cem dikmen tgb denizli225

1 Mayıs Birleşmeme, Mücadele etmeme ve Dayanışmama günü mü?

Tarihte ve günümüzdeki 1 Mayıs’lar!

1 Mayıs’a yaklaştığımız şu günlerde işçi sınıfının ve emeğin tarihsel gelişimini ve günümüze yansımalarını incelemenin, “1 Mayıs kutlaması nasıl olmalıdır?” sorusuna en doğru cevap olacağını düşünüyorum.

İnceleyeceğimiz tarih aslında 1 Mayıs’ın ortaya çıkış tarihidir. Genel anlamda emek hareketi tarihi, daha önceki yüzyıllardan itibaren incelenmeye başlanması gereken, daha ayrıntılı ve derin bir konu olacaktır.

İlk kez 1856′da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. Ardından 1 Mayıs 1886′da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat olan çalışma saatlerini 8 saate indirmek için Chicago’da iş bırakma eylemleri düzenledi. Bu eylemlere toplamda yarım milyonun üzerinde işçi katılmıştır. Yine Kentucky’da yapılan eylemlere 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi katılmıştır. O sıralar kent parkları siyahlara kapalıyken bu eylemler sonrası işçiler beraberce ulusal parklara yürümüş ve önyargıların yıkıldığı tarihi anlardan biri yaşanmıştır.

14 Temmuz-21 Temmuz 1889′da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verilmiştir. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılmıştır.

1 Mayıs’ın ortaya çıkışında hiç şüphesiz en çok dikkat çeken siyah-beyaz önyargısının kırılması ve ortak paydada birleşmenin temellerinin atılması olmuştur. İşçi sınıfının, toplumsal ayrılıklar gözetilmeksizin verdiği emek mücadelesi, toplumsal dinamikleri birleştirmenin hiç şüphesiz tutkalı halindedir.

Peki günümüzde 1 Mayıs’lar nasıl kutlanıyor?

Günümüz Türkiye’sinde 1 Mayıs kutlamaları özellikle son 10 yıl içerisinde, işçi sınıfının haklarından çok, etnik kökenlerin ön plana çıkarıldığı, toplumsal dinamikleri birleştirerek işçi sınıfının sorunlarını çözmek yerine bu dinamikleri parçalayarak işçi sınıfının terk edildiği 1 Mayıslar haline dönüştürülmüştür. Maalesef bu sorun işçi sınıfın alanlara çıkmasının önündeki en büyük engellerden birisidir. Hepimiz hatırlayalım, Taksim’de ve daha birçok yerde kutlanan 1 Mayıs’lar BDP’nin önderlik ettiği bir işçi bayramı olabilir mi? Bununla birlikte geçtiğimiz sene AKP’nin önderlik ettiği, iktidara yakın sendikaların ve bakanın katıldığı bir 1 Mayıs işçi haklarını ne ölçüde savunabilir? Sorun BDP’nin ya da AKP’nin katılımı değildir. Esas sorun işçi sınıfına bırakılmayan işçi bayramıdır. Bunun sebebi çok açıktır. İşçi sınıfı birleştirir, emperyalizm ve işbirlikçileri böler! Bugün yaşanan kürsü kavgaları, bir grubun Türk bayraklarının alanda olmasından duyduğu rahatsızlık bunun açık bir ifadesidir. Fakat bu duruma en iyi cevabı yine işçi sınıfı vermektedir. 2012 yılının sonlarından ve 2013′ün başlarından itibaren yükselen işçi hareketi, kullandığı argümanları ile, birleştirici yönünü tekrardan topluma aşılamıştır. Şişecam işçilerinin fabrikanın çatısından gösterdiği Atatürk portresi ve haykırdığı Mustafa Kemal’in askerleriyiz sloganları, Yatağan işçilerinin keza aynı sloganları ve kararlılığı, BMC işçilerinin aylardır süren direnişi, daha önceki senelerde Tekel işçilerinin direniş çadırlarında pekiştirdiği Türk Kürt kardeşliği ve vurguları bugün toplumu bölmek isteyenlere verilen en güzel cevaplardır.

1 Mayıs’ın ve işçi sınıfının kurtuluşu neye bağlıdır?

Biraz önceki tespitlerimizde yükselen bir işçi hareketinden bahsetmiştik. Fakat ülkemizdeki siyasi hayatı anlatmak için bu yetersiz bir tespit olacaktır. Bugün yükselen bir işçi hareketinin yanında yükselen bir Cumhuriyet hareketi de vardır. Geçtiğimiz sene 19 Mayıs’ta Diriliş Yürüyüşümüzle başlayan; devamında 16 Eylül’de Hatay’da, 29 Ekim’de ve 10 Kasım’da Ankara’da, 13 Aralık’ta ve 8 Nisan’da Silivri zindanlarının önünde birleşen halk; barikatları yıka yıka Cumhuriyet devrimini yeniden kurmak için tarih sahnesine çıkmıştır. 23 Nisan’da ki büyük birleşme bu sürecin ne kadar başarılı ilerlediğinin bir göstergesidir. Bahsettiğimiz tarihler ve eylemler Türkiye’deki iki koldan yürüyen, AKP’yi devirme hareketleridir. İşte, başarı da bu iki hareketin birleşmesiyle gerçekleşecektir. İşçi sınıfının kurtuluşu milli, halkçı ve proletaryanın yönetimde olduğu bir hükümetin yani Milli Hükümetin varlığıyla mümkündür. Emperyalizmle işbirliği içinde olan bir hükümetin, işçi sınıfının haklarını savunacağını düşünmek hayalden ibarettir. Bu sebeple işçi sınıfının ve 1 Mayıs’ların kurtuluşu için AKP iktidarını devirme irademiz meşruluğunu kazanmıştır.

İşçi sınıfı Cumhuriyet’e, Cumhuriyet işçi sınıfına mecburdur!

Yukarıda da belirttiğimiz gibi işçi sınıfının kurtuluşu, milli demokratik devrimimizi tamamlamamıza bağlıdır. Tamamlamak dav atan ve emek mücadelelerinin birleşmesine bağlıdır.

Peki nasıl gerçekleştireceğiz bu birleşmeyi? Bugün gerçekleşen tüm işçi hareketleri Atatürkçü, vatansever ve devrimci yurttaşlarımızın hareketi demektir. Bu sebeple işçi sınıfının mücadelesine katılımımız, desteğimiz; omuz omuza mücadelemiz ve işçi sınıfına sahip çıkmamız hayati önemdedir.

Tekel, Yatağan, Şişecam, THY, BMC işçilerinin eylemleri ve taşeronlaşmaya karşı direnişlerde omuz omuza verdiğimiz mücadele aynı zamanda bir vatan savunmasıdır. “Tekel vatandır, vatan satılamaz” sloganının, Tekel direnişinin en önemli sloganı olması bunun en büyük göstergelerindendir.

Yükselen halk hareketinde, işçi sınıfının izleyici değil katılımcı olması, 29 Ekim’lerde omuz omuza yıktığımız barikatlar, işçilerimizin vatan savunmasında olduğunun bir göstergesidir. Bu birleşme tarihin akışındandır ve bu akışı hiçbir kuvvet engelleyemez!

1 Mayıs birliğin, beraberliğin ve dayanışmanın günüdür. 1 Mayıs’ı bölücülerin ve gericilerin elinden kurtaracağız! 1 Mayıs’ta meydanlarda Türk Bayraklarımızla işçinin, emekçinin; bizim bayramımızı kutlayacağız! Haydi, 1 Mayıs’ta alanlara!

Cem DİKMEN (TGB Denizli Başkanı) - 30 Nisan 2013 - TGB Denizli

Son Yazılar

Cloudy

11°C

Istanbul