turk polisi demeye bin sahit gazliyorlar225 

1 Mayıs’ı da ‘parçaladık’!

Sabahtan yola çıktık, Etiler’den Beşiktaş’a ineceğiz önce... Çünkü Kadıköy ile Bakırköy kesiminin Beyoğlu (Taksim) bölgesi ile ulaşım ilişkisi kesik.

 TEM üzerinden Levent’e gelindiğinde Barbaros Bulvarı’na girmek kolay...

Biz iki-üç hamleden sonra Dolmabahçe yönüne bir geçit bulamadık.

Ama aralardan Jandarma Kışlası üzerinden askeri lojmanların arasından çıkabildik Barbaros Bulvarı’na...

Herkes birbirinden haber almak istiyor.

AKP iktidarı bu kadar ‘güvenlik tedbiri’ aldığına göre, tümüyle haklı gerekçelere dayanmasa da Taksim’e girilmez diyor.

Evlerinden dışarı çıkmayanlar ise iktidarın valisi tarafından yapılan açıklamayı doğru buluyor. İki arada iki derede...

Ama insanın aklına çok şeyler geliyor...

Başbakan, barış süreci ile esasa dayalı hiç konuşmuyor; her zamanki gibi muhalefete çatıyor, ‘akillerin’ toplantısını izliyor, anketler yaptırıyor.

Karşı taraf ise Başbakan için ‘Gündemi saptırıyor’ görüşünde.

İçki-ayran meselesi tam yeterince tutmadı; hatta birçok espriye konu oluyor Başbakan’ın sözleri...

Kamer Genç’in, Fatma Şahin’e yönelik sözleri gerektiği şekilde tepki uyandırmadığı için mi 1 Mayıs için sokağa çıkan vatandaş gaz yiyor.

Fotoğrafı anlatmaya devam:

Saat 10.00’a doğru Barbaros Bulvarı’ndaki Sait Çiftçi Hastanesi’nin arkasındayız. Hava-İş çalışanları, biber gazının etkisinin giderilebileceğini en iyi bilen gruplardan biri... Çünkü daha önceki grevle ilgili eylemlerinden çok gaz yemişler; tecrübeliler yani...

yalcin bayer biber gazi yedikten sonra

NE KADAR DUYARSIZMIŞIZ!

Gözlerimiz ve boğazlarımız yanıyor... Alerjik olanların hali daha kötü...

O kadar koşuşturma, bağırış, haykırışa karşın bir cam açılsın da su ve süt verilsin veya bir limon atılsın!... Ne kadar duyarsız toplummuşuz.

Aynı zamanda da korktuk!

İnsanlar ‘yardımseverliği’ ve ‘şefkatli olmayı’ unutmuşlar! Pencerelerini bile açamıyorlar.

Ama çok az da olsa iyi insanlar da var.

Apartman girişinde bir hanım beliriyor; elinde peçeteler, sular ve kolonyalı mendiller...

Eczacı imiş... Gerçekten teşekkürü hak ediyor. Az ileride Boğaziçi Tıp Merkezi’nden ameliyat maskesi dağıtılıyor: Ona da helâl olsun!

Bu sıkıntıda gerçek bir 1 Mayıs hediyesi sayıyoruz.

Yine Barbaros Bulvarı kaldırımına doğru giderken, Beşiktaş’a inmek isteyen sendika temsilcileri bir kez daha gazı yiyorlar. Kaçmaktan başka çare yok. Dikilitaş’a inerken köşedeki ‘Cosmetix’ adlı işyerinin çalışanları bizi lavaboya götürüyorlar; çaycı hanım yarım limon uzatıyor ve gözlerimize sıkıyor.

Limon, gazın acısı kadar ağır. 10 dakika dayanmak gerekiyor.

Fotoğrafçı arkadaşımız Levent ve şoförümüz Hasan’la birbirimizi kaybediyoruz.

HINÇ ALMAK!

Yıldız Teknik Üniver-sitesi’nin önündeki üst geçitten Beşiktaş’a doğru üç polis barikatı olduğuna göre... Öğrencilerin, siyasi partilerin ve STK’ların bu barikatları ‘yarması’ mümkün değil. Ama n’olur gaz atılmasın!... Biz Beşiktaş Ihlamur’a doğru hamle yapmak istiyoruz. Ama ellerinde taş bulunan gençlik gruplarına karşı yeni bir ‘bindirme’ yapılınca, bu güzergâhı kullanmak mümkün olmuyor.

Artık herkes yorgun ve bitkin...

Polis benim neden düşmanım olsun. Ben ona hiç öyle bakmıyorum.

O genç polisler, neden bu kadar ‘gaddar’ ve ‘hınç içinde’ olabiliyorlar?

Kimler her iki tarafı bu kadar sevgisiz hale getirdi?

İktidar nasıl bu kadar inat içinde olabiliyor?

Aklıselim sahibi olmak o kadar zor mu? İdareciler makul olamıyor, doğruları iktidara gösteremiyorlar.

Bunların ardında hep ‘korkular’ yatıyor.

LİMONDAN BAŞKA SÜT!

Son gazı, su almak için girdiğimiz YTÜ’nün karşısındaki Biyer Büfe’de yiyoruz. Galiba en şiddetlisi buydu... Büfeden bize süt veriyorlar; yüzümüzü sütle yıkıyoruz. Limondan daha iyi ‘koruyucu’ olduğu fark ediliyor.

Artık ağlayan kız ve kadınların duygularını aktarırken neler söylediklerini anlatmaya gerek yok.

Hâlâ sendika ve öğrenci grupları Beşiktaş’a gitmeye çalışıyor.

Direnirsen ‘Al sana biber gazı’.

Hiçbir uyarı yok.

Kaldırımdan Levent istikametine yürürken, en güvenli yerin Sabah gazetesinin önü olduğunu anlıyoruz. Burada biraz nefesleniyoruz. Son altı yıldan beri hiçbir olay olmuyordu 1 Mayıs kutlamalarında...

‘Kürt açılımı’ ve buna bağlı ‘barış süreci’nde bu 1 Mayıs yasakları iktidara hiç yakışmadı.
DİSK Başkanı Kani Beko’nun “Yolları açın evimize gidelim” çağrısı günün en anlamlı mesajı oldu, tabii anlayana...

GÜNÜN SÖZÜ!

“Yolsuzluk yapmak sadece yetim hakkı yemek, ihaleye fesat karıştırmak, banka hortumlamakla olmuyor. Bu milletin sırtından her sene 50 katrilyon lirayı toplayıp, götürüp dış güçlere faiz olarak vermek de en büyük yolsuzluktur. Yetim hakkına doğrudan doğruya göz dikmektir.”

(SP GİK üyesi Genel Başkan Başdanışmanı Dr. Fatih Erbakan)

1 Mayıs’ın da tozu alındı!

“EMEKTEN yana olduğunu söyleyen bazı sendikalar emek düşmanlarının yanında mı, yoksa emekçinin yanında mı yer alacak, emekçinin 1 Mayıs’ını da parçalattırmalarına izin verecekler mi” diye düşündüm epeyce.

Bu ülkenin sağının, bu ülkenin soluna hangi pencereden baktığını göstereceği için çok önemliydi.

Doğru görmüşüm, düşündüklerim aynen karşıma çıktı.

İşte, bu ülkenin tozu böyle alınıyor. (Ş.Ç.)

Yalçın BAYER - 02 Mayıs 2013 - Hürriyet

Son Yazılar

Cloudy

15°C

Istanbul