ahmet say2

Doğu Perinçek tahliye olunca...

“Hapishaneden tahliye” dendi mi, ben öncelikle

işin siyasî ya da hukukî tarafına değil, İNSANÎ tarafına bakarım.

Batan gemiden yük tahliye edilmiyor. Batan gemiden insanlar tahliye ediliyor. Bütün dünyada, bütün denizlerde, bütün ummanlarda bu böyledir: Önce insanlar...

Üstelik, tahliye edilen insanların çoğu benim dostum...

Kimini uzaktan tanırım, ama kafadarlığım vardır onlarla. Şimdi kafadarlarım hapishaneden tahliye ediliyorsa ben bu olayın “insanî” tarafına bakmayacağım da sözde hukukî ve siyasî taraflarına mı bakacağım? Öğğğğğğğg... Bu son ikisinden bahsetmeyin! Öğğğğğğg, öğğğğğğğğğg! Kusturmayın beni!

Kafadarlarımın en kıdemlisi Doğu Perinçek’tir!

1966 yılından beri tanırım onu. Son tahliye edildiği güne kadar, ömrünün yaklaşık beşte biri hapishanede geçti onun. Bu çok önemli bir ölçüttür: Çünkü okurlarım bilir ki, “davaya inanmak”, bütün zorluklara, alçaklıklara direnmek, bildiği yolda gitmek demektir.

Birkaç ay önce Erzincan’daydım. Ben 1960’lı yıllarda, Erzincan’da bir buçuk yıl kadar halk eğitim uzmanı olarak çalışmıştım; o dönemden eski dostlarımla buluştuk. Hepsi de Eğinli, yani Kemaliyeliydi ve Doğu’nun babası Sadık Perinçek’i yakından tanıyan insanlardı. Belki kimi okurlarım bilmez: Sadık Perinçek, Erzincan milletvekilliği yapmıştır, yörede çok sayılır ve sevilir. Bu kez de Sadık Bey’in vasıflarını sayarak övgüler sıraladı arkadaşlar. “Şimdi nerede öyle sağlam, kültürlü siyasetçi?” dediler. Özellikle eskilerden saygın bir gazeteci dostum, onun siyaseti, dolayısıyla Kemaliye’yi bırakmaması için çok çaba gösterdiğini söyledi. “Bütün çabalarım nafileydi” dedi.

Şöyle diyormuş Sadık Perinçek:

“Bu dönemin siyaset anlayışını artık doğru bulmuyorum. Siyaseti, doğru yoldaki yeni kuşağa bırakmak gerek. Oğlum Doğu, işte bu yolda...”

Kemaliyeli saygın gazeteci dostum, bunu söyledikten sonra biraz düşünür gibi yaptı ve sözünü şöyle sürdürdü:

“Neylersin ki Doğu Perinçek hapiste! Demek ki doğru siyasetin yolunu tutan kuşak, zincire vurulurmuş bu dönemde...”

Doğu Perinçek tahliye olunca ilk işim, Erzincan’daki saygın gazeteci dostumu “gözün aydın” diye aramak oldu.

Ahmet SAY - 14 Mart 2014 - Aydınlık

Ahmet Say'ın Yaşam Öyküsü

Cumhuriyetin kuruluş dönemi eğitimcilerimizden matematik öğretmeni ve matematik kitapları yazarı Fazıl Say ile felsefe öğretmeni Nüzhet Say’ın oğlu olan Ahmet Say, 1935’te İstanbul’da doğdu. Küçük yaşta özel dersler alarak piyanoya başladı, ortaokul ve lise öğreniminin yanı sıra, 1946’da Ferdi Statzer’in isteği üzerine girdiği İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda, 1945-50 yılları arasında Verda Ün ile piyano, Demirhan Altuğ ile teori ve Raşit Abed ile armoni çalıştı. İstanbul Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Almanya’ya gitti, 1954-60 yılları arasında bu ülkede basın-yayın öğrenimi yaptı. Bir yandan da müzikolog Kurt Köhler’in özendirmesiyle müzikolojiye ilgi gösterdi. 1960’da Türkiye’ye dönünce Bingöl ilimize giderek büyük bir istekle öğretmen, halk eğitimcisi ve amatör folklorcu olarak görev yaptı. Türkü, ağıt, masal ve destanlar derledi, halk müziği koroları, halk dansları toplulukları kurdu (1960-64). Bingöl izlenimlerini edebiyat alanında değerlendirdi, ödüller aldı.  

Say’ın roman ve hikâyeleriyle aldığı ödüllerin önde gelenleri şunlardır: 1970 TRT Hikâye Ödülü, 1974 Sabahattin Ali Hikâye Ödülü, 1975 Antalya Film Festivali Hikâye Yarışması Ödülü; 1974 Milliyet Gazetesi Roman Yarışması’nda mansiyon. Yazarın 1982’de yayımlanan “İpek Halıya Ters Binen Kedi” adlı hikâye kitabı Almanca’ya çevrilerek 1985’te Berlin’de yayımlandı.  

Ahmet Say, Türkiye’de gerçek demokrasinin hayata geçmesi yolunda ilkeli bir aydın olarak verdiği mücadele dolayısıyla özellikle 1971 askeri darbesinde, daha sonra 1980 askeri darbesinin insan haklarına aykırı tutumu ve düşünce özgürlüğünü yok eden yasakları nedeniyle bütün Türk aydınları gibi zor yıllar yaşadı. Yazarın “Kocakurt” adlı romanı, bu zor koşullar altında tanıdığı ilginç insanlardan birinin serüvenlerini konu alır.        

1977’de Türkiye’nin önde gelen edebiyatçı arkadaşlarıyla “Türkiye Yazıları” adlı aylık edebiyat dergisini yayımlamaya başlayan Say, derginin yayımını 1980 askeri darbesini izleyen iki yılda da sürdürdü.  

1985 yılında “Müzik Ansiklopedisi Yayınları”nı kuran Ahmet Say, Türkiye’de konservatuarlar, üniversitelerin müzik eğitimi bölümleri, müzikçiler ve müziksever aydınlar tarafından ilgiyle karşılanan kitaplar yazdı.  

Türkiye’nin önde gelen gazete ve dergilerinde yayımlanan yüzlerce müzik eleştirisi ve sanat sorunları üzerine yazdığı ilginç yazılarıyla tanınan Say, uluslararası ve ulusal müzik toplantı-larında yankı uyandıran, incelediği sorunların çözüm yollarını gösteren bildiriler sundu.

http://www.ahmetsay.com.tr/cv.htm

Son Yazılar

Mostly clear

21°C

Istanbul