the new diktator istifa225 

Diktatör dün yine özel yaşama müdahale etti!     

İstanbul valisi Mutlu, şöyle buyurdu : "Olayın karanfil bırakmanın ötesinde kamu düzenini bozacak noktaya gelmesi, Taksim'de akmakta olan rutin trafiğin bir saate yakın engellenmesi dolayısıyla, bu şekilde uygun müdahale yapılmıştır.".

Devletin(!) valisine "Yalancı", diyecek halimiz yok ama vali bey'in doğruyu söylemediğine eminiz. Çünkü, dün yapılan müdahale herkesin gözleri önünde yapılmıştır. Müdahaleden mağdur olanlar içerisinde tanıdıklarımız mevcuttur. Şayet, valinin dediği gibi amaç gerçekten de sadece meydanı trafiğe açmak olsaydı, meydan trafiğe açılır açılmaz müdahalenin sonlandırılması gerekirdi. Bu durumda da müdahale en fazla beş dakika sürerdi. Ama, öyle olmamıştır.

İstiklal caddesinde, Sıraselvilerde ve her iki mekanın ara sokaklarında yapılan kesintisiz sert müdahalenin saatlerce sürmesi ve geceyarısından sonra ertesi güne sarkması göstermektedir ki, bu müdahalenin trafikle uzaktan yakından bir alakası yoktur.

Ayrıca polisinizin müdahale şekli, akıllara bir kez daha "Bu kime, neyin kinidir?", sorusunu getirmektedir. Sayın vali, sosyal medyada videosu mevcuttur; yolu açmak amacıyla müdahale ettiğini söylediğiniz polisiniz kendi vatandaşının üzerine "Allah, Allah", nidalarıyla saldırmaktadır. Meydanı trafiğe mi açıyorsunuz, düşmanla savaşa mı gidiyorsunuz?

Kısacası, dün yapılan müdahalenin amacı asla trafikle alakalı değildir. Trafik bahanedir, asıl amaç Taksim'de özel yaşama müdahaledir. Polisin, halka açtık diyerek işgal ettiği Gezi parkından; aniden çıkarak halkın üzerine saldırmasının amacı budur. Bunu Ankara'da yapılan hemen hemen eş zamanlı benzeri müdahaleden de anlıyoruz. Her iki şehirdede içki içilen mekanların, restoranların bulunduğu sokaklara müdahale edilmiş, gaz bombası atılmış, tazyikli su sıkılmıştır.

Kısacası, 22 Haziran 2013 Cumartesi günü İstanbul-Taksim ve Ankara-Dikmen'de estirilen polis terörünün ortak amacı halkın özel yaşamına müdahaledir.

Valiye emri veren diktatör'ün ötekileştirdiği ve düşman gibi gördüğü kitleye mesajı şudur: "Benim istediğim gibi yaşayacaksın, yasakladığım o mekanlara da bundan böyle gidemeyeceksin, aksi takdirde polisi üzerine salarım.".

Kimileri onun olayları neden yatıştırmak yerine tırmandırdığına bir türlü akıl erdiremiyor hatta hala daha ondan medet umarak sağduyu çağırısı yapıyorlar. Oysa o bir diktatör ve tabiatına uygun davranıyor. Açıkça savaş istiyor.

Çünkü, ayaklanmanın ilk günlerinde yaşadığı panik geçipte, bunu ona yaşatanlara karşı bir öfkeye dönüşünce, polis şiddetini artırarak halkı sindirebileceğini düşünmeye başladı. Böyle düşünmesinin en büyük sebebi yaşadığı tüm mezalime rağmen halkın polise hala daha karşılık vermemesidir. Polisin böyle ara ara çıkışlarıyla, göz altılarla eninde sonunda halkı bıktıracağını ve direnişi kırabileceğini düşünmektedir. Yani, zaman içerisinde direnişe katılanların adedinin azalacağı umarak, polis şiddetini sürdürmekten yanadır ve direnişin kontrolünü bu şekilde eline geçirebileceğini hayal etmektedir.

İhtimaldir ki, önümüzdeki Ramazan günleri için de bazı planları vardır. Örneğin, camilerden "Tekbir", sesleriyle çıkabilecek eli sopalı, bıçaklı kalabalıklardan çok korktuğumuzu zannediyor. Bu fotoğrafın bizim zihinlerimizde bir fobi haline geldiğini düşünüyor.

Unutmayalım ki, geçtiğimiz günlerde bunların da provaları yapıldı. "Camide içki içtiler", diye iftira atan bir zihniyetin Ramazan ayı için provokasyon planları yapmadığını düşünmek için saf olmak lazım. Artıracağı polis şiddetini de, "Arkadaşlar, oruçlu; ne yaptıklarını bilememişler", diye aklamaya kalkacağına şüphe yok.

İşte, bu hezeyanlar içerisinde ayaklanmanın ilk günlerinde olayların boyutunu kestiremediği için apar-topar yurt dışına neden kaçtığını unutmuşa benziyor. Eşini de yanına aldığına göre, "Dönüşüm olmayabilir", diye düşünmüş olmalıydı. Yine o günlerde yardımcısı Arınç'ın suratından düşen bin parçaydı, sonradan Arınç'ın o günlerde istifa edip Gül tarafından vazgeçirildiği haberleri duyuldu.

Tüm bu ipuçları gösteriyor ki, asıl gücü gösterdiğinden çok ama çok daha kısıtlıdır. Öyle değilse bile, dünya tarihinde kendi halkının önünde durabilmiş hiç bir ordu yoktur. Halkla inatlaşmaya devam ederse, halkı yenebileceğini düşünerek yanıldığını en acı şekilde öğrenecek ve o mutlu gün Cumhuriyet tarihine şanlı bir zafer olarak not edilecektir.

Direniş zafere kadar sürmelidir, çünkü biz Taksim'de yarın kurulacak olan o güzel ülkenin güneşini gördük bir kere, pes etmek gibi bir niyetimiz olamaz.

resist#yazanadam

Kıymet Nadir BİNDEBİR - 23 Haziran 2013 - Baki Selamlar
http://www.bakiselamlar.com/knb/

Son Yazılar

Rain

18°C

Istanbul