oldu. Kötü gidişattan dolayı suçlanan siyasi liderlerden Demirel daha sonra Doğru Yol Partisi’ni kurdu, tekrar başbakan oldu ve Cumhurbaşkanı seçildi. Bülent Ecevit, Demokratik Sol Parti’yi kurduktan sonra 80 sonrası yeniden Başbakanlık koltuğuna oturdu. Necmettin Erbakan yine yıllar sonra Başbakan Yardımcısı olurken, Türkeş de yeniden MHP’nin başına geçti.

Darbenin lideri Kenan Evren, Tahsin Şahinkaya, Nejat Tümer ve Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile birlikte 12 Eylül bildirisini sabah saat 04.00’de radyodan okudu.

12 EYLÜL’ÜN BİLANÇOSU AĞIR OLDU

50 siyasi suçluyu hemen idam ettiler

12 Eylül 1980 ardından TBMM kapatıldı, partiler lağvedildi ve mallarına el konuldu.   Parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. İşte o korkunç bilanço:
* 650.000 kişi göz altına alındı
* 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
* Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
* 7 bin kişi için idam cezası istendi.
* 517 kişiye idam cezası verildi.
* Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1’i Asala
militanı).
* İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
* 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
* 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
* 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
* 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
* 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
* 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
* 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
* 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
* 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
* 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
* 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası
istendi.
* Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
* 31 gazeteci cezaevine girdi.
* 300 gazeteci saldırıya uğradı.
* 3 gazeteci silahla öldürüldü.
* Bazı gazete ve dergiler 300 gün yayın yapamadı.
* 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
* 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
* Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
* 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
* 14 kişi açlık grevinde öldü.
* 16 kişi kaçarken vuruldu.
* 95 kişi çatışmada öldü.
* 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
* 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

Asmayalım da besleyelim mi ?

Darbeden sonra sıra idamlara geldi. Sağ sol ayırt etmeksizin gerçekleştirilen bu infazlarda ilk idam edilenler 9 Ekim 1980 tarihinde ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Necdet Adalı oldu.

Daha sonra

19 Mart 1980 tarihinde idama mahkum edilen Erdal Eren’in idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olmasına karşın, Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla, 13 Aralık 1980’de Ankara Merkez Cezaevi’nde infaz edildi. Erdal Eren’in idamına ilişkin Kenan Evren 3 Ekim 1984’de yaptığı Muş gezisi sırasındaki konuşmada şunları söylemişti: “Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?”

Kimse dokunamadı!
Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askeri cunta Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye’ye ilişkin tüm kritik kararları aldı. Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve cuntanın belirlediği Danışma Meclisi tarafından yeni bir anayasa hazırlandı. Kabul edilen Anayasa’da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılamadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı bugüne dek sürdü.

Darbeyi Hürriyet gazetesi okuyucularına “Ordu yönetime el koydu” başlığıyla duyurdu.

Bizim çocuklar işi bitirdi

Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin darbeden haberdar olduğu ve darbe gecesi Başkan Jimmy Carter’a “bizim çocuklar işi bitirdi” anlamında bir mesajın, bir toplantının ortasında iletildiğinin anlaşılması,
12 Eylül’de ABD’nin rolü konusunu da tartışmalara açtı. İlk kez Mehmet Ali Birand’ın 12 Eylül 04.00 (1984) adlı kitabında ortaya atılan, 12 Eylül Darbesi sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze’in askeri müdahaleyi haber aldığı öne sürülmüştü.
Tartışma yarattı
Haberi ulaştıran diplomatın your boys have done it -- senin çocuklar işi bitirdi - anlamındaki konuşması,
12 Eylül Darbesi içinde ABD’nin rolü konusunda tartışmalara neden olmuştu. Paul Henze 2003 yılında Zaman Gazetesi’ne verdiği demeçte sözlerinin Mehmet Ali Birand’ın uydurması olduğunu belirtmişti. Ancak kısa bir süre sonra Mehmet Ali Birand 2007’de Paul Henze ile yaptığı görüşmenin sesli ve görüntülü kayıtlarını yayınlayarak Henze’i yalanlamıştır.

CHP: Geçici 15. madde kaldırılacak mı?

CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özpolat, 12 Eylül dönemi yöneticilerinin yargılanmalarını önleyen Anayasanın Geçici 15. maddesinin kaldırılıp kaldırılmayacağını sordu. Özpolat, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde, söz konusu maddenin kaldırılmasının “yargı reformu” içinde olup olmadığını öğrenmek istedi. Özpolat, “Geçici 15. madde kapsamında kendilerini yargılamaktan kurtaran kaç kişi var? Bunların isimlerini kamuoyu ile paylaşmayı düşünüyor musunuz?” diye de sordu.

DSP: İktidarın altyapısını hazırladılar

DSP Genel Sekreteri Hasan Erçelebi, 12 Eylül askeri ihtilalinin, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı güçlerin büyümesine ortam sağladığını, irticayı getirdiğini ve bugünkü iktidarın altyapısını hazırladığını iddia etti. Erçelebi, düzenlediği basın toplantısında, “12 Eylül askeri darbesinin” 29. yılının geride bırakılacağını anımsatarak, şunları söyledi: “AKP’nin kökleri 12 Eylül darbesinden beslenmiştir. O gün 12 Eylül darbesini yaptıran güç, bugün yine Ortadoğu’da Türkiye’ye çok farklı roller biçmektedir. Ne yazık ki bu güçler, bu rolleri oynamaya hazır olan siyasi uzantılarını bulmakta da gecikmemiştir. Cumhuriyet kazanımlarından geriye gidiş 12 Eylülde başlamıştır. AKP, sözüm ona bir darbe karşıtlığından ve demokrasiden dem vurmaktadır. Soruyorum; darbe ürünü olanlar, darbecilikle mücadele edebilirler mi?”

DİSK: 12 Eylül anlayışı ülke için büyük engel

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, “hesap sorulmayan 12 Eylül anlayışının, demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi için en büyük engel olduğunu” savundu. Çelebi, yaptığı yazılı açıklamada, “29 yıl önce 12 Eylülde modern Türkiye tarihinin en baskıcı ve en kıyıcı askeri dikta rejiminin kurulduğunu” kaydetti. 12 Eylül’ün Türkiye’yi hala içinden çıkamadığı bir girdaba soktuğunu öne süren Çelebi, şunları kaydetti: “Bugün İstanbul’da 30’un üzerinde insanımızın ölümüne neden olan çevre ve sel felaketinin meydana gelmesinde imar ve arazi yağmasının önünü açan 12 Eylül’ün ve bu yağmayı memnuniyetle devam ettiren 12 Eylül sonrası hükümetlerin rolünü kim inkar edebilir? Kürt sorunu, 12 Eylül ile içinden çıkılmaz hale gelmiştir. Bugün basına yönelen baskıların temelinde de 12 Eylül ile temelleri atılan zihniyet vardır.”

Hak-İş: Çalışma hayatına büyük darbe indirdi

Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, 12 Eylül’ün çalışma hayatına önemli yansımaları olduğunu belirterek, “İhtilal, darbe ve müdahalelerin demokrasilerde geri vites anlamına geldiğini” ifade etti.  Uslu, yaptığı yazılı açıklamada, “darbe ve ihtilal dönemlerinde” en büyük zararı emeğiyle geçinenlerin gördüğünü ifade belirterek, “1980 ihtilalinin üzerinden 29 yıl geçmiş olmasına karşın, süreçten etkilenen, idari, mali, sosyal ve kültürel yönden temel hakları ellerinden alınan bir kesim, haklarını geri almak için mücadele vermektedir.
12 Eylül’ün çalışma hayatına en önemli yansıması da 2821 sayılı Sendikalar Yasası ve 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası’dır. Bu yönde olumlu bir adım atılmış, ancak henüz bir sonuç alınamamıştır” diye konuştu.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly sunny

28°C

Istanbul