deniz gezmis sucluyorum225

‘Denizler’

Hocam, bugün hangi konuyu konuşalım dersiniz?

- Konumuz hazır, Denizleri andık bu hafta 6 Mayıs’ta, Ankara’daki Ulucanlar Merkez Cezaevi’nin özel olarak hazırlanan bir avlusunda idam sehpasında katledildikleri günün 42. yılında!..

  “Ağaçlar Çiçekteydi” adlı anılar kitabınızda, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını 1967 yılından başlayarak yakından tanıdığınızı anlatırsınız. Hatta onlarla bir gece, Ankara’nın kimi yerlerinde sokaktan sokağa kuşlar gibi uçarken “zararlı” saydığınız yabancı kültür merkezlerinin pano, camekân ve cam çerçevesini indirip bu pislikleri birkaç saatte temizlediğinizi de yazmıştınız...

- Evet, “68 kuşağı”nın öncüleri olan Denizlerle “gençlik arkadaşlığı” denen uçarılıklarım olmuştur. Ankara’da yaşayan bir aydın olarak Ankara’ya geldiklerinde onlara katılırdım. Ben onlardan 10-15 yaş büyük olduğum için, “Denizler”in temposuna ayak uydurmam doğrusu zordu. “Denizler” dediğimiz devrimci çevre içindeki gençleri ben hiçbir zaman ayırt etmedim. Ruhunu, bedenini, her şeyini yurdunun kurtuluşuna, tam bağımsızlık ve gerçek demokrasiye adamış bu gençler, “yurtseverlik”, “mertlik”, “yüreklilik”, “davaya bağlılık”, “dayanışma”, “dürüstlük” gibi öyle ortak vasıflarda birleşmişti ki, herkes gibi ben de onları bir bütün olarak görüyordum. Onun için “Denizler” denmiştir onlara hep, tarihe böyle geçmişlerdir.

 Ama “insan” yönüyle farklılıkları vardı herhalde...

- Olmaz olur mu? Her birinin insan olarak farklı özellikler taşıması doğaldı. Örneğin Cihan Alptekin “asil ruhlu”, Hüseyin “kıvrak zekâlı”, Yusuf “özverili ve atak”, Sinan “herkeste saygı uyandıran”, Mahir “filozof yaratılışlı”ydı. Deniz’in ise çok ayırt edici, yüksek bir tarafı vardı: İncelik. Deniz, eşitsizlikle, adaletsizlikle, zorbalıkla kıyasıya savaşırdı, ama düşünceli, incelikli bir gençti. Ben onu tanıdığımda 18 yaşındaydı, oysa bütün bireysel ve toplumsal değer ölçülerini sindirmiş, görmüş geçirmiş bir insanın olgunluğundaydı.

 Peki, Denizler neden kavgacı, uyumsuz, dikbaşlı olarak gösterilir?

- Haksızlıklara ve kötülüklere başkaldıran insanlar, tabii ki düzenle uyumlu değildir, dikbaşlı ve kavgacıdırlar. Denizler için şöyle söyleyeyim: Onlar her sabah, “Bugün şu ve şu kötülüklerin üstüne gidelim!” diyerek hayata atılırlardı. Halkımızın “Harekette bereket vardır” özdeyişini hayata geçirmek için gelmişlerdi bu dünyaya sanki. Devrimci bir gençlik örgütü “miskinler tekkesi”, “korkaklar locası” olabilir mi? Günümüzdeki gençlik örgütleri, örneğin TGB de bu mirastan yararlanmıyor mu?

 Söyleşi için teşekkür ederim hocam...

- Bir dakika.. Size bir dileğimi iletmek istiyorum: 1963’te yaşamdan ayrılan Nâzım Hikmet’in, içeriği açısından sanki Denizler için yazılmış gibi olan “Yıldızlara ve Aşka Dairdir” başlıklı bir şiiri vardır. Denizleri anarken bu şiiri sayfanın uygun bir yerine koyabilir misiniz?

Yıldızlara ve Aşka Dairdir...   

    Delikanlım!
    İyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin.
    Belki bir daha
yıldızların ışığında
kollarını ufuklar gibi açıp geremezsin...
    Delikanlım!
    Senin kafanın içi
yıldızlı karanlıklar
kadar
güzel, korkunç, kudretli ve iyidir.
    Yıldızlar ve senin kafan
    Kâinatın en mükemmel şeyidir.
    Delikanlım!
    Sen ki, ya bir köşebaşında
kan sızarak kaşından
öleceksin,
ya da bir darağacında can vereceksin.
    İyi bak yıldızlara
    Onları göremezsin belki bir daha...   

Nâzım Hikmet

Ahmet SAY - 09 Mayıs 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Mostly cloudy

23°C

Istanbul