omer faruk eminagaoglu

Eminağaoğlu'na polis tuzağı!

Dün Kırıkkale’de artık kimseye şaşkınlık vermese de yine dudak uçuklatan bir mahkeme “komedisi” yaşandı.

Balyoz, Ergenekon, Odatv davaları derken, bu kez Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu için mahkeme, “sen ne dersen de, neyi savunursan savun, sana asla ‘derhal beraat’ kararı uygulamayız, yargılanacaksın,” dedi.

Bunu benim yazdığım gibi söylemedi elbette, ama sonuç buydu.

96 BÜYÜKTÜR 103!

Dünkü haberimizde, yargıçların kişisel suçlarında, kendi görevli oldukları en yakın ağır ceza mahkemesi cumhuriyet başsavcılığı tarafından soruşturulup, kişisel suçtan dava açılırsa, o ağır ceza mahkemesi tarafından yargılanabilirken, HSYK’nın Çankırı’ya en yakın mahkemenin Kırıkkale olduğuna karar verdiğini, oysa Sungurlu’nun Çankırı’ya 96 km., Kırıkkale’nin ise 103 km. olduğunu yazmıştık. HSYK ise Kırıkkale’yi kendisine yakın bulmuş, bereket ki, Ardahan Ağır Ceza filan dememiş.

Ömer Faruk Eminoğlu, savunmasına bu konuyla başladı. Daha bir sürü şey söyledi, ama bu kilometre meselesi önemliydi. Mahkeme heyeti ara verdi ve bu konuyu düşünmeye gitti(!). Çok düşünmeden döndüler ve “Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin işlerinin yoğunluğu nedeniyle, davanın Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar verildiğini belirttiler.

Elma ile armutu topladılar yani. İş yoğunluğu ile kilometre hesabının ne ilgisi olduğunu, Eminağaoğlu’nu savunan ve müdahil avukatlardan hiçbiri anlamadı.

İddianame okundu, şu iki önemli nokta ön plana çıkıyordu: 15-16 Haziran gecesi Kenndy Caddesi’nde toplanan kalabalığın taşlı sopalı çevreye saldırdığı polis tutanaklarına göre saptanmıştı. Ancak savunmasında Eminağaoğlu ısrarla o günün kayıtlarının hem polisin hem de çevredeki mobese kameralarında olduğunu, hiçbir kayıtta taşkınlık veya saldırı olduğuna ilişkin kayıt bulunmadığını söyledi.

KAMERALARIN GÖRMEDİĞİ OLAYLARI MAHKEME NEREDEN GÖRDÜ!

İddianname okundu. İddianame polis tutanağının neredeyse aynısıydı. Neden mi? Zira o gün rahatsızlandığı için Kennedy Caddesi’ne gelemeyen Aylin Nazlıaka’nın adı tutanakta ve iddianamede “katılmış” olarak görünüyordu.

Ben hukukçu değilim ve doğal olarak da bunun önemini, davayı nasıl etkileyeceğini filan bilemem. Ama hukukçuların dikkatini çekti. O gece Aylin Nazlıaka’nın hatta hasta olduğu için Kennedy caddesinde bulunmadığı söylendi.

Bunun anlamını Tarhan’a sordum, yani hukuki olarak. Tutanaklarda ve iddianamede olan bir olgu veya kişinin olay anında da olması gerek, aksi durumda mahkeme çok sıkıntıya düşer, tutanak ve iddianame sahih niteliğini yitirir dedi.

Aylin Nazlıaka’nın kısa süre katılıp hemen döndüğü veya daha geç katıldığı, belki de kalabalığa karışmadan dönmüş olabileceğini düşündüm.

Dönüş yolunda Ömer Faruk Eminağaoğlu’nu telefonla arayadım. Eminağaoğlu “Aylin hanımı tanımam, ama bana o gün Kennedy Caddesi’nde olduğu söylendi,” dedi.

Ankara’ya iner inmez CHP Milletvekii Aylin Nazlıaka’yı aradım. O gün hasta olduğu için katılmadığını, o güne kadar bütün gezi eylemlerine katılmış olmasına rağmen, 15 Haziran gecesi tüm istemesine rağmen orada bulunamadığını söyledi.

Durumun davanın gidişi için önemli olduğunu kısaca özetledim. “Eğer bu dava için ve Ömer Faruk Eminağaoğlu için önemliyse, elimden ne gelirse yaparım,” dedi. Döndüm Eminağaoğlu’na durumu özetledim. Kısacası Ömer Faruk Eminağaoğlu için bir çıkış noktası bulmuştuk diye seviniyordum. Zira mahkeme savunma almadan verilebilecek “derhal beraat” kararını vermediği için, yargılamaya karar verdiğini, mahkeme heyetinin gösteri için izin alınıp alınmadığını Ankara’ya sorması için mahkeme gününü ileri bir tarihe atması, yargıçlar açısından konunun uzayacağı anlamına geliyordu.

Pek mahkemelerde bulunmadığım için “derhal beraat”ın ne anlama geldiğini bilmiyordum. Onu da E.Ülker Tarhan anlattı. İsnat edilen suç tipi eğer ceza yasalarında karşılık bulmuyorsa, tanımı yoksa, yani bir anlamda suç niteliği bulunmuyorsa avukatlar “derhal beraat” isterlermiş. Nitekim müdafi avukatları da “derhal beraat” kararı verilmesini istediler. Mahkeme uygun görmedi.

Ankara’ya soracakları soruları olduğunu belirttiler, benim hukuktan anladığım kadarıyla. Bunu dolaylı veya benim anlamadığım bir dilde söylediler belki, ama durum buydu.

Şimdi bu davaya yol açan polis tutanakları ve iddianame iki noktada mahkeme için sıkıntı yarattı: Birincisi taşlı sopalı taşkınlıklara ilişkin video kayıtları yoktu. İkincisi de o sırada Kennedy Caddesi’nde olduğu iddia edilen bir milletvekili o gece orada yoktu.

Davaya yerel basın doğal olarak ilgi gösterdi, ama ulusal basından kimse yoktu. Milletvekili olarak Eminağaoğlu’na destek için Emine Ülker Tarhan, Dilek Akagün Yılmaz ve İlhan Cihaner vardı. Cihaner davanın başlamasının hemen ardından mahkeme salonundan ayrıldı, ondan bir süre sonra da Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da gerekçesiyle Kırıkkale’den ayrıldı.

Bir anlamda, Türkiye’nin önemli davalarından sayılan, aslında bir kişinin değil bir örgütün, Yargıçlar Sendikası’nın yargılandığı davada ne CHP tam anlamıyla ilgi gösterdi davaya, ne gazeteciler, ne de geziciler orada bulundu. Eminağaoğlu’nun ardında üç CHP milletvekili dışında sadece meslektaşları vardı.

Kimse çıkıp da “bu ülke nereye gidiyor,” demesin, “yargı da bağımsızlığını yitirdi” hamasetine soyunmasın; 20 taciz, üç tecavüz sanığını “tanıklar dinlenmedi” diye salıverip, 7 çocuğun daha tacize uğramasına (elbette bunlar bilinenler) neden olan yüksek yargı da saklanıp durmasın.

Evet, bu çocukların “pedofililer” tarafından taciz-tecavüze uğramaları kadar, bir yargıcın binlerce kişinin sokaklara döküldüğü, olay çıkmadığı bir eylemde tek sanık olarak yargılanması da yargıdan önce “devletin” suçudur.

Mümtaz İDİL - 21 Kasım 2013 - Odatv

Son Yazılar

Mostly cloudy

13°C

Istanbul