adnan turkkan mehmet sabuncu almanya225 

Ergenekon'da "Terörist" İlan Edilen Gazeteciler, Frankfurt'tan Ses Verdi: Mücadeleye Devam!

 "İster Türkiye'de Cezaevi; İster Almanya'dan Mücadeleye devam"

Almanya'nın tanınmış dış haberler kalemi Daniel Steinvorth, Der Spiegel dergisi için yazmış:

“Devletin o kadar çok düşmanı var ki!” diyor, Almanca dil kültüründe ironik bir vurguyla.

Haberin de başlığı böyle ve buna göre, suçlusu suçsuzu, ayyaşı berduşu, iktidara muhalefet edeni kim varsa, Türkiye’de herkes bir sepete toplanıp, önüne gelene ceza yağdırılmış. Merak edilmeyecek birşey değil.

Çünkü aynı gün köklü günlük gazetelerden ve muhafazakar çizgisiyle bilinen FAZ-Frankfurter Allgemeiner Zeitung adlı gazete de bu konuyu derinlemesine işliyor. Bu ilginç derlemenin altındaki imzanın sahibi ise, yine güçlü bir kalem.

Uuzun yıllardır Türkiye konulu haberleriyle öne çıkan Karin Krüger, haberini Türkiye’deki 5 Ağustos Silivri Kararları’na ayırmış.

Gazeteci Krüger'in yaklaşımı ise başlığa yansımış. Yani, "Türkiye'de derin devleti ararken yeni bir derin devlet kurulmuş" diyor.

Bu her iki kapsamlı haberde birkaç isim öne çıkıyor. Peki Silivri’de tutuksuz yargılanan ve kararın açıklandığı günlerde, resmi davet için geldikleri Almanya’da bulunan ve haklarındaki cezaları Berlin’de öğrenen bu kişiler kimdi?

Araştırıp Frankfurt’ta bulduk. Buluşma saati geldiğinde karşı karşıyaydık.

Farkediyorsunuz, o an çok karmaşık bir duygu kaynamaya başlıyor içinizde.

Üç insanla karşı karşıyasınız. Aynı masayı paylaşıyorsunuz. Bir diğer deyişle, bir masa etrafında ben dahil dört gazeteci var. Hepimizi ilgilendiren bir gazetecilik olayı yerine, başka bir konuyu konuşmaya nasıl gireceğimizin de sıkıntısı var üzerimizde. Aynı sıkıntıyı onlar hissediyor belli ki.

Benim için onlar bugün bir haber konusu. Yıllarca soru sormaya, sorgulamaya alışmış bu insanlar bugün sorulan sorulara yanıt verecek.

Çünkü onlar bugün birşeyleri sorması gereken gazeteci olmaktan da öte, haberin, olayın kendisi.

Zira karşımdaki bu insanların, meslektaşlarımın benden ayrılan bir yönü, onların 5 Ağustos gününden bu yana, Silivri’de kurulu Özel Mahkemesi’nin açıkladığı karara göre “terörist” olması.

“Terörist?”

Ne diyeceklerini bilemiyorlar, birbirlerine bakarak. Gülüyorlar sadece.

Karşımızdakiler kim mi? Anlatalım:

Adnan Türkkan 30 yaşında ve Türkiye’de muhalif yayinlarıyla son yıllarda öne çıkan Ulusal Kanal adlı televizyonun sorumlu genel yayın yönetmeni. Haziran ayından bu yana Türkiye’de İstanbul Taksim/Gezi Parkı protesto eylemlerini, çok kısıtlı teknik altyapıya rağmen gece gündüz naklen yayınlamaya çalışan bir muhalif kanal,. Yani Ulusal Kanal.

Türkkan aynı zamanda kısa adı TGB olan ve ardarda gelen muhalif mitinglerde, simgeleri “Kalpaklı Atatürk ilaveli Türk bayrağı olan Türkiye Gençlik Birliği’nin de kurucu genel başkanı.

Siliviri Özel Mahkemesi yargıçlarının toplam 503 sayfalık nihai kararında Adnan Türkkan’a da geniş yer verilmiş. Çünkü hakkındaki dosya da kabarık. Neler yok ki...

Örneğin O, yıllardır artık dünya dillerine de yerleşen “Ergenekon” “teşkilatı içinde bir gençlik birimi kurmakla suçlanıyor. Yani “Genç Ergenekoncu” olmakla itham ediliyor. Bunun yanısıra, Atilla İlhan Kültür Merkezi’nin yöneticisi ve gençlik dergisi “Kırmızı-Beyaz”ın sorumlusu olmak da ağır suçları arasında sayılıyor.

- Yine Silivri Özel Mahkemesi’nin aynı nihai kararında Addan Türkkan, “Ergenekon” diye yıllardır sözü edilen ancak bir türlü elle tutulamayan organizasyonun amaçları doğrultusunda provakatif girişimlerde bulunmak ve hatta öğrenci ve genç kesimleri kışkırtmakla da suçlanıyor.

Türkkan’a yönelik suçmalardan bir diğeri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin yanısıra, Çağdaş Eğitim Derneği gibi “sakıncalı” teşkilatlarla işbirliğinde bulunmak. Adnan Türkkan, soluk almadan hakkındaki suçlamaları anlattıkça anlatıyor.

Yıllardır kördüğüm haline getirilmiş ve herşeyin içine atıldığı ve harmanlandığı bir davada, siz, “kimdi?” “neydi? “nasıldı?” “o kimdi? “ bu kim?” diye ara yanıtlar bulmaya çalışın, bir süre sonra ipin ucunun kaçtığını farkediyorsunuz.

“Evet aynen böyle” diyor ve ekliyor Türkkan:

“Şahsına yönelik, hiçbir hukuki altyapısı olmayan iddialar yüzünden, bugün karşınızda “bir terörist damgası” ile oturuyorum. Cezam ise, 10 yıl 6 ay hapis cezası ve görüldüğüm yerde hemen tutuklanmak”.

Ancak bu şimdilik mümkün görünmüyor. Çünkü Adnan Türkkan, tıpkı karşımızda oturan diğer iki meslektaşı Mehmet Sabuncu ve Mehmet Bozkurt gibi haklarındaki cezaları, toplantılarda konuşmacı olarak geldikleri Berlin’de televizyondan öğrenmiş.

Aslında bu cezalar, Adnan Türkkan gibi, Türkiye’nin son yıllarda en radikal muhalif gazetesi Aydınlık’ın imtiyaz sahibi, 30 yıllık gazeteci Mehmet Sabuncu ve aynı gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü Mehmet Bozkurt için bir tesadüf olmasa gerek.

Ergenekon davasında başından bu yana izlenen süreç ve davanın başından bu yana politize olmasından yola çıkarak, ceza alacaklarını önceden de bir şekilde hissetmişler doğrusu. Bunu da saklamıyorlar.”Ceza sürelerinin bu denli ağır olmasını doğrusu hiç beklememiştik” diye değerlendiriyorlar.

Dedik ya; Silivri Özel Mahkemesi’nin toplam 275 sanık hakkında yağdırdığı ceza yağmuru, dünya basınında da şaşkınlık ve büyük ölçüde soru işaretiyle algılandı.

Adnan Türkkan bu ceza yağmurunda 10 yıl 6 ay alırken, Mehmet Sabuncu 7 yıl 6 ay, Mehmet Bozkurt ise 9 yıl 3 ay almış. 15 gün ek ise, bunun üzerine bir faiz gibi. Her üçü, kararın açıklandığı saatlerde Almanya’daydı. Son süreçte tutuksuz yargılanan Türkkan hakkında bilindiği gibi, 5 Ağustos’taki nihai karara göre, bir de tutuklama kararı bulunuyor. Sabuncu ile Bozkurt tutuksuz yargılandıkları için görüldüğü yerde tutuklanma kararı kapsamına girmiyor.

Yani şimdi dönseler, Türkiye’de serbestler bir süre.

“Döneceğiz yakında” diyor her ikisi de. Sabuncu ve Bozkurt, sizler bu satırları okuduğunuzda, Türkiye’ye zaten çoktan dönmüş olacaklar. Haklarını diğer sanıklar gibi bu kez Türkiye’de Yargıtay’da aramaya devam edecekler.

Sabuncu bu noktada şöyle bir değerlendirme yapıyor:

“Düşünebiliyor musunuz?” diyor ve devam ediyor:

“Bir mahkeme var. 275 aydın, yazar, milletvekili, subay, bilim insanı, gazeteci yargılanıyor ve herkesin hakkında sayısız iddia ortaya atılıyor. Ama bunların elle tutulur bir gerekçesi kanıtı ise doğru dürüst yok. Sözde gizli tanıklarla iddialar güçlendiriliyor. İşin en düşündürücü tarafı ise, nihai karar açıklanmadan önce, tutuklulara, sanıklara yasal hak olan ve adaletin vazgeçilmez ilkesi olarak bilinen “son söz”, “son savunma hakkı” geçiştiriliyor. Kısa süreler veriliyor kimisine. Ve aralarında benim de bulunduğu toplam 57 kişi, son karar öncesinde son savunmasını yapamadan cezaya çarptırılıyor. Bu nasıl bir adalet?”

Adalet....

Sabuncu ve Bozkurt, herşeye rağmen bu tartışmalı ve kendilerine göre “tamamen politik bir karar”ın Yargıtay’dan döneceğine inanıyor.

“Yak aksi olursa?” diyoruz.

Birbirlerine bakıyorlar. “Türkiye bu. Hiç belli olmaz. O zaman, dönünce, hakkımızda sınırdışına çıkma yasacağı bulunacağına göre, cezaevine gireceğiz. Ancak yılmak yok. Bu böyle gidemez. Mücadelemizi demokratik yollardan elbette içeride sürdüreceğiz. Hakkımızı arayacağız.” diyorlar kararlılıkla.

Adnan Türkkan ise, şimdilik Almanya’da kalmayı tasarlıyor.

Avukatı "İltica çok kolay sizin için" diyor.

Ama O, genç bir kararlılıkla "Hayır" diyor. Almanya'dan sığınma istemeyi, kendisi ve mücadele anlayışı açısından bir yenilgi olarak görüyor.

Almanya'da da olsa "Muhalif Gazeteci " kalmayı istiyor.

Ulusal Kanal’ın uzun süredir planladığı Avrupalı Türk toplumuyla bütünleşme, onların sorun ve beklentilerine eğilme konusundaki yayın projeleri üzerinde yoğunlaşmayı planlıyor.

Türkkan, hakkında çıkartılan “Ergenekon üyesi terörist” damgasını telaffuz ederken bile adeta yutkunuyor. Çocuksu genç yüzüne yansıyan saflıkla, bu damgayı ruhsal anlamda kaldıramadığı da hemen farkediliyor.

“Almanya’da nasıl bir gazetecilik çizgisi?” diye soruyoruz. Avrupalı Türkler’in sesine kulak vermek, onların Türkiye’ye bakışlarını anlamak istiyoruz.” diyor ve son aylarda Avrupa’da yetişmiş-doğup büyümüş Türk gençliğinin anayurda olan özel ilgisini ve muhalefet potansiyelinin farkında olduklarını söylüyor.

Söyleşimizin sonunda Türkkan, “İnancımızda, çizgimizde bir değişim olmayacak” diyor. 5 Ağustos’tan bu yana Silivri Mahkemesi’nden çıkan nihai kararda “Terörist” olmakla itham edilen genç muhalif gazeteci: “Türkiye’de bu davada gerçek Türk adaleti değil, tamamen Amerikan hukuku uygulanıyor. Silivri’nin Guantanoma’dan hiçbir farkı yok. Bu davada sanıkların çoğunun Amerikan karşıtı isimlerden oluştuğu için böyle bir süreç bizim için sürpriz değildir” gibi ağır iddialarda da bulunarak, sözlerini şöyle noktalıyor:

“Bu mahkemenin kararını tanımıyoruz. Çünkü adil değildir ve tamamen politiktir. Bugüne kadar muhalif gazetecilik anlayışımızdan taviz olmadı. Ulusal Kanal olarak bugüne değin ne yaptıysak, bundan böyle de aynısını sürdüreceğiz. Yurtdışından da olsa, muhalif çizgimiz bundan böyle de devam edecektir. Amacımız, çok sevdiğimiz ülkemizde tamamen bağımsız, demokratik bir hukuk devletidir. Bu uğurda, demokratik tüm olanakları kullanarak, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflerine ülkemizi taşımaktır. Bu uğurda ortaya çıkan engellere karşı elbette inançla mücadele etmektir. Bu nedenle, önemli bir Türk nüfusun yaşadığı Almanya da artık bir mücadele alanı haline gelmiştir”.

Redaksiyonumuzun Notu: Ergenekon davasının Silivri’de sonuçlandırılmasınnın hemen akabinde, 6 Ağustos günü, sıcağı sıcağına gerçekleştirdiğimiz bu söyleşiden birkaç gün sonra, söyledikleri gibi, Mehmet Bozkurt Türkiye’ye döndü. Sınırda pasaportuna el konuldu ve şimdilik serbest. Mehmet Sabuncu ise, gazetesi Aydinlik için yeni baskı makinası arayışında Almanya'da. Zaten bu iş için gelmiş buralara. Görüşmelerini tamamlayıp, birkaç gün içinde döneceğini ısrarla vurgulyor. Sınırda onun da pasaportuna el konulacak kuşkusuz. Yani, yapılan Yargıtay itirazı sonunçlanıncaya kadar, şimdilik özgür arkadaşı Mehmet Bozkurt gibi. En azından bugün böyle görünüyor. Duruşma öncesi tutuksuz yargılandıkları için bu durumdan yararlanıyorlar. Ta ki, yapılan itirazların Yargıtay tarafından sonuçlandırılmasına dek... Tabii Yargıtay’nın dosyaları sonuçlandırıp vereceği kararın gününe dek, haklarında yurtdışına da çıkış yasağı olduğunu da biliyorlar.

Kaynak: http://www.hessentoplum.com/Haberler/644.html

Ulusal Kanal - 15 Ağustos 2013

Son Yazılar

Cloudy

11°C

Istanbul