ali sirmen2 2

Ali SİRMEN Paris’te  "İsyancı Türkler Platformu" nda Konuştu!

Türkiye’de 2014 Mart ayı sonunda yapılacak olan yerel seçimler öncesi,

Paris’te 2012. Yılında kurulan ve aynı yıl Ekim ayında ilk manifestosunu yayınlıyan İsyancı Türk Topluluğu Platformu, başkent Paris’te Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Ali Sirmen’in konuşmacı olarak davet edildiği toplantı düzenlendi.

Türk ve Fransızların katıldığı sohbet ortamında gerçekleşen toplantıda gazeteci yazar Ali Sirmen, Türkiye’deki AKP iktidarının 11 yıllık icraatlarını ve son günlerdeki AKP ve Cemaat arasında meydana gelen yolsuzluk ve skandal gelişmeleri irdelediği konuşmasını gazeteci Nur Dolay, salonda bulunan Fransızlara tercüme etti. Gazeteci-yazar Sirmen, konuşmasına; isterseniz en son çıkarılan Cumhurbaşkanı Gül’ün sansür uygulanmasını imzaladığı İnternet üzerineden bir örnekle başladığı konuşmasında, “ İnternet çıkalı beri, artık nerede olursanız olun, Türkiye anında elinizin altında. Gazetelerin internet nüshalarına bakarken, gözüme eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın seçim tahmini takıldı. Eski bakan, AKP’nin yüzde 35’ler dolayında oy alacağını tahmin ediyor, bunun da Başbakan’ın ayaklarının suya ermesini sağlayarak yararlı olacağını düşünüyor. Tabii böyle bir açıklama, “Peki siz bakan olduğunuzdan bu yana ne değişti ki şimdi böyle konuşuyorsunuz” sorusunu gündeme getirir. Zaten getirmiş de. Günay bu soruya şöyle bir yanıt getiriyor: Biz bu partiye girerken muhtıralara muhatap olmuş, AB sürecinde kararlı adımlar atan, vesayet mekanizmasını kaldırmaya çalışan bir parti vardı.

Sabık bakanın bu açıklamasını Paris’te okurken anımsadım ki, bir zamanlar burada da böyle düşünenler çoğunluktaydı. Buradan bakıldığında olayın öyle imiş gibi görünmesini anlamak daha kolay. Burada yardımcı öğeler giriyor devreye: Cehalet, uzaktan bakışın aldatıcılığı, çıkar birliği. Türkiye’yi içine almamaya kararlı olan Avrupa, Erdoğan’ı Türkiye’yi AB’ye üye yapacak diye desteklemeyecekti kuşkusuz. Asıl önemli nokta da buradaydı zaten. AB ile Erdoğan’ın o dönemde bu konuda zımni bir görüş birlikleri oluşmuş durumda olduğunu “söyledi.

ali sirmen1

Yazar Ali Sirmen Paris'teki İsyancı Türkler Platformu'nda!

Cumhuriyet gazetesi yazarı Sirmen konuşmasını şöyle sürdürdü, “ Avrupa, Türkiye’yi asla içine kabul etmeden kendi etki alanında kalan, dünya etrafında tur atan ay misali çevresinde dönen bir ülke olarak tutmak istiyordu. Erdoğan da buna razıydı. Yalnızca kendi iç kamuoyuna bunu başka türlü sunuyordu.Kısacası AB sürecinde olumlu adımlar baştan aşağı palavraydı ve bunu Törkiş dönekler ile liboşlar dışında herkes biliyordu. Vesayete gelince: Gerçekten de Erdoğan askeri vesayete karşıydı. Yalnız onun askeri vesayet karşıtlığı, bu tür vesayetin kendininkine rakip olmasından dolayıydı. İstediği, kendi vesayetini tek başına hükümran kılmaktı. Bunun için önüne çıkan her engeli aşmaya kararlıydı. Nitekim öyle de yaptı. TSK’yi tasfiye etmek için hukukun tüm temel ilkelerini ayaklar altına almaktan çekinmedi. Olayın bu yanı hatırlatıldığında, buradan bakanlar, hukuk tanımazlığın kanıtlarına kuşku ile yaklaşıyorlar, bunu eski düzenin sürdürülmesini isteyenlerin itirazları olarak algılıyorlardı. Bu görüşün oluşmasında Törkiş dönekler ile liboşların da cansiperane gayretleri etkili olmuştur. Erdoğan’ın yöntemlerine hayır diyenler de her türlü vesayetin kaldırılmasından yanaydılar. Ancak bu girişimin hukukun sınırları içinde kalarak yapılması gerektiğini, bunun pek de âlâ yapılabileceğini söylemekteydiler. “dedi.

“Tayyip Bey’in gerçek amaçlarını bilenler, vesayetin ortadan kaldırılmasından sonra demokratik kurum ve yaptırımların da ortadan kaldırılacağına ve böylelikle demokrasinin tüm güvencelerinden yoksun kalacağına inanıyorlardı. Nitekim, askeri mekanizmanın gücü, hukukun temel ilkelerini ayaklar altına almak, adaleti masumları hapislerde çürüten bir zulüm aracı haline getirmek pahasına kırıldıktan sonra, yine milli irade ve demokrasi teraneleriyle yargı da demokrasinin tüm öbür dengeleri de allak bullak edilince, Tayyibizm bütün dehşetiyle ortaya çıktı. Ayrıca Tayyip Bey’in saplantıları, iktidar sarhoşluğu ve yönetimin kokuşmuşluğu, işbaşına gelirken hizmet etmeye söz verdiği çıkarlar ve düzen ile çatışınca, burada gözler açıldı, hatta kimileri nezdinde, geçmiş askeri vesayete makable şamil bir meşruiyet bile kazandırdı. Ama Törkiş dönekler ile liboşlar, hâlâ her şeyin gün gibi aşikâr olduğu bir ortamdaki yanlış analizlerinin ardındaki etkenler olan çıkarcılık, güce tapıcılık ve yalakalıklarını kabule yanaşmamakta kendilerini haklı göstermek için bin bir dereden su getirmektedirler. Oysa bunların dikkate alınmak için ilk yapmaları gereken şey, o zaman doğru analizler yapmadıklarını kabul ederek günah çıkarmaları gerektiğini “söyledi.

ali sirmen2

Tayyip Erdoğan tarafından temeli atılan 3. Boğaz köprüsü, fetihten yıllar sonra “İstanbul yağması”nın simgelerinden biridir ve yeni havaalanı ve Tayyip Bey’in bile çılgın diye adlandırdığı, felakete yol açmadan gerçekleşmesi imkânsız İstanbul’a kanal projesiyle birlikte ele alınmalıdır. Aslında, Taksim Gezi Parkı’nı eski kentin siluetini bozan binaları, hepsini, ama hepsini, aynı çerçeve içinde ele almak zorunlu. Genelde kent, özelde İstanbul rantı, gittikçe esas sureti ortaya çıkmaya başlayan Tayyip Erdoğan diktasının temelini oluşturuyor. Bu durumda diyebiliriz ki, “Türkler İstanbul’u 1453’te fethettiler ve 21. yüzyılın başında yağmalamaya başladılar”. Kentlerin arsaları, yeşil alanları meydanları, kültür eserleri, okul binaları hep tehdit altındadır. Çünkü hızla dini totalitarizme doğru yol alan Erdoğan diktası, ekonomik olarak üretime dayanmamakta, bu değirmenin suyu üretimden değil, yağmadan, talandan gelmektedir. Doğrusu, bu özellik ne Tayyip Bey’e ne de AKP’ye özgüdür. Türkiye demokrasi sandığı çok partili rejime geçişle birlikte, tek parti döneminde başlayıp ivme kazanmış olan sanayileşme hamleleriyle altyapı yatırımlarını yeteri derecede sürdürüp geliştiremeyince, ne Cumhuriyetin temelindeki bağımsızlık ilkesini koruyabilmiş, ne sürdürülebilir bir kalkınmayı ne de varlığı sürdürülebilir kalkınmaya bağlı olan demokrasiyi geliştirebilmiştir. Böylelikle ürettiğinden çok üreyen toplum, yaşamını ve bekasını, avantayla talana dayamış, devlet eliyle dağıtılan avanta ile devletin işbirliği ve göz yummasıyla yürütülen talan, rejimin üzerinde durduğu iki ayağı oluşmuş.“ dedi.

ali sirmen3

Tabii ki, dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir ekonomik taban ile sürdürülebilir bir kalkınma söz konusu olamaz. Sürdürülebilir ekonomik kalkınma üretimle olur, yeryüzünde sürdürülebilir bir talan düzeni olmamıştır, olmasına da imkân yoktur. Artan kentleşme ile birlikte, AKP projesini dizayn edenler, bunun dış ayağı olarak, küresel kapitalizmin egemenlerini iç ayağı olarak da, rant ve talan ekonomisine bel bağlamış olan iki binli yılların başında kentleri çevreleyen gecekondularda yoğunlaşmış kitleleri bulmuşlardır. Bu ayaklar üzerinde duran sistem, ne bağımsızlık, ne üretim ne de demokrasi ve özgürlük talebinde bulunur. Nasıl ki, İslami tutuculuğu küreselleşen kapitalizmin ekonomik liberalizmle bütünleştirerek, “uyumlu İslam”ı inşa etmek AKP’nin başarısına neden olan olgulardan biriyse, eskiden siyasi iktidarın göz yumduğu yağma-talanı iktidarın tekelinde bir oluşuma dönüştürerek, kurumsallaştırmak da, Tayyip Bey’in başarı sırlarının ikincisi olmuştur. Ve böylelikle gelişen teknolojinin de yardımıyla, tarihte eşi görülmemiş bir kent, ama özellikle de, büyük arayla başta olan İstanbul yağması başlatılmıştır. Şehri fetheden Fatih’in adamları da, şehri istila eden IV. Haçlılar’ın çapulcuları da, bu yağmacıların yanında solda sıfır kaldıklarını.” anlattı. Ali Sirmen’in sohbet toplantısını izlemeye gelenlere, toplantıyı düzenliyen İsyancı Türk Topluluğu Platformu tarafından “ AKP İktidarının Muhteşem Reformları ! “ üzerine on başlık altında onbeş farklı konuyu içeren bir manifesto bildirisi dağıtıldı.

Nur DOLAY - 01 Mart 2014 - Paris (Tan-Sar) Hodrimeydan.net

Son Yazılar

Showers

6°C

Istanbul